Sahabe hassasiyetinin terk edildiği, Müslümanın bağını bilmediği üzümü asla yememesi gerekirken “Üzümünü ye, bağını sorma” düşüncesinin hakim olduğu, Allah Rasulünün “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi malını helalden mi yoksa haramdan mı elde ettiğine bakmayacaktır” (Buhari, Büyü’, 23) hadisinin tecelli ettiği günümüzde; bizlere nimetin gerçek sahibinin Allah (c.c), bizim ise emanetçi olduğumuzu hatırlatan oruç ibadetinin mevsimi Ramazan ayı imdadımıza yetişti. İftar sofraları dizginleri elimize alma adına bir fırsattır.
İslam, insanın Allah’ın nimetlerinden azami ölçüde yararlanmasını, başkalarına el açmamasını, kimseye muhtaç olmamasını, bakmakla yükümlü olduğu eşi, çocukları, anne, babası ve diğer yakınlarını kimseye muhtaç etmemesi yanında malı ve kazancıyla insanları tahakkümü altına almayı değil, muhtaca yardım etmeyi, yoksula yedirmeyi, fakiri giydirmeyi de emreder.
O FERMANI İLE ÖLÇÜYÜ KOYMUŞTUR
“O, yerde ne varsa hepsini sizin için yaratmıştır.” (Bakara/ 29) ayetinde bildirdiği gibi Rabbimiz bütün kâinatı ve içerisinde bulunan sayısız nimetleri yaratmış ve insanların istifadesine sunmuştur. İnsanların bundan istifade etmesinde “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yeyin”. (Bakara /168) fermanı ile ölçüyü koymuştur.
Güzel ve helal olan rızıklardan yararlanmak Yüce Allah’ın biz kullarına bir lütfü ve ikramıdır. Bizlerin en başta gelen görevlerinden biri Rabbimizin geniş tuttuğu helal dairede yaşamak, helal kazanmak ve helal yolda harcamaktır. Allah Rasulünün “Ey İnsanlar! Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı güzel yoldan isteyin. Hiç Kimse Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı geç de olsa elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı güzel (helal) yoldan isteyin. Helal olanı alın, haram olanı terk edin”. (İbn Mace, Ticaret,2) hadisi şerifine kulak vermemiz gerekir. Kişi, helâl yoldan kazanmaya, helâl iş yapmaya, helâlinden yiyip içmeye ve çoluk çocuğuna da helâl yedirip içirmeye mecburdur. Böyle yapmazsa, hak sahipleri ondan şikayet edecek, bedeni ondan davacı olacak ve eşi, çocukları kıyamet günü onun yakasına yapışacak; “Ya Rabbi! Bu bize haram yedirdi” diyeceklerdir.
YEDİĞİN ŞEYİN NE OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUN
Hz. Ebû Bekir (r.a)’ın bir kölesi vardı. Bu köle kazancının belli bir kısmını ona verir, o da bundan yerdi. Yine bir gün köle kazandığı bir şey getirdi. Ebû Bekir (r.a) da onu yemeye başladı. Bunun üzerine köle: “ Yediğin şeyin ne olduğunu biliyor musun?” diye sorunca, köleden açıklamasını istedi. Köle: “ Falcılıktan anlamadığım hâlde câhiliye devrinde falcılık yaparak bir adamı aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe karşılık size ikram ettiğim bu yiyeceği verdi” deyince Hz. Ebû Bekir (r.a), parmağını boğazına götürerek (tüm eziyetine rağmen) yediklerinin hepsini çıkardı. (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 26).
“Bir takım insanlar vardır ki, Allah’ın mülkünden haksız bir surette (haram yollardan) mal elde etmeğe girişirler. Hâlbuki bu haram mal, kıyamet günü onlara bir ateştir.” (Tirmizi,Zühd, 41) hadisine kulak veren Müslüman, Allah’ın verdiği imkânları Rabbimizin “Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.” (Mü’minun Sûresi/51) düsturuna riayet ederek değerlendirmeli, rızkını emek harcayarak, alın teriyle, meşru dairede helal yollardan kazanmalıdır. Çalışmayıp başkalarının sırtından geçinmekten şiddetle sakınmalıdır. “Kesinlikle hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah’ın Peygamberi Davut (as) da kendi elinin emeğini yiyordu” (Buhari, Büyü’,15.) fiili duasını yapmalıdır. Unutulmamalıdır ki kişinin dindarlığı emeğinin helalliği nispetindedir.
AZ VE HELAL MAL, AZDIRICI ÇOK MALDAN HAYIRLIDIR
Efendimiz "Bir kimse Allah için uzun bir yolculuğa çıkmış. Saçları darmadağınık, toza toprağa bulanmış bir vaziyette ellerini semaya uzatarak “Ya Rabbi, Ya Rabbi! “ diye dua eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, kısacası kendisi haramla beslenmiş olursa böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir”. (Müslimi Zekat, 65) buyurarak günümüzün fotoğrafını çekmiştir. Bizlerin “ Haram ile aranızda helalden bir sütre (engel) koyun. Kim bunu yaparsa dinini ve ırzını tebriye etmiş olur. Kim de arada bir sütre olmadan oralarda dolaşırsa koruluk ( yasak bölge) kenarında otlayan ve her an oraya düşecek durumda olan koyun gibidir”. (İ. Canan. K.Sitte, 14/ 308-309) ve “Helal açıkca bellidir. Haram da açıkca bellidir. O halde sen, seni şüpheye düşüren şeyleri bırak, şüpheye düşürmeyen şeylere yönel”. (Buhari, Büyü’, 3.Tirmizi, Kıyamet,60) hadisine kulak vermemiz, helal-haram sınırlarını Kuran ve sünnetten öğrenmemiz ve şüpheli şeylerden uzaklaşmamız gerekir. İmanını muhafaza etmek ve duasının makbul olmasını isteyenler yediği lokmaların helal olmasına dikkat etmelidir.
Unutmayalım ki kafi miktardaki az ve helal mal, azdırıcı çok maldan hayırlıdır. “Kazancı helal, içi düzgün, dış görünüşü güzel ve insanlara zararı dokunmayan kimselere müjdeler olsun. İlmiyle amel eden, fazla malını hayır yolunda harcayan ve lüzumsuz konuşmayan kimselere de müjdeler olsun” (Et-Terğib ve’t-Terhib 4 / 27 )



YORUMLAR