ULUSAL EGEMENLİK
Bir ulusun ayakta kalabilmesinin en temel unsuru, “Ulusal Ekonomisi”dir. Mustafa Kemal Atatürk; Türkiye’yi yokluktan, yoksulluktan kurtarmak için 1923 yılında İzmir’de İktisat Kongresini topladı.
Ulusal Kongrede:
Ulusal ekonomi!
Yerli Malı Kullanma!
Tutum ve Yatırım!
Konuları masaya yatırıldı.
İsmet İnönü, Aralık 1929’da Mecliste : “Yerli mallar üretmek, ulusça tutumlu olmak, birbirimize güvenmek zorundayız. Yabancı ülkelerden, sattığımızdan çok mal almayacağız. “ diyordu. Bugün geldiğimiz noktaya dönelim. Türkiye bir tarım ülkesidir.
“Ulusal Ekonomi’nin” en büyük döngüsü tarım ve hayvancılıktır.
Tarım ve hayvancılıkta kendisine yeterli bir Türkiye var mı?
Türkiye, kendi kendine yeten yedi ülkeden biriyken… Buğday ambarı iken, buğday ithalatında şampiyon olduk.
Nohudu Meksika’dan, mercimeği Kanada’dan, sarımsağı ve tekstili Çin’den, Uruguay’dan inek alır olduk.
Herkes “gros marketleri” iyi bilir. Bu marketlerde Türk malları o kadar az ki aklım almıyor. Marketlerde hep yabancı ürünler ağırlıkta, bu yüzden paramız hep dışarıya akıyor.
Giderek fakirleşiyoruz, sömürülüyoruz.
Gereksinimlerimizi yerli değil, yabancı ürünlerle karşılıyoruz.
Yabancı hayranlığı, yabancı mal özentisi “ulusal ekonomimizi” arkadan hançerlemekte.
Bir ülkeyi eskiden olduğu gibi topla, tüfekle işgal etmeye gerek yok. Güçsüz bırakmak için o ülkeyi üretimden düşür, o ülkenin üretimine kotalar koydurt, fabrikalarını kapat yeter. Bunun yanında o ülkenin kültürünü de anadilini de yok et. Hedef ve amaç bu…
Türkiye’nin bu tuzakları görmesi gerek!
Uyanmamız gerek!
Yurtsever olmak gerek!
Dengeli yaşamı tercih etmek gerek!
Yabancı özentisinden arınmak ve korunmak gerek!
Türkiye’nin temel tüketimini öz kaynaklardan karşılamaya gecikmeden hemen şimdi geçmesi gerek!
Bize dayatılan bütün bu “kör düğümleri” hemen şimdi çözmek gerek!
.Yabancı hayranlığını, yabancı mal tüketmeyi marifet sayan Türk vatandaşı Abuzer Beyin hikâyesi, ülkemizin bir gerçeğidir. Bir dergiden alıntı yaptığım bu hikâye, umarım bizi uykudan uyandırır.
Türk Vatandaşı Abuzer Bey
“Zat-ı muhterem Abuzer Bey, sabah 7.30’da Casio marka masa saatinin alarmıyla uyandı. Puffy yorganını kaldırdı. Pere pijamalarını çıkarıp Adidas terliklerini giydi. Elidor şampuan ve Protex sabunuyla duşunu aldı. Gillette jel köpüğü ve tıraş bıçağıyla tıraş oldu. Colgate ile dişlerini fırçaladı. Philips ile saçlarını kuruttu.
Bill’s gömleğini, pierre Cardin takım elbisesini giydi. Lipton çayını içti. Sony marka televizyonunda medya özetlerini izledi. Citizen kol saatine baktı. Eşine ve çocuklarına “çav” deyip Wolkswagen marka arabasına bindi. Sony marka radyosunu açtı ve rock müziği dinledi. Ağzına bir polo şeker attı. ofisine varınca, Fujitsu Siemens bilgisayarını açtı. Microsoft Excel’e girdi. Ofis Boy’dan nescafe’sini istedi. Saat 10.30’da açlığını yatıştırmak için Grissini yedi. Öğlen Wippy’s Food kafeteryaya gitti. Ayaküstü Pepci Cola ve hamburgeri mideye indirdi. Marlboro sigarasını yakıp Go Girl dergisini karıştırdı. Akşamüzeri Image Bar’a uğrayıp Johanny Walker’ini yudumladı. Sonra eşinin sipariş ettiği Percil Supra deterjan, Jhonsson kolonya, Ace çamaşır suyu, Elseve şampuan, Gala tuvalet kâğıdını alarak kasaya yanaştı. Gold kartıyla ödeme yaptı.
Hafta sonu eşiyle Abuzer Bey, showroomları dolaştı. Eşine 225 Euro ödeyip Kinetix ayakkabı aldı. Evine dönen Abuzer Bey, tv kanallarında zaping yaparak First Class, top Secret, Paparazzi programlarını izledi.
Saat 23.00’te tv’de Türk dili üzerine bir panel izlemeye çalıştı.
Uykusu gelen Abuzer Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçti.
Esneyerek, kendisini mutlu hissetti.
Zat-ı muhterem “ Ne mutlu Türk’üm diyene! ” diye gerindi ve uykuya geçti, uyudu.
Mutlu ve aydınlık yarınlara
Yazarın Önceki Yazıları
DANANIN KUYRUĞU BU AKŞAM KOPUYOR



YORUMLAR