KASITLI ve PLANLI MEDENİYETLER ÇATIŞMASININ KÖRÜKLENMESİ...
Julia Gül Arslan

Julia Gül Arslan

EVRENSELLİK ÖZLEMİ

KASITLI ve PLANLI MEDENİYETLER ÇATIŞMASININ KÖRÜKLENMESİ OPERASYONU!

08 Haziran 2016 - 15:21

 

 

 

2001 yılındaki İkiz kule saldırısının hemen ardından, Türkiye’nin dışında Müslüman karşıtlığı körüklenmeye başlandı, Türk dünyasında ise cemaatler ve hükümetler aracılığıyla daha fazla, daha fazla Müslüman olalım diye bir tam tersi bir körükleme söz konusu olduğuna hep birlikte şahit olmadık mı, her gün olmuyoruz mu?

Müslüman karşıtlığının bir proje olduğunu yurtdışına daha bariz hissediyorsunuz. Genç kızları asla başını bağlamayan bir ülke iken görüyorsunuz ki artık anaokulları bile başörtüsü takılan bebeklere uzanan yolun şifrelerini siz görüyorsunuz ama Batı dünyasına kapatılmış - içe kapanmışların bunu görmesini nasıl sağlayacaksınız. Esas mesele bu!

 

BİR KOMEDYEN İZLEDİM, HAYATIM DEĞİŞTİ!

2001 yılında hemen ikiz kulelere saldırının ardından Avustralya medyasında sürekli Müslümanlık-İslam karşıtlığıyla karışık dini farklılıktan kaynaklana kültürel farkındalık yaratmaya dair; yorumlar, yazılar, programlar, etkinliklerle, belgesellerle,… adeta Müslümanlar  potansiyel suçlu olarak ilan edildi ve Müslümanlardan bir saldırı gelirse nasıl korunulacağı konusunda programlar yapıldı.

Bu yıllarda benim hayatımı en çok etkileyen şey ise çok sevimli bir İtalyan asıllı Avustralyalı komedyen oldu. Tesadüf bu ya, bir iş çıkışı komedi gösterisini izlemeye gidiyorum ve komedyen şöyle bir yorum yapıyor. (güya espiri!…)

“Aranız da hiç Türk var mı?”  (...Sesimi çıkarmıyorum)

“Onları aranızda ya da şehir hayatında göremezsiniz, onlar genelde Broadmeadows’da yaşarlar….”

(Broadmeadows Avustralya’nın Viktorya eyaletinin en çok işçilerin yaşadığı, çoğunlukla  düşük gelirlilerin bölgesidir.- Genelde bir araba fabrikasında çalışanlar orada yaşarlar –aşağılanan bu kesimin ürettiği arabalara binen zenginlerin küçümsediği semt!!!)

“Anneleri başının bağlar, evde oturur. Babaları da kebapçı olur.”   (…Küçümseyerek!)

 

TÜRKİYE’NİN İMAJINI İNTERNET ORTAMINDA YAYMA ÇALIŞMALARINA BAŞLADIM

Ben bu sözlerden çok etkilendim. Kişiliğime laf edilmiş gibi hissettim. Ardından sözleşmeli olarak oldukça iyi gelirler sağladığım işlerimi geride bırakıp yeni bir eğitim alanına yöneldim. Bu eğitim ‘Multimedia’ denilen ve  web tasarımı-grafik-internet yazılımları–video yapımı, …gibi alanları içeren bir program sisteminde eğitim alarak;  Türklerin dünyaya sadece Müslüman kimliğinin olmadığını Atatürk Türkiye’sini- laik ve çağdaş  bir Türkiye imajını internet ortamında yayma çalışmalarına başladım. Toplum yararına çalışan, Avustralya-Gelibolu Dostluk Derneğini kurdum ve hemen ardından göçmenlik serüvenlerinin 40. yılını kutlayacak olan Türklerin bu aşağılanan bölgeden (Hume/Bradmedows’dan) çıkmış başarılı Türklerin hayat hikayelerini, İngilizce dilinde Avustralyalılara anlatabilmek için bir röportaj kitabı yayınladım.

Önce, bu çalışmayı sadece başarılı kadınlara yönelik tasarladım ancak kadınlarımız bu çalışmaya ilgi göstermeyince kadın ve erkek olarak karışık bir kitap hazırladım.

 

-HUME BÖLGESİNDE YAŞAYAN 40 YILDA 40 BAŞARILI TÜRK’ÜN HİKAYESİ-

 (Bir komedyen tarafından aşağılanan Türkler adına onurumuzu kurtarmak bana kalmış gibi gece gündüz bazen 24 saat uyumadan, yaklaşık bir yıl üzerinde çalıştığım bu   kitap için onurunu kurtarmaya çalıştığım Türkler tarafından aman ne desteklendim bilseniz!

Bırakın sponsor bulamamayı, sözde Türk ve Türkçü bir basımevimiz bana bir fatura çıkardı dudaklarınız uçuklar! )

Bu kitabın tanıtımında hiçbir Türk gazeteci ve radyocu program bile yazmazken Avustralyalı gazetelerde haberini yapmayı hatta fazla  bir çaba vermeden başardım.

Avustralyalı gazeteciler; Kebap algısına karşılık Türklerin Başarı Hikayesi gibi başlıklar attılar. Ve hala Türk medyası bana arkasını döndü.( Neden dersiniz?

….Eminim bildiğiniz meselelerdir…başak bir konunun başlığıdır bu!)

…Ayrıca bu kitapta başarılı iş adamalarına da yer verdiğim halde hemen hemen hiçbir iş adamı desteklemedi, cebimden harcamalarımın yanı sıra giden bir yılım ve zorlukla kazandığım profesyonel hayatıma 3 yıl ara verdiğim için kaybolan iş hayatıma bunlar değer miydi diye soramıyorum bile! ( bilgisayar  programlama biraz da konunun çok iyi uzmanı değilseniz ara vermeyi kolay kolay affetmez) bütün ….)

Burada vurgulamak istediğim Türkiye’nin yurtdışındaki imajının Atatürk Türkiye’sinden soyutlamaya çalışan Batılılara ve Atatürk düşmanı Türklere karşı Türkleri savunmaya çalışmak insanın adeta ömrünü kemiriyor.

(Bütün bunlardan bana ne ise! Annemin dediği gibi; “Koca Türkiye’yi ve Türklerin onurunu sen mi kurtaracaksın?”

 Hem de modern Türkiye geleceğinden yararlanacak bir çocuğum bile yokken….)

Öte yandan bazı  adam/lar çıkıyor, siz ne yaparsanız yapın verdiği olumsuz Türkiye ve Türklük için imajı tüm dünyaya ışık hızıyla yayılıyor.

Siz kala kalıyorsunuz. Adeta iğne ile kuyu kazanıyorsunuz…

 

MEDENİYETLER ÇATIŞMASI MI DEDİNİZ?

Müslüman Karşıtlığının en büyük sebebi bir adam ve görüşü;

“Siyaset ve strateji bilimi alanının pirlerinden olan Yahudi asıllı Amerikalı Samuel Huntington, özellikle 11 Eylül (2001)den sonra hep gündemde kalmıştır.

Medeniyetler Çatışması, Samuel Huntington tarafından işlenen, Soğuk Savaş sonrasına tekabül eden 1990'lı yıllardan itibaren uluslararası ittifak ya da ihtilaflarda belirleyici olan unsurun politik ya da ekonomik ideolojiler değil, medeniyetler olmaya başladığını ve 21. yüzyılda da bu trendin devam edeceğini ifade eden bir tezdir.

Huntington bu tezini ilk olarak 1993 yılında Foreign Affairs adlı akademik dergide yayınlanan bir makalesinde ele almış, ardından da 1996 yılında çalışmasını genişleterek kitaplaştırmıştır. Huntington, dünyanın dikkatini, 1993 yılında ABD'de Foreign Affairs dergisinde yayımladığı ve Türkçe'ye ‘Medeniyetler Çatışması mı?’ (1993) adıyla çevrilen, ‘The Clash of Civilizations’ (1993) başlıklı makalesiyle çekti. Huntington, anılan makalenin genişletilmiş şekli olan ‘The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order’ (1996) adlı ünlü eserinde, 1900 ile 2000 yılları arasını inançlar bakımından tahlile tâbi tutmuştur. Huntington, kabile dinlerinden, tektanrılı büyük dinlere kadar bütün inanç sistemlerini, 1900 ile 2000 yılları arasındaki yüz yıllık seyirleri bakımından incelemiştir.

Yaptığı tahlilde iki nokta dikkat çekicidir. Bunlardan ilki, İslam ile ateizm dışında bütün inançların düşüş sergilemiş olmasının tespitidir. Bu tespit bize gösteriyor ki, her şeye rağmen, hiç kırılmadan sürekli yükselme gösteren tek din, İslam dinidir. Huntington bundan, özelde ABD’nin, genelde Batı'nın bugünkü politikalarını yönlendiren sonuçlar çıkarmıştır.”  (Alıntıdır)

 

 

KİMSE KİMSENİN DERTLERİNİ OKUMAK ZORUNDA DEĞİL

Sonuçta; Samimi Atatürkçü Türkler, yaklaşık 20 yıldır sözde İslam düşmanlığı konusunda; hem içindeki bazı Türk Müslümanlarına, hem de dışarıdaki Batılı Müslüman karşıtlarına karşı bir onur mücadelesi yapmak zorunda bırakılmışlardır.

Bu mücadele kişisel çapta kalsın ve büyük kitlelere ulaşmasın diye yine aynı biçimde hem  Türk Müslümanları, hem de dışarıdaki Batılı Müslüman karşıtları karşı çok çaba vermişlerdir/ veriyorlar aynı zamanda da  kendi vatandaşları tarafından cezalandırılıyorlar.

Bana verilen ceza ne mi oldu?

Bu çok uzun bir konu! 

Kimse kimsenin dertlerini okumak zorunda değil elbette….

İşte burada, Samuel Huntington’un en çok bir haklı olduğu konu belki de;

Müslüman Medeniyeti kendi ayağına kurşun sıkan ya da bindiği/bineceği dalı kesen tek medeniyet olsa gerek!

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Aytuner Akbas
    4 yıl önce
    Bildigin yolda ilerlemeye devam et.Turkiyeyi kurtarmaya bak.Annen gurur duyuyordurda ana yuregi iste.Calismalarinda basarilar dilerim.Sevgiler.

Son Yazılar