Kerbela’yı Doğru Anlamak
Kerbelayı doğru anlamak; Allah Resulü’nün (sav) “Hasan ve Hüseyin, benim dünyada kokladığım iki çiçeğimdir” dediği Hz. Hüseyin’i doğru anlamak ve Hüseyin’ce yaşamaktır…
Efendimiz (sav) in “Allah’ım! Ben, bunları seviyorum. Sen de bunları sev”, “Bunlar cennet gençlerinin efendisidir” buyurduğu Hz. Hüseyin (r.a), takva sahibi bir insandı. Kur’an’dan haz alan, ayetlerin derin anlamları üzerinde düşünen, zühd ü takvasıyla tanınan ve Allah’ı zikretmeyi seven bir mümindi. Dedesinden öğrendiği hadisleri, dedesinin efalini, akvalini (davranışlarını ve sözlerini) insanlara aktarmada örneklik teşkil ediyordu.
Kerbelayı Çağa Taşımamak Gerekir
Bugün Müslüman topluma düşen görev Kerbelayı doğru okumak ve anlamaktır. Kerbelayı doğru anlamak ise kerbela belasını bu çağa taşımamak, Hz Hüseyin (r.a)’ın ve arkadaşlarının uğruna canlarını feda ettikleri hakkı, hakikati, adaleti, barışı, sevgiyi ayağa kaldırmaktır.
Kerbelâyı anlamak için taraflarına bakmak gerekir. Kerbelâ’da Hüseynîler ve Yezidiler vardı. Taraflar en sevdiklerine itaat ettiler ve kurtuluşu ondan beklediler. Hüseynîler, Hz. Hüseyin’e, Yezidîler, Yezid’i sevdiler ve kurtuluşu itaat ettikleri makamdan beklediler. Dolayısıyla Allah’tan değil, kuldan beklediler ve dünyalık istediler. Unutulmamalıdır ki kurtuluşu Allah’tan bekleyenler mutlaka kazanırlar.
Hz Hüseyin (r.a)’ın savaşın kızıştığı esnada “Ey Peygamber’in «Ehl-i Beyt’i»! Ey İmamet güllüğünün rüzgârları! Gökyüzünün belâsı inince, eseri bütün kâinata yayılır. Kâfir ve Müslümanların hepsi bu mihnetin içine girerler. Ama müminin kâfirden üstün olduğunu gösteren ölçü şudur ki; mümin belâya sabreder, kâfirse ondan feryat ve şikâyet eder. Nitekim nimette de kâfir günah işler, müminse verâ sahibi olur. Şüphe yok ki; mümin belâya sabır ve şükür gösterir. Bu suretle de mertebesi yücelir. Kâfir ise sızlanıp şikâyet etmekle kahra uğrar ve kınanmış olur. Bu manaya en gerçek delil ise; «Ancak Allah yolunda sabır gösterenlere hesapsız mükâfatlar vardır» (Zümer 10.âyet) ayeti-i kerimesidir” buyurması bu gerçeği bize haykırmaktadır.
Kerbela İnancı Yaşamaktır
Kerbela inancı yaşamak, sebeplere sarılarak takdire boyun eğmektir. Sözü amele taşımak, inandığını yaşamaktır. “Müminler arasında öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri sözde durmuşlardır. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimileri de sözünü yerine getirmeyi beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.” (Ahzap / 23)
Kerbelâ Şahı, Hz. Hüseyin’in sebeplerin kendini sevk ettiği yolculukta düşman askerinin karşısına çıkıp “Ey merhametsiz kavm! Başımdaki sarık ve belimdeki kılıç, arkamdaki zırh, altımdaki at Hz. Resûlullah’ındır. Ben Resûl sancağının vârisiyim. Zehra Betül’ün göz nuruyum. Hiçbir zaman yalan ve boş yere söz söyleyip ayak diremedim. Allah’a ve Resul’e aykırı yol tutmadım. Bana mektuplar ve elçiler gönderdiniz. Üzerime hüccetler yolladınız. Beni bu diyara getiren sizlersiniz. Bu fitneyi türlü sebeplerle kışkırtıp bu raddeye siz getirdiniz. Bu ne sahtekârlıktır! Ama hilenin yapısı sağlam değildir. Hilenin eseri yaşamaz” diye nasihatte bulunmuştur.
Kerbelâyı anlamak; Hüseyin’ce yaşamaktır. Onun ahlakı ile ahlaklanmak, insanlar içinde bir insan olarak kul olabilmektir.
Kerbelâ Ehli Beyti Anlamaktır
Kerbelâyı anlamak; Ehli Beyti anlamaktır. Hz Peygamberi üzmemektir. Mirasına sahip çıkmaktır. Sünni, Şii, Alevi-Bektaşi vb. bütün Müslümanlar Hz. Hasan (r.a) ve Hz. Hüseyin (r.a)’ı içtenlikle sevmiş, onların isimlerini çocuklarına koymuş, dualarında onların isimlerini anmış, kültürel hayatlarına onlardan güzellikler katmıştır.
Hz Hüseyin’i seven Aleviler, muharrem ayında Kerbalayı anma günlerinde Hz. Hüseyin (r.a) ile bütünleşir, Onun acısını iliklerine kadar hisseder, göz yaşı dökerler. Bu, günlük hayata da yansıtılır. Bu günlerde ele bıçak ve keskin alet alınmaz, su içilmez, tatlı yenilmez, eğlenilmez. Hatta erkekler traş olmaz. Düğün yapılmaz. Müzik dinlenilmez. Gülünmez. Mümkün olduğunca üzüntü dolu bir hal içinde bulunulur.
Aleviler Muharremin on iki günü “matem orucu” adı verilen oruç tutar, on üçüncü günü aşure kaynatarak İmam Zeynelabidin’in kurtuluş sevincini paylaşırlar.
Sünnilerin Aleviler gibi Hz. Hüseyin (r.a)’ın yasını tutmaması, ona yapılanı kabul etmesi, üzülmemesi anlamına gelmez. Tarihte Hz. Hüseyin (r.a)’e yapılanı reva gören hiçbir Sünni’den söz edilemez. Nice Sünni âlimler vardır ki aşurede gözleri sel olup ak



YORUMLAR