phishing
Julia Gül Arslan

Julia Gül Arslan

EVRENSELLİK ÖZLEMİ

KEŞKE, KEŞKE, KEŞKE! ...

 

 

Evine gidemeseniz bile her gün en az iki kez aradığınız, sabahları ilk iş hatırını sormak istediğiniz, bir gün telefonunuza cevap vermezse, ya da kapısını çaldığınızda size kapıyı açmazsa diye her an korktuğunuz annenizi bir gün ziyarete gidiyorsunuz…

Aksilik bu ya telefonunuz çalıyor. Anneniz yine sinirleniyor.

“Yine mi telefon? Bıktım senin bu görüşmelerinden…” diyor.

 

***

Annenizi ziyarete gidince sadece O’nunla ilgilenmenizi talep etmesini de çok normal karşılamamız gerekiyor. Herkes gibi O da kendini özel hissetmek istiyor.

Gelen telefondaki arkadaşa, başka arkadaşımı, Ferhat Bey’in nasıl olduğunu soruyorum.

O da bana; “O’nu kaybettik, altı ay oldu diyor…” diyor.

Nasıl yani, nasıl olur diyorum.

“Hastalandı, hastalık yer yanına yayılmıştı, geç kalınmıştı...” diyor.

 

***

Dev gibiydi, henüz kırk yedi yaşındaydı.

Haberi duyunca adeta şoka girdim.

İnanamadım.

Genç yaşta ölüm kadar kötüsü yok sanırım.

“Daha yapacağı, yapacağımız çok şey vardı…” diyorsunuz.

Hayatınızın adeta elinizden kayıp gittiğine şahit oluyorsunuz.

Keşke cümleleri kurmaya başlıyorsunuz.

O’nunla yaklaşık 2010 yılında falan tanıştık. Batı Trakyalılar Derneği başkanlığını yapıyordu. Adeta dernek için yaşıyordu.

Dernek için görüşmediği politikacı hemen hemen yoktu.

 

***

O kadar faal birisiydi ki. Bana durmadan “Avustralya Dostluk Derneği” kuralım derdi. Beni düzenlediği “Avustralya Dostluğu” adına gerçekleştirdiği konferanslarına hep çağırırdı. 

Durmadan konferanslar düzenler, hatta Avustralya ve Yeni Zelanda elçiliklerinden elçileri ve en üst yetkilileri çağırırdı. Hepsi de gelir, dostluk adına sözler söylerlerdi.

İki kez, Anzak’ların 24 -25 Nisan tarihlerindeki Şafak törenleri için Çanakkale’ye gittik. Nerede nasıl rol alacağını çok iyi bilirdi. 

Çok çalışırdı. Dernek adeta evi gibiydi. Herkese kibar davranırdı.

Adeta ara buluculuk da yapardı.

Dernek adına insan ilişkileri ağını kurmuştu.

Kiminle nasıl çalışması gerektiğini çok iyi bilirdi.

 

***

Hastalığından hiç ama hiç bahsetmedi.

O nedenle, O’na çok ama çok alındım,

O’nu soz kez göremedim, vedalaşamadım.

O’nun kaybı çok, ama çok erken oldu.

Tanrıdan rahmet diliyorum….

***

 

O’nun bana son sosyal medya mesajı şöyleydi:

“Doğum günün kutlu olsun. Sağlıklı uzun yaşam dilerim… Selam ve saygılar.”

Keşke diyorum;

O’nu daha çok arayabilseydim ara sıra hatırını sorsaydım diyorum. Etkinlik yapmasak da ara sıra buluşup çay içmeye davet etseydim diyorum.

O’nu görmek için vakit bulabilirdim ama nedense olmadı.

Hayat ne kadar hızlı akıyor değil mi?

Yakınlarımıza yeterince zaman ayıramıyoruz.

Keşke tekrar geri gelse,

Keşke şu çok istediği derneği kurabilseydik,

Keşke yaşasaydı da, ülke için ne yapacaklarımızı yine uzun uzun tartışabilseydik diyorum.

 

***

 

Keşke… Keşke… Keşke dememek için;

Yakınlarımızın kıymetini geç olmadan anlamak için, 

Bugün kaybetmiş gibi, ama yarın yine geldiğinde, nasıl davranacağınızı iyi düşünüp,

Henüz hastalanmadan, hastalanmış gibi,

Henüz kaybetmeden, kaybolmuş gibi,

Yokluklarını henüz kaybetmeden hissetmeliyiz.

Yakınlarımızın bizimle vedalaşmadan aramızdan ayrılmamaları için onları çok ihmal etmeyelim derim…

Sevgili Ferhat Akgül Bey, oralardan bir yerlerden bizi görüyorsanız ne olur ilgisizliğimi affediniz…

Sizleri bilmem ama benim en sevmediğim söz keşkedir.

Keşke, keşke bu yazıyı yazmak zorunda kalmasaydım,…

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar