Kalemden kurşun olmaz
İSMAİL AKAR

İSMAİL AKAR

GÜNDEM

Kalemden kurşun olmaz

27 Kasım 2015 - 12:23

17-18 sene önceydi. Sandıklı’da gazetecilik yapıyoruz. Bir haber geldi. Polis MYO öğrencilerinin evinde arama yapıyor. Gazeteci Faruk Demirel ile olay yerine gittik. Fotoğraf çekiyoruz. Polis müdahale etti. Çekilen filmleri istedi. Gerekçesi, ‘Biz sivil polisiz. Bu foto ve haber ile bizi ifşa edeceksiniz.’

Kolumu kıvırıp makineyi almaya çalıştılar. Vermedik. Tartışma büyüdü. İlçe Emniyet Müdürü geldi. Talimat verdi. Gözaltına aldılar. Sabaha kadar Emniyet’in çay salonunda zorunlu misafir edildik.

O sırada, salondaki kitaplıkta meşhur Hoca Efendi’nin çok sayıda kitaplarını gördük. Onların da fotoğraflarını çektik. Sabah savcının talimatı ile serbest kaldık.

Bir haber yerine iki haber yaptık. O polis ve komiser hakkında davacı olduk. İfşa olmaktan korkan o sivil polisler adliye koridorlarında iyice ifşa oldular.

Yani 20 yıl önce hukuk vardı. Polis yanlış ve kasıtlı davranınca hakim ve savcı gereğini yapıyordu.

 

OPERASYONLAR CANLI YAYINDA KAMERALAR EŞLİĞİNDE YAPILIYORDU

Perşembe gecesi Cumhuriyet Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Can Dündar ile Ankara Temsilcisi Erdem Gül tutuklanınca hafızam beni yıllar öncesine götürdü.

Ne yapmıştı bu iki gazeteci? MİT Tır’ları Suriye’ye giderken durdurulmuş, arama yapılmış ve bu yapılanların hepsi mahkeme kayıtlarına girmiş. Gazeteciler de bu iddiaları haber yaptılar. Yani gizli değil. Gizli belge mahkeme kayıtlarına girdiğinde zaten gizemini kaybeder.

Dahası bu operasyonda MİT mensuplarına yapılanları günlerce TV ekranlarında ve gazete sayfalarında gördük. Öyle ki iki-üç yıl öncesine kadar çok sayıda operasyon canlı yayında kameralar eşliğinde yapılıyordu. Onlar maalesef görülmüyor.

 

DÜĞMEYE BASILDI, 12 SAATTE DÜNDAR VE GÜL TUTUKLANDI

Bu haberler sonrası IŞİD Türkiye bağlantısı kurulmaya başlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan çok sinirlendi. Can Dündar’ı kastederek, “Böyle bırakmam onu. Herkes bedelini ödeyecek” deyince korktum. Nedim Şener, Ahmet Şık, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay ve İlhan Selçuk ile nice gazetecilerin başına gelenler Can Dündar’ın da başına gelecekti. Ancak Başbakan Davutoğlu, “Basın özgürlüğü bizim kırmızı çizgimizdir. Kime hukuksuzluk yapılırsa karşısında beni bulur” diyordu. Bu söz ile teselli oluyordum ki…

Üç gün önce Rusya Devlet Başkanı Putin düşen uçak sonrası tüm dünyaya “Türkiye IŞİD petrolünü alıyor ve pazarlıyor” diyordu. Erdoğan bu iddiaları ispata davet etti. Ama ortada bir soruşturma duruyordu. Düğmeye basıldı, 12 saatte Dündar ve Gül tutuklandı.

Kaçma şüphesi yok.

Delil karartma yok.

Tutuksuz senelerce yargılayın. Ama mahpus etmek neyin nesi?

Can Dündar gülüyordu olanlara. Biliyordu ki gülmek devrimci bir eylemdi.

Vedalaşırken, “Üzülmeyin. Bunlar bir şeref madalyasıdır. İçerde dışarıda olmak fark etmez. Eyvallah” diyerek cezaevine gidiyordu.

 

GAZETECİ GEÇİNEN SIĞ BEYİNLİ KİŞİLERİ GÖRDÜKÇE KAHROLUYORUM

Habercilere ve basın özgürlüğüne bir çentik daha atılmıştı. Zor dönemler yaşanıyor, biliyoruz. Fakat asıl yerel ve yaygın basında bu olayı vatan hainliği olarak algılayan sığ beyinli kişileri gördükçe kahroluyorum.

Unutmayın bu özgürlük, bu demokrasi bir gün gelir size de lazım olur.

Unutmayın 3 yıl öncesine kadar el üstünde tutulan astığı astık, kestiği kestik olanlar şimdi terör örgüt üyesi olarak yargı önünde.

Unutmayın fikirden, düşünceden savaş çıkmaz.

Unutmayın kalemden kurşun olmaz.

Unutmayın konuşurken bile nazik olan Dündar ve Gül’den terörist çıkarılmaz.

Unutmayın basın özgürlüğü demokrasinin aynasıdır.

Ve Unutmayın ki..

Tarihin en güzel yerinde son sözü inanan ve direnenler söyler.

YORUMLAR

  • 0 Yorum