Çay Taşhan
Talebelik yıllarından bu yana Tarihi çok severim. En büyük zevkim; gittiğim yerlerde tarihi mekânları gezmek ve yine onlarla ilgili bilgiler edinmektir. Tarihi gerçekten seviyorsanız dinlerken bile kendinizi zaman tüneli içerisinde o yıllarda hissedersiniz. Bu anlamda gerek ülkemiz, gerekse Afyonkarahisar ili olarak tarihi zenginliklerimiz tartışılmaz. Ancak bir gerçek var ki altını çizmeden geçemeyeceğim; millet olarak tarihimize yeterince sahip çıkmıyoruz. Veya çok az sahip çıkıyoruz. Zaman zaman her gün gördüğümüz, önünden, yanından geçtiğimiz tarihi eserleri ne zaman yabancı turistler gelip incelediler, resim çektiler biz de önemsiyoruz. İşin özüne indiğimiz zaman şanlı bir tarihe sahip bir milletiz ve ülkenin her tarafı tarihi eserlerle donatılı… Buram buram tarih kokan bir ülkeyiz.
Bu satırları kaleme almamın nedeni Çay ilçemizdeki Taşhan’dır.
Yaz aylarında boş zaman buldukça benim “yalancı cennet” diye adlandırdığım o yeşillikleri ile ünlü çay ilçemizi ziyaret ederim. Talebeliğimin bir bölümü Çay’da geçti… 20 yıla yakın süre Çay Çağlayanspor’da futbol oynadım. Annemin ve babamın görevleri nedeniyle uzun yıllar Çay’da kaldık. Çay’dan evliyim. Okul arkadaşlarımızla, takım arkadaşlarımızla devamlı görüşmekteyim. Ancak, Çaylılar mutsuz ve buruk… Çay’ın ekonomisine büyük katkısı olan SEKA’nın kalkması onları gerçekten üzmüş…!
Gelelim Taşhan’a;
Taşhan eşimin evlerinin tam karşısında yıllardır bakımsız, kaderine mahkum, köhne ve sanki yıkılmaya yüz tutmuş bir halde durmakta idi. Bir ara ufak yollu düzeltmelerle market vs. ürünleri satan bir mekan haline döndü…
Fakat bu yaz çok değişik bir Taşhan ile karşılaştım. O bakımsız, metruk ve köhne Taşhan gitmiş yerine insanları büyüleyen görüntü ve tarihi yapısı ile sanki yenisi gelmiş… İlgilileri ve bu işe gönül vererek Taşhan’ı bu hale getirenleri yürekten kutluyorum. Yepyeni bir Taşhan’ı yaratanlar; tarihi dokuyu bozmadan yalın ve sade uygulamaları öp plana almışlar. Ayrıca kutlamak gerek çünkü yapılan yenilikler sırıtmıyor.
Çay Taşhan ile ilgili detaylara girmeden bu hanların, kervansarayların tarihi gelişimine şöyle bir bakmak gerekir diye düşünüyorum;
Bu hanların, kervansarayların yapımları Selçuklular döneminde 10’ncu yüzyılın sonlarına doğru başlamıştır. Başlangıcında tamamen askeri amaçla yapılan Kervansaraylar daha sonra ticari ve idini amaçlı yapılmaya başlandı. Selçuklular bu Kervansarayları yaparken aynı güzergâhta ve aynı mesafelerde olmalarına çok önem vermişlerdir. Örneğin; İki Kervansaray’ın arası Deve yürüyüşü ile gündüz 9 saattir. Bu mesafe bugünkü kriterlere göre 40 km. civarındadır.
Bu Kervansaraylar barışta Pazar ve konaklama, savaşta kale olarak kullanılmışlardır. Başlangıcında Selçukluların yaptığı ve önem verdiği Kervansaray ve Hanlar Osmanlı’lar döneminde de devam ede gelmiştir. Gerek Selçuklular gerekse Osmanlılar döneminde buralar Vakıf marifetiyle yönetilmişlerdir. Buralarda din, dil, ırk gözetmeksizin insanlar ağırlanır her türlü ihtiyaçları giderilir ayrıca ücret alınmazdı. Bu giderler vakıfça karşılanırdı.
Bugün Anadolu’nun birçok köşesinde her biri tarihi birer hazine olan ancak bakımsızlık yüzünden yıkılmak üzere olan Han’larımız, Kervansaray’larımız vardır. Sadece Selçuklular döneminde 100 civarında Han ve Kervansaray inşa edilmiştir. Yine Selçuklular zamanında Anadolu’da kurulan ticari yol güzergâhları Osmanlı’lar döneminde değişti. Bu nedenle de bazı Kervansaray’lar eski aktivitelerini kaybettiler. Fakat tüm heybetleri ile günümüze kadar sapasağlam geldiler. O muhteşem yapılara sahip çıkmamız, onları korumamız gerekmez mi…?
Şurası bir gerçektir ve millet olarak bize gurur vermelidir; İslam dininin misafirliğe ve hayırseverliğe verdiği önem sonucu ortaya çıkan Kervansarayların bir benzeri Ortaçağ Avrupa’sında olmadığı gibi düşüncesi bile mevcut değildir.
Büyük ve muhteşem binalar olan Kervansaray’larda akşam olunca kapılar kapatılır, vazifeliler tarafından kandiller yakılır, içerden dışarıya kimse çıkarılmaz, fakat dışardan gelen tanrı misafirleri içeri alınırdı. Sabah ise “Davul” çalınarak konaklayanlar kaldırılır, ihtiyaçları giderilir, kazasız, belasız gitmeleri dileğiyle uğurlanırlardı.
Ve dönüyoruz Çay Taşhan’a;
Miladi 1278, Hicri 677 yıllarında yapıldığı varsayılmaktadır. Aslında yapı sadece Kervansaray (Han) olarak inşa edilmiştir. Burası camisi, hamamı, çeşmesi ve şadırvan’ı da olan külliye şeklinde yapılmıştır. Aynı zamanda medrese’dir. Fakat bazı bölümleri (Hamam gibi) 800 yıla varan zaman dilimi içerisinde yıkılmıştır.
O yıllarda bu külliyeye Güllüharp, İnkaya, Çamurharkı ve Elvar Köyleri destek vermektedir. Bir vakıf kontrolünde olan bu 4 köyün tapulu 1692 dönüm tarlası, 658 dönüm çayırı vardır. Buraların geliri külliye için kullanılmıştır.
Yazımın başında da belirttiğin gibi fevkalade güzel bir restorasyon gerçekleştirilmiş. Tarihi dokuda bozulmalar yok. Daha doğrusu restorasyon sırıtmıyor aksine beğeni topluyor.
Han’ın önündeki boş alan (avlu) fevkalade güzel bir düzenleme ile halkımızın hizmetine sunulmuş. Daha doğru bir deyimle çok güzel bir dinleme yeri olmuş. Mekân çok bakımlı ve temiz. Akşamüzerleri Çaylı orada… Günün yorgunluğunu gideriyor, çayını yudumluyor. Han’ın olduğu iç mekân da kışa hazır. Çok güzel organize edilmiş. Isıtma sorunu olacağını sanmıyorum.
Fakat aklıma takılan bir şeyi de zikretmeden geçemeyeceğim; avludaki işletmeciye ait ve pimapen ile yapılan mekanlar tarihi bir görünümle yapılmasalardı acaba daha güzel olamazlar mıydı…?
Ancak her şeye rağmen bu güzel dokuyu ortaya çıkaranları kutlarken civardaki Han ve Kervansarayı olan il ve ilçelere örnek olmasını diliyorum.
Yine kafama takılan diğer bir konu ise; madem her 40 km’de bir Kervansaray yapılıyordu Döğer-Afyon, Anıtkaya-Afyon çizgisinde, Çay öncesi buralarda bir Han daha olması gerekmez miydi? Acaba vardı da tarih içerisinde yıkılıp kayboldu mu yoksa toprak altında mı kaldı…? Bu bir muamma…! Ancak sorgulanması, araştırılması gerekir diye düşünüyorum. Çünkü Döğer’de, Anıtkaya’da Afyon’a neredeyse 40’km…! Bu aralıklarda bir Kervansaray daha olması gerekir diyorum…!



YORUMLAR