ŞİDDETİN KADIN YÖNÜ
ESRA FİLİZ

ESRA FİLİZ

ESRA'NIN BAKIŞI

ŞİDDETİN KADIN YÖNÜ

04 Ağustos 2020 - 10:12


Sahi, o çok duyduğumuz ‘’Tarih tekerrürden ibarettir.’’ lafları sadece Tarih konusunda kalıplaşmış değil midir? Ya da tekerrürden ibaret olduğunu düşündüğümüz tek şey Tarih midir? Bu soruların cevaplarına bir türlü son noktayı koyamıyoruz. Aksine daima üç nokta koyuyoruz ve gelecek sarsıcı haberlerle alt üst olmaya devam ediyoruz. Öyle ki tekerrürden ibaret olan tek şeyin Tarih olmadığını göstermektedir şiddetler ve neticesindeki ölümler bizlere. Şiddetin birçok türü vardır ancak en yaygınlarının iktisadî, politik, cinsel/ cinsiyete yönelik, kültürel, dinî şiddetler, bilgi şiddetleri ve siber zorbalık olduğunu söylemek yanlış olmaz. Şiddete maruz kalanların çoğunluğunu ise gündemden de anlaşılacağı üzere kadınlar oluşturmaktadır. 
Geçmişten günümüze bakıldığında kadının toplumdaki yeri ve öneminin, ona biçilen rollerin toplumdan topluma değişiklik gösterdiği gözlemlenmektedir.  Kadın, kimi toplumlarca hor ve hakir görülen, güçsüz ve aciz bir varlık olarak nitelendirilirken kimi toplumlarca önem ve değer verilen bir varlık olarak görülmüştür. Kadın, yaşama yön veren, insanlığı başlatan, değerli, güçlü bir varlıktır. Dolayısıyla ona saygı göstermek, onu örselememek, bir tercihten öteye zorunluluktur. Bu noktada toplumsal cinsiyet kavramına temas etmek de yerinde olacaktır. Toplumsal cinsiyet, toplumun kadına verdiği görev ve sorumluluklar, toplumda kadının nasıl görüldüğü, algılandığı ve beklentileri ile ilgili bir kavramdır. İşte bu kavram sayesinde toplumda kadına yüklenen anlam daha belirgin hale gelmektedir. Toplumda kadın-erkek denkliğini ve o toplumun medeni olup olmama seviyesini gösteren ön koşul kadının yeridir. Yani bir toplumda kadına ne kadar değer veriliyorsa toplum o kadar uygardır. Ancak gündemde yer alan kadına şiddete ve kadın cinayetine yönelik haberlerin sıklığı toplumların bu konuda ne kadar sıkıntılı dönemler geçirdiğini de gözler önüne sermektedir. Özellikle son dönemde gündemdeki yerini alan Pınar Gültekin (27) olayı, insanları oldukça etkilemiştir. Canice katledilen Gültekin’in cesedi, 16 Temmuz'da kaybolduktan 5 gün sonra bir varil içerisinde yakılmış ve üzerine beton dökülmüştü. Bu kan donduran olay, kadına şiddet sloganlarının ve protestoların tekrar gündeme gelmesini sağlamıştır.
Kadın cinayetlerinde ve kadına yönelik şiddette gelinen nokta ortadadır. Veriler son bir ayda 36 kadının öldürüldüğünün bilgisini vermektedir. Sebepler –ki günümüz yasalarınca hiçbir sebep/suç, ölmeyi yahut öldürülmeyi, şiddet uygulamayı yahut şiddete maruz kalmayı meşrû kılmamaktadır- farklı farklı ancak genellikle son hep aynı: Ölüm. Asıl önemli olan ise dur durak bilmeyen bu türden problemlere getirilebilecek alternatif çözüm önerileridir. Kadına yönelik şiddet adı altında türlü platformlar kurulmuş, protestolar, konferanslar gerçekleştirilmiştir ve gerçekleştirilmeye de devam edilmektedir. Fakat art arda gelen kadın cinayeti ve kadına şiddet haberleri, tüm bu çabaların yetersiz ve etkisiz olduğunu göstermektedir.  Eğitim ailede başlar çevrenin etkisiyle sürdürülür, demişler. Tüm bu olaylar değerlendirildiğinde şiddete eğilimli bireylerin sağlıksız bir aile yapısında yetiştiği gerçeğini ön plana çıkarmaktadır. Asıl dikkat çekilmesi gereken nokta da aile kurumu oluyor bu açıdan. Toplumdaki sağlıklı aile yapısına sahip bireylerin arttırılması, canlılara ve çevreye duyarlı bireylerin arttırılması da demektir. Bunun dışında şiddet yaptırımlarında daha caydırıcı bir tutum yolunun tercih edilmesi de etkili bir yöntem olacaktır. Bir çözüm yolu bulana kadar tüm alternatifleri denemekten başka bir çare görünmemektedir. Bu yolda bıkmadan usanmadan mücadele etmekten ve tekerrüre son vermekten başka da…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum