Tevbe, Hz. Adem’le başlar.Adem’le şeytanın farkı tevbede ortaya çıkmaktadır. Ilk insan Hz. Âdem (a.s.) ve eşi, işledikleri günahtan dolayı Allah’a tevbe ettiler ve tevbeleri kabul edildi. Tevbenin zıddı ise inat, kibir ve hatada bile bile ısrardır; bunlar da şeytanın ve şeytan karakterindeki insanların özellikleridir. O yüzden Âdem gibi olmak, yani adam olmak, şeytanlaşmamak için, bir hata yapmış olsak hemen tevbe çeşmesiyle arınmamız temel şarttır. Bilindiği gibi, Allah’ın secde emrini dinlemeyen İblis, yaptığı hatayı savundu, isyanından dolayı pişman olmadı, tevbe etmedi. Bu yüzden de ebediyyen kovulmuşlardan oldu. Günahta ısrar ve kibirlenmek tevbenin önünde engeldir.
İNSAN GÜNAH IŞLEMEYE MÜSAIT YARATILMIŞTIR
İnsanın var oluş gayesi, kendini ve âlemi bilmesi, yaratanını tanıması, eşyanın hikmetini ve hakikatini kavramasıdır. İsyan ve nisyan ile kusurlu olan bizler günahlardan masum değiliz. Her birimizin hayatı boyunca yaptığı çeşitli günahları vardır. Zayıf karaktere sahip bizler, nefislerimize hakim olsak bile, Allah’ın her alandaki emir ve yasaklarını tam manasıyla yerine getirememiz vekendimizi kusur ve eksikliklerden soyutlamamız mümkün değildir. Bizi bizden daha iyi bilen Yüce Allah işte bu sebeplerle inananların tamamına tevbe ve istiğfarda bulunmalarını emir ve tavsiye etmekle kalmıyor, tevbe edip, günahlarının bağışlanmasını istedikleri zaman, kurtuluşa erip, mutluluğa ulaşacaklarını ümit etmelerini de tavsiye ediyor. Allah Rasulü (sav) “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder ve günah işleyip hemen arkasından da tevbe eden bir kavim yaratırdı.” (S. Müslim bi Şerhi’n Nevevî, 17/65) buyurmaktadır. “Mü’minlerin ekine benzediği, günah rüzgârlarıyla eğilip tevbe ile hemen doğrulduğu” anlatılır. Yine bir hadis meali şöyledir: “Hayırlı olanlarınız, çeşitli fitne ve imtihanlara mâruz kalıp çokça tevbe edenlerinizdir.”
GÜNAHSIZ OLANLAR YALNIZCA PEYGAMBERLERDIR
İslâm’da hiç günah işlemeyen insanların oluşturduğu bir toplum idealizmi yoktur. İslâm, gerçekçi bir dindir ve günahsız olanlar yalnızca peygamberlerdir. Günahsız toplum ve kişi düşünülemez. Çünkü kişi ‘beşer’ olması dolaysıyla her an nefsinin isteklerine ve şeytana aldanabilir.Konuştuğunda insan bazan dili sürçtüğü gibi, yürüyen insanın az da olsa ayağının kaydığının (zelle) görüldüğü gibi, hatasız kul, günahsız insan olmaz. Önemli olan, günahı işledikten sonra, günahta ısrar etmemek, günahı savunmamak ve hemen vazgeçmektir.
Yapmamız gerektiği halde yapmadığımız veya gereği gibi yerine getirmeyip kusurlu ve eksik şekilde yerine getirdiğimiz hususlardan ve ihmalden de tevbe edilmelidir. Daha iyi olamadığımız için, mücâhid ve müttakî olamadığımız, sâlih amel yarışında en ön sıralarda yer alamadığımız için tevbe. Örnek olamadığımız için, canlı Kur’an olamadığımız için tevbe. Tevbe, günahların kötülüğünü anlayıp Allah’a yönelmek, bağışlanma dilemektir. Tevbe, işlenilen günah sebebiyle uğratılacak azaptan kurtuluş vesilesidir; tevbe bir müjdedir: “Tevbe edenler, ibâdet edenler, hamd edenler, (İslâm uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar; sen mü’minleri (cennetle) müjdele.” (9/Tevbe, 112)
“Eli boş gidilmez gidilen yere, Rabbim, boş gelmedim; ben suç getirdim.
Dağlar çekemezken o ağır yükü, İki kat sırtımla pek güç getirdim.”
“Nedâmetle gözden yaşlar akıtmak, Günahdan tevbede olur müessir.
Amel defterinde olan karanlık, Gözlerden dökülen yaşla silinir.”



YORUMLAR