Dostlar bugün Cumartesi. Öyle siyaset, ekonomi veya diğer sorunları buraya yazarak sizleri tatil gününde sıkmak istemiyorum. Onun için bugün biraz daha hafta sonu moduna uygun, sizleri eğlendirecek ve düşündürecek cinsten hikayeleri yazacağım.
Hafta içerisinde gazeteniz Kurtuluş’un sayfalarında okuduğunuz haberlerle alakalı olarak genel bir değerlendirmeyi beklentileri karşılayacak şekilde net ve açık bir dille bu satırlarda bulacaksınız. Okurlarımızdan birçok eleştiri aldık. Onları da enine boyuna bu sütunlardan değerlendireceğim. Şimdi gelelim bugün yazacağım hikayeye.
Herkesin bildiği geçmiş zamanlarda yaşamış pratik zekasıyla devlet erkanının ve halkın teveccühünü kazanmış İncili Çavuş hikayesini yazacağım.
İncili Çavuş yaşadığı dönemdeki padişahların sarayında bulunan ve pratik zekası sayesinde sarayda sevilen, sayılan ve padişaha akıl veren konuşmaları ve tavırlarıyla sempatik, mukallit, ince nüktedan birisi.
“ATIMA KİM ÖLDÜ DERSE…”
Padişahın bir atı varmış. Padişah atını çok seviyormuş ve atın üzerinde gözü gibi titriyormuş. Çok özeniyor, bakımıyla bile çoğu zaman bizzat kendisi alakadar oluyormuş.
Seyislerine de sıkı sıkıya tembihatta bulunuyormuş, “atıma iyi bakın!” Bu konuda, herkesi de sıkıştırıyormuş. Eh çok seviyor ya, işte öyle bir şey.
Adamlarına tembih etmiş, “Eğer benim atıma kim öldü derse, kellesini vurduracağım.”
Olacak ya gün gelmiş at ölmüş. Sarayda herkesi bir telaş almış. Padişaha atın öldüğü söylenecek ama bunu kim söyleyecek.
Tabii ki saray erkanının hemen aklına İncili Çavuş gelmiş. Hemen koşmuşlar İncili’nin yanına: “İncili, sorma ki sorma, başımıza felaket geldi.” İncili demiş: “Ne oldu, ne felaketi geldi?”
“HÜNKARIM SENİN ŞU AT VAR YA”
Saraydakiler demişler: “Hani padişahın atı vardı ya o öldü. Durum padişaha söylenecek.” İncili demiş: “E ne var bunda?” Saray erkanı: “Ne olacak, atın öldüğünü söyleyenin kellesi vurulacak.” İncili çok akıllı ve kurnaz hemen cevap vermiş: “Hiç önemli değil, söylerim ben” demiş ve “gelin benle” diye de eklemiş. Saray halkı arkasında İncili Çavuş önde, padişahın huzuruna çıkacaklar, arkadan gelenlerin çoğu kaybolmuşlar korkudan tabii. Böyle bir hışımla İncili huzura çıkınca, padişah hemen huylanmış ve sormuş İncili Çavuş’a. “Ne var İncili, neye geldin hayrola” diye.
“YATKI KALKMIYOR, YUMDU AÇMIYOR”
İncili söze girmiş: “Hünkarım senin şu at var ya” diye. Padişah hiddetlenerek demiş: “Ne var? Ne oldu ata? Sakın ha öldü deme.” Tabi ki İncili çok kurnaz. “Yok efendim demiş” ve başlamış anlatmaya: “Hünkarım senin at var ya at.,” Padişah demiş: “Eee nolmuş ata?”
İncili başlamış sıralamaya: “Efendim senin at, yattı kalkmıyor, uzattı çekmiyor, yumdu açmıyor.”
Padişah hiddetle ayağa kalkmış ve “öldü desene be adam” diye haykırmış. İncili gayet rahat, ve nüktedan hemen ilave etmiş: “Estağfurullah hünkarım, senden duyuyoruz.”
Ve kelleyi kurtarmış.
Şimdi kelle işi yok ama gene de zaman zaman İncili Çavuşlara ihtiyaç var. Hani idarecilere ders verecek, düşündürecek ve onlara nükteleriyle tatlı ama imalı bir o kadar da ince ve derinden mesajlar verecek.
Sağlıklı ve huzur dolu günler temennisiyle Allaha emanet olun.



YORUMLAR