Müzikle küçük yaşlarda tanıştı. Korolarda görev aldı ama hiç Müzik aleti çalmadı. Babasına aldırdığı sazı 1 yıl içinde kendi kendine öğrendi ama kimseye söylemedi. Küçük kız kardeşinin saz çalmasına vesile oldu ancak Halk Oyunlarında şampiyonluğu saz öğrettiği kız kardeşine kaptırdı.
Çocuklarına bağlama kursu aldırmak isteyen birçok aileyi geri çevirdi. Boş yere paralarını almak istemedi. Müzikle tanıştığı gençlik yıllarını annesinin zoruyla memuriyetle devam ettirse de müzikten hiç kopmadı.
Emekli oldu ancak sudan çıkmış balığa döndü. Önüne geçemediği baş ağrılarını bile müzik önledi. Renkli ve bir o kadar da hareketli hayatı olan Selami Ataş, artık bir müzik aletleri satan bir dükkân sahibiydi…
*Kendi ağzınızdan Selami Ataş kimdir?
-Selami Ataş Sinanpaşa ilçesine bağlı Garipçe Köyünde doğdu. Tahsilimin tamamını Üniversite de dâhil Afyon’da tamamladım. Memuriyet hayatım nedeniyle çeşitli yerlerde görev yaptım. Emekli olmamın ardından yeniden memleketime döndüm.
*Müzikle tanışmanız nasıl oldu?
-Lise dönemlerinde okul korolarında görev aldım. Yıllarca okul korolarında solistlik yaptım. O zamanlar kulakları çınlasın koro şefimiz Kimya Mühendisi İş Adamı İsmail Türker idi. Müziğe başladığım yıllarda onunla yollarımız kesişti. Dolaylı yönden bu gün bu hale gelmemi ona borçluyum desem, abartmış da olmam yalan da söylemiş olmam. Çünkü sazı ben ne kadar da kendi kendime öğrenmiş de olsam, işin tekniği ondan çaldım. Öğrenmenin en kolay yolu izlemek ve izlerken de o kişiden aldığınız teknikleri kendinizde tatbik etmektir. Bu çok önemli.
*Sazı ilk elinize ne zaman aldınız?
-1980 yılıydı ilk sazı elime aldığımda. Liseyi bitirdiğim yıl aldım sazı elime. Sazı tutmasını bilmiyorum. Ömer Yarşi’yi bütün Afyonlular bilir. Onun bir müzik aletleri satan dükkânı vardı. Oradan babama bir tane bağlama aldırdım. Eve geldim. Bir süre sadece tellerinden ses çıkarmayı denedim. Bu günkü gibi bırakın ders verecek birini bulmayı akort yaptıracak adam bulamıyorum. Velhasıl kelam 6 ay boyunca bir kitaptan öğrendiğim bir parçayı çaldım durdum.
*Hangi parçaydı hatırlıyor musun?
-Basit parçalardan biriydi. Koyun gelir yata yata… Gibi altlı üstlü o parçayı çaldım durdum.
*Ne kadar sürede öğrendiniz ve nasıl öğrendiniz sazı?
-Ben 1 sene boyunca saza başladığımı kimseye söylemedim. Ailemin dışında kimse benim sazla uğraştığımı bilmiyordu. Okul korolarında müzikle uğraştıklarımı biliyorlardı ama saza başladığımı bilmiyorlardı. Müzisyen arkadaşların yanına gidiyordum. Pepe Fikret’i bilirsiniz. Onun dükkânının açılışını da beraber yaptık. Onun dükkânda oturur çayımızı kahvemizi içerdik. Ustalar sazlarını bi güzel çalardı ben de elim böğrümde seyrederdim. Kurbanlık koyun gibi onları seyrederdim. Saza yeni başlamışım, bakıyordum, ustalar nasıl çalıyor, mızrabı nasıl atıyor, perdelere nasıl basıyorlar diye onlara bakardım. İzlemek gerçekten çok önemli. Orada gördüklerimi gidip evde kendi sazımda uyguluyordum. Böyle devam ederken aradan bir sene geçti ve her duyduğumu çalar duruma gelmiştim.
*Teknik destek almadınız mı?
-Almadım. O sırada kız kardeşim “Abi ben de saz öğrenmek istiyorum” dedi. Tamam dedim ama ben sazı kendi kendime öğrendiğim için nasıl öğreteceğimi bilmiyorum. Napacağız? İsmail Türker o zamanlar Musiki Cemiyetinde bağlam kursları veriyor. Ona götürdüm kardeşimi. Kendisi de küçük olduğu için kurs bitimine kadar kendisinin başında bekliyorum. Bozcalar işhanının 4’ncü katında koca bir salon, arkaya geçip oturuyordum ve kursun bitmesini bekliyordum. Orada oturuyorum ama bir yandan da hocanın verdiği kurs tekniklerini kafama yazıyordum. Bu kurs yaklaşık 6 ay kadar devam etti.
*Senin saz çaldığını bilmiyor muydu?
-Bilmiyordu ama zaman içerisinde benim de saz çaldığımı öğrendiği için İsmail Hoca zaman zaman kursu bana bırakırdı. “Selami çocuklara bakıver benim küçük bir işi var” gibi sözlerle kursu bana bırakır giderdi. Bu şekilde 1 yıla yakın bir süre İsmail hocanın yanına gittim geldim. Bu süre içerisinde de bütün tekniklerini de kaptım.
*Neticesini almışınız fazlasıyla…
-Çok öğrendiklerim oldu. Bir gün bana dedi ki; “Selami Tokat’ın Turhallı ilçesinden bir teklif aldım. Oradaki şeker fabrikasından teklif aldım. Afyon’dan ayrılıyorum. Oraya gideceğim ama kursu kime bırakacam bilmiyorum. İsteyen çok ama güvenilir birine ihtiyacım var. Ben seni düşünüyorum ne dersin? Kendine güvenir misin” dedi. Ben de “siz bana güvendikten sonra ben kendime güvenirim” dedim. Velhasıl kurs bana kaldı ve askere gidinceye kadar buradaki bağlama kurslarını ben verdim. Yani 2 seneyi aşkın bir süre bağlama kursu verdim, korolar kurdum, halk oyunları kursu açtım ve çalıştırdım. O dönemler oldukça hızlı oldu.
*Kız kardeşiniz bağlamayı iyi öğrenebildi mi?
-Beni bile koyup geçti. Boynuz kulak misali.
*Nasıl yani?
-Askere gitmeden önce halk oyunlarını çalıştırırken, okulların halk oyunları ekiplerini de çalıştırıyordum. Fatih İlkokulunu bilirsiniz. Fatih İlkokulunun Halk Oyunları ekibini başlatan benim. İlk şampiyonluğunu kazandıran da benim. Bunu kimse bilmez. Başkaları bundan nemalanmaya çalışır ama gerçeği bilmezler. 1984 yılının Ocak ayında katıldığımız ilk yarışmada ekibimiz 2’nci oldu. Askerdeyken aynı ekip 3’üncülük ve 4’üncülük olarak devam etti. Askerden geldikten sonra ekip ilk il şampiyonluğunu aldı. Halk oyunlarıyla oldukça uzun yıllar haşır neşir olduk. Kız kardeşim de Kocatepe İlkokulu ekibini çalıştırdı. Ben de yardım ettim. Aynı yarışmada rakip olduk. Onlar birinci oldu biz ikinci olduk. Ben 11 yaşında bir kız çocuğu ne kadar becerebilir derken o boynuz kulağı geçer misali beni koydu geçti ve birinci oldular.
*Düğünlere gitmeniz nasıl başladı?
-Askerden geldikten sonra bir süre Kültür Müdürlüğünde saz kursları halk oyunları kurslarına baktım. Orada bir süre çalıştım. Bir gün Pepe Fikret’in dükkânında otururken bir arkadaş geldi. Elinde bir çanta anfi. “Selami ben askere gidiyorum, para lazım, şu anfiyi sana satayım, lazım olur” dedi. “Kaç para” dedim, o zamanın parasıyla “20 bin lira” dedi. Benim de pastanem vardı. Cebimde de ondan daha fazla param var. “Boşver ben çalgıcılık mı yapacam” dedim. “Lazım olur falan” dedi. Oymuş… Elektronik aletlerle tanışma ve çalgıcılık olayı öyle oluyormuş. Bulaşıcı yani… Düz bir sazım vardı onu da elektro saza çevirdim ve okullardaki halk oyunlarına onlarla gitmeye başladım. O zamanlar fazla imkan yok. Para yok… O şekilde başladı ve yanına bir mikrofon alındı, bir mikrofon ayağı alındı derken çorap söküğü gibi arkası geldi ve koca bir ekipmanım oldu. 1986 yılında düğünlere başladım.
*Kaç müzik aleti çalabiliyorsunuz?
-Oldukça fazla ve onları öğrenme hikayelerim de bir o kadar değişiktir.
*Biraz bahsedersek, o hikayelerden…
-Kabak kemaneden başlayayım. Fatih İlkokulu Halk Oyunlarını şampiyon yapınca bölge yarışmalarına gittik. Ege bölgesindeki diğer ekiplerin arasında bir saz ile çıkmanın doğru olmayacağını düşünerek, saz ekibini büyütmeye karar verdim. Okul müdür Ahmet Şen’e söyledim. Bu böyle olmaz dedim. Hadi bağlama çalanı buluruz, İsmail Türker de o sıralar Tokat’tan geri dönüş yapmıştı. Bağlamayı ona rica ettim çalması için. Saz çalan gençlerin birine cura çaldırdım. Öğrencilerden birine flüt öğrettim ve onu ekibe kattım. Bunların yanına ya bir kabak kemane lazımdı ya da diğer başka bir nefesli çağlı. Sipsi veya Zurna gibi mesela… Kabak kemane daha çok kafama yattı. Bölgemizin türkülerine uygun ve Ege Bölgesinin yarışmalarındaki ekiplerin hemen hepsinde kabak kemane vardı.
Hiç unutmam Kültür Müdürlüğünde kurslar veriyorum orada bir tane asılı kabak kemane gördüm. Yarışmalara 3 hafta kadar da kısa bir süre var. Kabak kemane bana bakıyor ben ona bakıyorum. Elime aldım baktım bişeye benzetemedim. Nasıl çalınacak bilmiyorum. 2-3 gün keman çalan üstatları falan dolaştım, sordum nasıl çalınır diye kimse bilmiyor. Ne kabak kemane çalanı bulabildim ne de öğretecek birini. Aldım kabak kemaneyi elime, madem kimse bilmiyor birisinin bir yerden başlaması gerekir diye düşündüm. Yayını sürdüm tellere ne ses çıkıyor ne bişey. Sonra yayına bir şeylerin sürüldüğü aklıma geldi. Ömer Yarşi’nin yanına gittim. Anlattım durumu “reçine sür” dedi. Hemen reçine aldım ve sürdüm. Baktım kı “kıyır kıyır” ses gelmeye başladı. Sesi de çıkarmış oldum yani. Keman çalanları seyrettim onların yayları nasıl sürdüklerini falan düşündüm. O sıra da bağlama kursları devam ediyor öğrencilere “çocuklar size bağlama öğretiyorum, kendime de kabak kemane bakalım kim daha çabuk öğrenecek” diye de şakalaştım. 3 hafta içinde kabak kemanenin altından girdim üstünden çıktım, yarışmalara kabak kemaneyle çıktım. Kabak kemanenin de böyle bir anısı vardır bende.
*Cümbüş’ün hikayesi nedir?
-15 dakika da cümbüş çalmasını öğrendim.
*Nasıl yani?
-Rıfat Okumuş’un düğünündeyiz. Tam da çalgıcılığın ve amatörlüğün ortasında bir yerdeyim. Askerden yeni gelmişim. Maliye’de çalışıyordu eski cümbüşçülerden Ümit de düğünün çalgıcılığını yapıyor. Mola verdi. Cihazları falan kaptı. Ben de cümbüşe bakıyorum. O sıra şeytan dürttü. Aldım elime cümbüşü tuttum ve Ümit’in nasıl çaldığını canlandırdım kafamda. Bir iki şey yakalamaya başladım. Derken bir parçayı çıkardım ikincisi derken arkamdan bi ses duydum. “Çalacaksan adam gibi çal” dedi. Arkama baktım Ümit. Cihazları açıverdi. O 15 dakikada öğrendiklerimle milleti oynattım. Cümbüşün de hikayesi böyledir.
*Memuriyet hayatınız nasıl başladı? Müziği nasıl etkiledi? Daha doğrusu etkiledi mi?
-Memuriyet hayatım annemin sayesinde oldu. Müziği etkilemedi. Gündüz memuriyet gece ve hafta sonraları müzikle uğraştım.
Aslında memuriyet için hiç de niyetim yoktu. Anam dedi ki; “Memuriyet sınavlarına girmezsen sana hakkımı helal etmem” dedi. O sırada Askerlik Şubesinin sınavları var. Girmesem olmayacak orada çalışan bir komşumuzun kızı var. O anneme söyleyecek girmediğimi. Mecburen girdim. Gırgırına gitti gırgırına sınava girdim. Yüksekokullara ayrı bir kontenjanımız olduğu için de gırgırına sınav kazandım. O zamanki Askerlik Şube Başkanı da adam gibi adam. Tüm sınavları kendisi değerlendiriyor ve hak edeni alacağım işe diyor. 350 kişi girdim sınava 5 kişi kazandık. Beşimiz de esnaf ve memur çocuğuyduk. 1988 yılında Sinanpaşa Askerlik Şubesinde ben göreve başladım. Arkasından Muğla Köyceğize gittim, Şuhut’a döndüm. Şuhut’tan Uşağa oradan Aydın Nazilli’ye… Bir yerde 3-5 seneden fazla kalmasını sevmiyordum. Çeşitli yerleri görmek açısından. En son Nazilli’den emekli oldum. Tabi bu arada düğüncülük olayları da aldı başını gitti. Akşamları hafta sonları düğünlerdeydim.
*Memuriyet hayatının ardından esnaflık nasıl oldu?
-2010 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra 2 yıl kadar boş gezdim. Bu süre içerisinde de kafayı yemek üzereydim. Çünkü alışmışım günlük 8 saat çalışmaya. Akşamları ve hafta sonları müzik yapmaya alışmışım. Boşa çıkınca kaldım öyle… Sudan çıkmış balık gibi oldum, tabiri caizse. Baş ağrılarımı dindiremedim. Ne doktorlara gittim. Psikiyatrilere gittim. Olmadık haplar kullandım ama baş ağrılarımı bir türlü dindiremedim. Ta ki; dükkân açmaya karar verip şu kapının kilidini açıncaya kadar. Kapının kilidini açtım içeri girdim inanın baş ağrılarım gitti. Ve müzik aletleri dönemim de böylelikle başlamış oldu.
*Müzik aletlerinin satışının yanı sıra kurs da veriyor musunuz?
-Bağlama kursları veriyorum. Diğerlerini de verebilirim ama onları ustalarına bırakıyorum. Çünkü benim esas branşım bağlama. Diğerlerini de ustaları versin.
*Müzikte öğrenmenin yaşı var mı?
-İnanın müzik aletlerini öğrenmenin bir yaşı yok. Ben ona inanıyorum. Benim bir kursiyerim vardı. Kendisi 67 yaşındaydı. O zamanki Et Balık Kurumunun Müdürüydü. Ben askerden geldikten sonra açtığım pastanede beklerden elinde sazı ile çıktı geldi yanıma. Çayını verdim sohbetimizi etti. Sazını çıkardı ve başladı çalmaya ve mırıldanmaya. “Allah razı olsun Selami, işte benim istediğim buydu. Bu da senin sayende oldu. Bu beni mezara kadar oyalar” dedi. Yani azim çok önemli. Müzik yeteneği ve azim çok önemli.
*Müzik aletlerini çalmaya başlama yaşı ne olmalı sizce?
-En ideal yaşlar 7-8 yaşlarıdır. Ama veli değil bunu isteyen çocuk olmalı. Çünkü bazı veliler var geliyorlar benim çocuğuma bağlama kursu verin. Biz öğrenemedik bari o öğrensin diyorlar. Ama bu çok yanlış. Ben bir çok veliyi böyle geri çevirdim. Çocuk istemedikten sonra ben sadece onların parasını almış olurum. Bunu da yapmak istemiyorum. Velilerin baskısıyla kursa gelen çocukların öğrenmeleri uzun soluklu olmaz.
Küçük yaşlarda gitar kursu aldırmak o körpecik parmaklara yazık olur. Çok yetenekli ve istekli değilse 4-5 yaşlarındaki çocuğa bağlama kursu aldırmak iyi olmaz. Çocukların parmaklarına zarar verir. Çünkü bunların üzerinde çelik teller var. Bu teller çocukların parmaklarına hasar verir. Ama maalesef aileler bunu düşünmüyor. Biz istiyoruz demeleri çok yanlış.
*Müzik aletlerinin yapımında neler kullanılıyor?
-Bu hangi aletin yapıldığına bağlıdır. Mesela abanoz klarnette kullanılır ve oldukça sert bir ağaçtır. Pek bulunmaz. Onun için de pahalıdır. Saz olayında ise insan sesine en yakın sesi verdiği için uzmanlar dut ağacında hemfikirler. Ama ses olayı çok göreceli bir şey. Yani herkesin duymak istediği ses değişebilir. Birine göre dut ağacından yapılan bağlamanın sesi güzel gelir kimine göre gürgenden yapılan bir bağlamanın sesi… Zaten en ucuz da gürgenden yapılan bağlamalardır. Eskiden hep oyma sazlar yapılırdı. Ama şimdi öyle değil. Yaprak sazlar var. 30 yıl öncesinde yaprak sazları almak ve çalmak lükstü. Şimdi ise oyma sazları alıp çalmak lüks oldu. Oyma sazdan yapılacak bir saz yerine yaprak sazdan 20 tane çıkıyor. Dolayısıyla oyma sazın fiyatı da 20 yaprak sazın fiyatına eş değer oluyor.
*Fiyat aralıkları nasıl? Herkesin alabileceği durumda mı müzik aletleri?
-Çalacağınız müzik aletlerine göre değişir. 150 liraya da bağlama var 4 bin liraya da. Hatta Orhan Gencebay’ın elinde saz 20 bin lira idi. Şimdi belki de 30 -40 bin lira eder.
*Çocuklara ve onların ailelerine neler tavsiye edersiniz?
-Çocukların bir müzik aleti çalmaları, onunla uğraşmaları inanın derslerini olumsuz etkilemez. Çünkü derslerden dolan kafayı boşaltacak en güzel şey müzik aletleridir. Benim oğlum ders çalışırken bir yanında bağlaması bir yanında da gitarı dururdu. Bir ara bakardım ders çalışıyor bir bakmışınız saz çalıyor. Ama derlerinde bir gerileme olmadı. Olmaz da. Veliler bu konuda yanlış düşünüyorlar. Bence müzik aletleri ile uğraşan çocukların derslerinde ilerle olur. Denesinler görsünler.
*Hangi müzik aleti önerirsiniz?
-Bizim özümüze en uygunu bağlamadır. Ama çocuğun ilgisi hangisine ise onunla devam etmesi elbette daha güzel olur. Bağlama hem en kolay öğrenilebilecek bir müzik aleti hem de ekonomik bir müzik aletidir. Bana sorarsanız ben bağlamayı tavsiye ederim. Bağlama derken de uzun sap bağlama daha güzeldir. Bu bağlamada tam 9 ayrı düzen vardır. Kısa sapta nota eksikliği vardır. Perde eksikliği vardır. Kısa sap bağlamalar sonradan çıktı zaten.
*Son olarak neler söylersiniz?
-En önemli söyleyeceğim şey şu; Aileler çocuklarını müzikten kesinlikle kısıtlamasınlar. Çocuklarıyla konuşsunlar. Çocukların gelişmesi ve ruh sağlığı için müzik çok önemli. Ben de gençliğimde despot biriydim. Ama eşimden çok şey öğrendim. Onun sayesinde hayata başka gözle bakar oldum. Onun çocuklara bakış açısı, onlarla ilgilenmesi, onlarla konuşması bana çok şey öğretti. Kendisi Maliye’de çalışıyordu ama çocukları için memuriyetten istifa etti. İki eli kanda da olsa çocuklar bir şey sorduğu zaman bütün işlerini bırakır ve çocukları dinler. Bu çok önemli. Çocuklarla konuşmak, onları dinlemek, onların istediklerine kulak vermek, onlara değer vermek çok önemli. Son olarak Çocuklarımıza kültürümüzü öğretelim diyorum. Bağlamayı öğretelim. Bağlamayı çalan birçok müzik aletini de çalabilir. Bunu da unutmayalım.
*Zaman ayırdınız için teşekkür ederim.
-Ben de sizlere çok teşekkür ederim.



YORUMLAR