Yıllarca içindeki uhdelerle yaşadı.
Üniversite eğitimi almak istedi, olmadı. İçinde bir uhde kaldı.
Tiyatro’da oynamak istedik, olmadı, içinde uhde kaldı.
Dizilerde oynamak istedi, olmadı…
Filmler derken içinde uhdelerle dolu bir hayat geçirdi Mehmet Yetere…
Sonunda çalıştığı korumdan emekli oldu ve içindeki tüm uhdelere bir “yeter” diyerek gerçekleştirmeye başladı.
Belki hepsini gerçekleştiremedi ancak en azından içindeki uhdelerin de giderilebileceğini öğrendi.
Çalışmalarında paraya önem vermedi, gençlere örnek olmak istedi.
“Ne kadar örnek olabildim” onu da zaman gösterecek diye hayatına devam ediyor Mehmet Yetere…
Afyonlu olmasına rağmen Afyonlulara tiyatroya destek vermedikleri için kızdı Yetere. Ama yine de yaşadığı şehre birkaç da olsa eser bırakmaya çalıştı.
Sanatçı Mehmet Yetere, sorularımızı tüm samimiyetiyle yanıtladı.
*Mehmet Yetere, kimdir, geçmişte neler yapmıştır kısa söz edersek nelersöylersiniz?
-1959 yılında Afyon’da doğdum. İlk Orta ve Lise tahsilimi Afyon’da yaptım. 1978 yılında liseden mezun oldum ancak çok istememe rağmen Üniversite tahsilimi yapamadım. Bazı olaylar nedeniyle bu benim içimde bin uhde kaldı. 1980 yılında vatani görevimi de tamamlayıp geldikten sonra, Devlet Demiryollarında memur olarak işe başladım. Emekli oldum. İçimde büyük bir ilgi olan Tiyatroya emekli olduktan sonra büyük bir zaman ayırabildim. 2 yıl Belediye Şehir Tiyatrosunda oyunlar yaptım. Daha sonra Alimoğlu AKSAM bünyesinde tiyatro grubunu oluşturdum. Geçen yıl iki oyunla AKSAM adına sahne aldım. Bu yıl da Dünya Tiyatrolar Günü’ne yeni bir tiyatro oyunu ile hazırlanıyoruz. Bunun için seyircilerimizden destek bekliyoruz. Biz bu sanatsal etkinlikleri bir ücret için yapmıyoruz. Kültüre ne kadar katkıda bulanabilirsek artık. Biz alkış istiyoruz. Başka bir şey istemiyoruz. Ben bu yaştan sonra bir şey beklemiyorum ancak yeni nesile örnek olması için çalışıyorum. Umarım bu konuda da yararlı olabiliyorum diye düşünüyorum.
Bunun haricide Müzikle uğraşıyorum. Ritim çalıyorum ve bir de Tasavvuf Musiki gurubumuz var. Onlarla birlikte düğünlere gidiyoruz. Tasavvuf Musikisi icra ediyoruz. Evliyim, iki oğlum var ve bir de torunum var.
*Tiyatro ile ilginiz ne zaman başladı?
-Tiyatro ile ilgim 1973 yılında Ortaokul sıralarında Emrullah Utku’nun Zafer Yolu adlı bir tiyatro oyunu vardı. Onu sahneledik. Sahnenin tozunu o zaman yuttum. O zamandan beri tiyatroya karşı içimde bir istek belirdi. İsterdim ki bu işini okulunu okuyayım, eğitimini alayım. Bu konuda daha da etkili olayım isterdim ama nasip değilmiş. Çünkü o zamanlar tiyatro bu kadar etkili değildi. Herkes sahneye çıkana kötü gözle bakıyordu. Bırakın çevrenizdeki insanları ailem bile buna karşı geldi. İçimdeki bu uhdeyi amatörce gerçekleştirmek istedim.
*Okul sıralarının haricinde ilk sahneye ne zaman çıktınız?
-Aradan epey bir süre geçti. 2006 yılında Öç adlı oyunu sahnelemiştim. Orada sahneye çıktım. Onun replikleri kulağımdaydı, aynı oyunun geçen yıl da tekrarını yaptık. Bir de Yalancı Aranıyor adlı bir Yunan yazarının oyununu oynadık. Çok güzel ve olumlu tepkiler aldık. Alkış çok tepkiler çok olunca bizim de şevkimiz artıyor. İsteğimiz artıyor, daha güzel şeyler yapmak için çalışıyoruz.
*Afyonluların Tiyatroya bakışı nasıl?
-Buna tiyatro demeyelim de Kültüre bakış açısı nasıl diyelim. Afyonluların kültürü bakış açısı biraz zayıf. Sadece tiyatroya değil. Afyonluların tiyatroya ilgisi zayıf, müziğe ilgisi zayıf, baleye ilgisi zayıf, resme ilgisi zayıf yani kısaca her şeye ilgisi zayıf durumda. Seven çok ama ilgi yok.
*Bu ilgisizlik nereden kaynaklanıyor?
-Bu herhalde yetiştirme tarzından kaynaklanıyor bilmiyorum ama ben öyle görüyorum. Dışarıda broşür dağıtır gibi herkese söylüyorum. Şu tarihte oyunumuz var buyurun gelin beklerim diye, konuştuklarımın ve “ tamam geliriz” diyenlerin ancak yüzde 20’si geliyor. Geri kalanı ortada yok. Gelmemelerinin bir başka nedeni de şu olabilir; bizim oyunlarımızı sergilediğimiz yer Uydukent’te Kültür Merkezinde biraz uzak olduğu için gelmiyor olabilirler. Belediye Şehir Tiyatrosunun sahnesi RAM salonunda. Yani kahvede otururken “bugün tiyatro vardı hadi gidelim” diyerek kahveden kalkıp gidebiliyorlar. 2 adım yürüyorlar ve tiyatroyu seyredip dönebiliyorlar. Biz oyunlarımız ücretsiz olmasına rağmen salonumuzun 3’te 2’sini zor dolduruyoruz.
*Tiyatroya gelenleri yaş oranı nedir?
-Genellikle 35 ila 55 yaşları arasında gelenlerimiz oluyor. Bir de bizim ekibimizde Üniversite öğrencileri olduğu için onları arkadaşlarından gelenler oluyor. Yani bir kısım da onların çevresi geliyor.
*Bu durumu kırmak insanların tiyatroya ilgisini artırmak için neler yapılabilir?
-Biz bunu kırmak için ikinci bir tiyatro ekibi kurduk. Üçüncüsü, dördüncüsü, beşincisi de kurulması gerekir. Tiyatrolarımız çoğalsın, okullarda çocuklarımıza tiyatro gösterileri çoğalsın, büyük işyerlerindeki çalışanlara toplu gelmeleri için reklam ve tanıtımlarının yapılması gerekir. Bunlar olunca belki tiyatroya gelenlerin sayısı artar. Seviyorlar tiyatroyu ama nedense gelmiyorlar. Ben bunu bir türlü çözemedim.
*Tiyatro dışında, rol aldığınız bir sinema filmi veya bir dizi film oldu mu?
-O da içimde bir uhde iken, Aydın Sayman beyin yönettiği ve Afyon’da çekilen “İçimdeki insan - Fareyi öldürmek” filminde rol aldım. Aydın Sayman Bey ve ekibi tiyatromuza geldiler. Tiyatrodaki tüm arkadaşlarımıza birer rol verdiler. Bana da Şoför rolü düştü. Filmin ilk başlangıç bölümü Suavi Eren ile birlikte bir çekimimiz oldu. Bunun haricinde Adem Akyol diye bir yönetmenimiz var, 10 bölümlük bir dizi film çekecekti. Hisarın kaderi diye. Şakir Bey karakteriyle birinci bölümde oynadım. Zengin ve kendini öven bir adam. İşçilere asgari ücret veriyor. Sonra da mafyavari işlere giriyor. Birinci bölümü çektik tamamen kendi imkanlarımızla. Adem Akyol ettiği masrafların karşılığını alamadı. Sponsor bulamadı. Senaryoları hazır olmasına rağmen diğer bölümleri çekemedik ve oynayamadık. O dizi de o şekilde kaldı. Bunun dışında bir reklâm filmi çektik. Bir şarkının klipinde oynadım. “Şarap koy kadehime kanla doldurma” diye bir şarkıydı. Bunların dışında küçük ve kısa filmlerde oynadım. Üniversitedeki öğrencilerin hazırladığı ders notları gibi kısa filmlerde oynadım. Yaşım nedeniyle çok öğrenciler geliyor ve yardım istiyor. Kıramıyorum ve onların projelerinde oynuyorum. Yaşım gereği baba rolünde hep ben oynuyorum öğrencilerin projelerinde. Halen de teklifler geliyor ve bir ücret de almıyorum. Ancak seçici olmaya başladım. Ama çok yorucu oluyor. İki üç gün çekimlerin sürdüğü oluyor.
*Televizyon kanallarına çekilen dizilerde rol almayı düşünmediniz mi?
-İstiyorum, başarabileceğimi de biliyorum ama çağıran yok. Komşum var hepinizin bildiği Emekli Albay İsmail Özdilek. Kendisi sinema sektöründe de bulundu. Filmler de çekti. Bazı film ajanslarına benim fotoğraflarımı ve özgeçmişimle ilgili yazılar gönderdi. Ama bugüne kadar bir şey çıkmadı. Benim tipimde ve benim oynayabileceğim türde karakterler her gün film setlerinde benim öyle bir şansım olmadı. Belki de o ajansları günlük arayıp takip etmek gerekiyor. Sürekli rol alan bir dizide bakkal, bir dizide seyyar satıcı ne bileyim her türlü kılığa giren arkadaşlarım var tanıdığım. Onlar İstanbul’da olduğu için şanslılar ama benim şanssızlığım Afyon’da olmam. Onun için arayan soran olmuyor.
*Tiyatro mu? Televizyon mu? Müzik mi? Dersek neler söylersiniz?
-Ben birinci sıraya Tiyatro’yu koyarım ve tercihimi o yönde kullanırım. Çünkü tiyatro çok güzel ve insanı insana, insanla anlatma sanatı.
*Ama tiyatroya ilgi yok…
-İlgi olmasa da salonun bir sırası bile dolu olsa biz onlara oyunumuzu oynamaktan vazgeçmeyeceğiz. O bir sıradaki insanların alkışını almak da bizi mutlu ediyor.
*Televizyon herkesi evine giren bir araç…
-Evet öyle haklısınız ama bilemiyorum belki de televizyonda oynamadığım için tercih etmiyorumdur. Üç tercih verdiğiniz için birinci tercihim tiyatro, ikinciye televizyon üçüncüye de müzik geliyor diyebilirim.
*Afyon konumu ve yapısı itibariyle adeta açık bir film platosu. Burada neden diziler veya filmler çekilmiyor?
-Aslında çekiliyor ancak insanlarımızın da bu tür çekimlere yönelik yanlışları var. Belki de ondan dolayıdır.
*Nasıl bir yanlış?
-Son çekilen İçimdeki İnsan – Fareyi öldürmek filminin çekimlerinde yaşadığımız bir olayı anlatayım. Ramazan ayında çekimler yapıldı ve iftardan sonra Gâvur hamamı dediğimiz bölgedeki çekimlerimiz devam ederken bir konağın önüne oturduk ve çay içiyoruz. Bütün film ekibi oyuncularıyla birlikte dinleniyor. Macit Koper geldi benden yaşlı ve çok sevdiğim bir sanatçıdır. Ona yer verdim konağın içine sandalye almaya gittim. İçeri girdiğimde işyeri sahibi “sandalyeyi bırak çıkarma kapatıyoruz” dedi. Ben o konakta çekim yapılacak sanıyordum öyle değilmiş. “Tamam” deyip dışarı çıkarken benim de kızdığımı anladı galiba. “Burada 250 tane adisyon var hiçbirini ödeyen olmadı” diye bağırdı. O çay paraları senden olsa ne olur olmasa ne olur. Yani burada esnafımızın tutumu bile farklı. Bu işe kötü bakıyor. Öyle olunca insanlar gelip burada film çevirir mi? Aydın Sayman bir daha buraya gelip film çevirir mi? Nitekim yönetmen duydu bu konuşmaları ve paradan kaçan bir adam değil, çıkardı ödedi parasını. O esnafımız “Bunlar böyledir, yer içer kor giderler” diye konuştu en çok da ona üzüldüm.
*Gençlere örnek olmaya çalıştığınızı söylediniz, bu yolda ilerlemek isteyen gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? Onlara ne söylemek istersiniz?
-Tiyatro, oyunculuk ve müzik çok zor. Çok emek isteyen bir şey. Gençler bu sanat dallarına gireceklerse emek verecekler. Emek vermeden olmuyor. Çünkü biz haftanın 3 günü saatlerce çalışıyoruz. Oyunu çıkarıyoruz ama çok zor şartlar altında çıkarıyoruz. Bazıları geliyor ‘yoruldum’ diyor gidiyor, bazıları ‘benim saatime uymadı’ deyip gidiyor. Bu işler emek isteyen işler. Emek vermek istiyorlarsa bu iş olur. Emeksiz yemek olmaz. Biz profesyonel bir topluluk değiliz. Amatör ruhuyla çalışan bir topluluğuz. Gelirlerse bizden de çok şeyler öğrenebilirler. Kendi yeteneklerini de katarak bir tiyatrocu olabilir.
*Son dönemlerde ortaya çıkan sanatçılardan beğendiniz var mı?
-Ben karakter olarak Kim Milyoner Olmak programının sunucusu Selçuk Yöntem var onu çok beğeniyorum ve takdir ediyorum. Bir de Haluk Bilginer var onun da yeri bende ayrıdır. Benim idolüm onlardır. Keşke onların yüzde 1’leri kadar olabilsem.
*Afyonlu sanatçılardan kimler var?
-Şu anda bir tek Ali Çakalgöz arkadaşımız var. Samanyolu Televizyonunda Küçük Gelin dizisinde oynuyor. Ali Çakalgöz’ü severim çok iyi bir arkadaşımızdır. Afyon’a karşı küskünlükleri vardır ancak kendini bir yerlere getirdi. Helal olsun, keşke biz de öyle olabilsek. Kendi çabaları, kendi tırnaklarıyla, torpilsiz ve kendi özel yeteneği ile bir yerlere geldi. Kendisini tebrik ederim.
*Sanatçı Emel Müftüoğlu…
-Emel Müftüoğlu benim ortaokuldan arkadaşımdır. Sonra o Afyon Lisesi’ne gitti ben Cumhuriyet Lisesi’ne gittim. Arkadaşımdır ancak şimdi görünce tanır mı bilmiyorum. O zamanlar gençtik. Bana bir simit ve bir gazoza kız arkadaş ile aramı buldu.
*Nasıl yani kıza mı ısmarladı simit ve gazozu?
-Hayır ben Emel’e ısmarladım. O sadece o kızla konuştu.
*Nasıl oldu peki, anlatmak ister misin sakıncası yoksa?
-Ben bir kızı seviyordum ama bir türlü cesaret edip kendisine gidip açılamıyordum. O zaman Emel ile de arkadaşız. O’na söyledim. Ben şu kızdan hoşlanıyorum, onu seviyorum ama bir türlü açılamıyorum, demiştim. Emel de gitti o kızla konuştu. Mehmet seni seviyor demiş, onunla bir konuş istersen falan diye konuşmuşlar ve Emel bizim aramızı yapmış oldu. Ben de Emel’e bunun karşılığında bir simit ile bir gazoz ısmarladım. Şimdi ki gibi kantinlerde bir şey yok ki. Simit ve gazoz var. Emel’i de çok severim. İyi bir arkadaşımızdır.
*O arkadaşlığın sonu noldu?
-O arkadaşlıklar okulda kaldı. Uzun sürmedi.
*Öğrencilik aşkı yani…
-Muhakkak o ilişkiler o aşklar da o kadar sürüyor demek ki… Gençlik aşkları saman alevi gibi…
*Çok teşekkür ederim bize vakit ayırdığınız için…
-Ben de çok teşekkür ederim. Bizlerin sesi olduğunuz için.



YORUMLAR