ATATÜRK VE LAİKLİK DÜŞMANLIĞI ve ‘DÜNYA İSLAM...
Julia Gül Arslan

Julia Gül Arslan

EVRENSELLİK ÖZLEMİ

ATATÜRK VE LAİKLİK DÜŞMANLIĞI ve ‘DÜNYA İSLAM BİRLİĞİ’ PROJESİ! (3)

27 Temmuz 2017 - 15:47

ATATÜRK VE LAİKLİK DÜŞMANLIĞI ve ‘DÜNYA İSLAM BİRLİĞİ’ PROJESİ! (3)

 

(Dünden devam) Önceden tarafsız ve fikirsiz olanlar şimdi birer Atatürk düşmanlığı konusunda militana dönüşmüşlerdir/dönüştürülmüşlerdir. Özellikle referandum öncesi ve hemen sonrasında devam eden Atatürk’e yapılan korkunç boyuttaki ve hatta çirkin suçlama ve iftiralar Derin Tarih programı yapımcılarının savcılıktaki soruşturmalarından dolayı biraz gerilemiştir.

Eminim, çoğu Atatürkçü yıllardır sinsice Atatürk’e karşı iftira ve nefret toplantıların farkında bile değillerdir. Atatürkçüler elbette bu toplantıları merak edip gitmiyorlardı ve kendi yarattıkları dünyalarında yaşıyorlar yerleştikleri yeni vatanlarında başarılı olmanın derdindeydiler. Bu da normal bir davranıştı elbette. Çünkü yurtdışına giden yüksek tahsilli liberal ya da Atatürkçüler daha iyi işlerde çalışıp, genelde Türkiye’den giden vatandaşlardan uzak yaşıyorlardı. Türklerin sık yaşadığı gettolarda yaşamıyorlardı. Gittikleri ülkede birbirine muhtaç gruplar ile muhtaç olmayan gruplar arasındaki uçurum gittikçe açılıyordu. Birbirine kenetlenmemiş bu toplum olmamanın dezavantajlarını her zaman yaşamaya mahkumdu ama bunun vereceği zarar milli duyguları zayıf ya da zayıflamış kişiler için sorun yapılmıyordu. Kişi kendi kişiliğine düşkünse ya da değilse ya da benliğinin ne kadar atomize olup olmadığına bağlı olarak geldiği topraklara karşı geliştirdiği tavır da elbette farklı olacaktı.

YURTDIŞINDAKİ TÜRKİYE VATANDAŞLARI

Türkiye tarafından, yurtdışında yaşayan vatandaşları için neden göç ettiği -yaşadığı ülkeye adapte olmalarına dair herhangi bir çaba verilmez ya da en azından yaşadığı ülkenin dilini öğrenmesi için herhangi bir teşvik yapılmaz da, kurtarıcısı olduğu bir milletin lideri Atatürk ve kurduğu cumhuriyetine karşı düşmanlık aşılanırdı? Türkiye dışında yaşayanlar için neden, ‘yaşadığınız ülkede başarılı olun’ diye bir çaba verilmez de, sistematik bir biçimde Atatürk’ ve cumhuriyetimize kendi vatandaşları eliyle sayısız bir şekilde ithamlar-aşağılamalar ya da suçlamalarda bulunuyordu? Bu şekilde dünya da başka bir millet var mıdır sizce?

Bütün bunlar beni 2000 yılından beri kemirmeye başladı. Türkiye cumhuriyetine ve Atatürk’e kindarlık ve itham edici sebepleri, nedenini bir türlü çözemiyordum ama neden Atatürk’ü sevmemiz gerektiğini uzun uzun araştırıp bu kişilere kendi olanaklarımla anlatmaya çalışıyordum. Hatta bu çalışmamı Çanakkale Savaşı ile de bütünleştirerek bazı doküman-broşür-kitap çalışmalarıyla kalıcı yapmaya çalışıyordum ama meğerse boşunaymış. Çünkü bu kişiler( adeta birer militan gibi) dernek, tarikat,…çatıları altında ya da bazı evlerdeki toplantılarda özel olarak yetiştiriliyorlarmış. Peki ama neden durup dururken kendi kahramanına bir millet bu kadar kindar kılınır ya da iftira atılmaya çalışılırdı?

***

Dünya düzeninin kurguladığı ve resmen 1914’lerde başlatılan, yaklaşık 100 yıldır bitmeyen/bitmesi istemeyen/bitirilemeyen Orta-Doğu’daki doğal kaynakları ( Petrol-Gaz,Su,…) kapma savaşı, 2001 yılındaki İkiz kulelere yapılan saldırıdan sonra Birinci Körfez savaşı ile tekrar başlatılırken, özellikle, bazı Avustralyalıların da savaşa karşı olmaları ve benim de bu konudaki karşı olma duyarlılığıma olumlu etkide bulundu. Yapılan gösterilerinde-mitinglerinde ben de kendi çapımda, Atatürk’ün ‘Yurtta Barış Dünyada Barış’ sloganını etrafa yaymaya çalışıyordum. Ardından daha detaylı projeler gerçekleştirmek için, 2004 yılında da bir dernek kurdum; ‘Atatürk’ün Çocukları Derneği’.. (Bir süre sonra Avustralya kültürüne Türkleri daha kolay anlatabilmek ve yakınlaştırabilmek için bu derneğin adını Avustralya Gelibolu Dostluk Derneği olarak değiştirmiştim) Derdim, 2001 yılında geliştirilen İslam karşıtlığına karşı ve Türkleri sadece İslam kimliğine oturtma çabalarıyla Atatürk’ün öngördüğü Türkiye’yi tanıtmayı tasarlamıştım.

***

Dünya tarihinin önemli kilometre taşlarından birisi olan 2001 yılı, Türkiye, Türkler ve benim için de bir dönüm noktası oldu. Bu tarihten itibaren, adeta çalışma hayatıma ara verip öğrenim hayatına tekrar başladım ve kendi çapımda da olsa Türkleri sadece Müslüman kimliğinden ziyade çağdaş Atatürk Türkiye’sini tanıtmak için, aldığım kursların yardımıyla internet ortamında ve uluslararası arenada minik minik tanıtma çabalarına girdim.

Kısıtlı çaptaki çeşitli faaliyetlerimi halka duyurma konusunda çok zorluklar yaşadım. Çünkü duyurularımı Avustralya’daki çoğu Türk medyası(!) çoğu zaman görmezden geliyor hatta özellikle duyuru yapmıyordu. İginçtir, çalışmalarıma oradaki yerel Avustralya medyası daha saygılı bir biçime yer veriyordu ama Türk medyası büyük bir çoğunlukla ( ısrarlarıma rağmen) çalışmalarıma ve duyurularıma yer vermiyordu ve dolayısıyla çalışmalarımı duyuracak ya da beni destekleyecek mecra bulamıyordum.

( Bu konudaki çabalarımın karşılıksız kalması adeta travmatik seviyesindedir)

***

Bu dönemde, çok ilginç bulduğum bir olgu nedir dersek, şu şekilde ifade etmek isterim;

Avustralya medyasında ya da Türkiye dışındaki medyada İslam karşıtlığı ya da Müslümanların potansiyel suçlu olarak gösterilme çalışmalarına karşılık Türkiye’deki veya Türkiye’den yurtdışına giden vatandaşlara daha derin, daha koyu ve hatta fanatik Müslüman olmaları için verilen çabalardı.

( sık sık yurtdışından getirilen konuşmacılar-etkinlikler-açılan okullar ve hatta Avustralya üniversitelerinin bünyesinde açılan kürsüleri ve tarikat okulları …) (Devam edecek)

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar