AFYON’UN MANEVİ SULTANI
SULTAN DİVANİ
Afyon Anadolu’nun en huzurlu beldelerinin başında gelir. Bunu başlıca sebeplerin- den, Afyon ‘un dört bir tarafını sarıp sarmalayan Ereni Evliyası, Şehit ve Şühedası’nın oldukça çok bulunmasındandır. Bu nedenledir ki; coğrafyamız toprağı kutlu ve mübarek bir yerdir. Nasipli olanlar bu manevi iklimden alacağını alır.
Biz Sultan Divani, gibi bir deryadan bir tas su alıp sizlerin gönüllerine sunacağız.
MEHMET ÇELEBİ’NİN ÇOCUKLUGU BİLE FARKLI
Mehmet Çelebi; çocukluğundan farklıdır.
Onun oyunla oyuncakla işi olmaz, ufacık cübbesine bürünür, bir köşeye büzülür…
Gözlerini iri iri açarak büyüklerin sohbetini dinler. Yıllanmış Dervişlerin bile anlatmakla güçlük çektiği meseleleri kolayca kavrar.
İnsanı hayrete düşürecek bir zekâsı ve berrak bir hafızası vardır. Anadolu’yu nurlandıran Abapuş-i Veli, küçük oğlu Mehmet Çelebinin sıradan bir çocuk olmadığını bilir, yetişmesine çok ihtimam gösterir.
Abapuş-i Veli; yavrum küçüktür demez. onun dünya nimetlerinden mahrum eder…
Nefse zor gelen ne varsa yapmasını ister…
Açlık ve uzletle geçen günlerin ardından sisler dağılır.
Gökler duvak duvak açılır ve Öteler görülür…
Çevresindekilerde bu değişimin farkındadır. Ama o parmakla gösterilmekten hoşlanmaz.
Kendini yollara atar, önce Konya’ya koşar.
Mevlana Hazretleri’nin manevi huzuruna çıkar.
Burada yüreğine öyle bir ateş düşer ki; odun ateşi ve közlerini gonca gül gibi okşar geçer…
TİMUR HAN DİVAN-I KEBİRİ SEMERKANT’A GÖTÜRÜR
Biliyorsunuz Timur ile takışan Beyazıt telafisi zor bir yenilgi alır ve Osmanlının yıkılmasına ramak kalır.
Timur Han Devlet hazinesinin süslü ve bereketi olması için bir fermanla Celalettin Rumi’nin DİVANI KEBİR-İ Türbeden alınarak sarılır sarmalanır kutlu yadigâr Semerkant’a taşır.
Ancak Asya’da çatışmalar dur durak bilmez. Timur cepheden cepheye koşarken, Divan-ı Kebir-i yitirir.
Divan-ı kimler alır, kimler satar bilmiyoruz. Ancak yıllar sonra Şah İsmail’in eline geçer.
DİVANIMI BİDAD EHLİNİN ELİNDE BIRAKMA
İşte o günlerde Mevlana Dervişimizin rüyasına girer. Divanımı, bidat ehlinin elinde bırakma der. Git, al, getir ve yerine koy!…
Çelebi Mehmet hemen o gün yola çıkar, akranları Şah İsmail gibi zalimin elinden Divanı almak kolay mı deseler de aldırmaz…
Divan-ı kebir-i kurtaracağından adı gibi emindir, aksini aklına bile getirmez. Buyruk Mevlana’dan gelirse akan sular bile durur.
Çaldıran öncesi Şah İsmail’in dellalları Anadolu içlerine sızar, misli görülmedik propaganda yaparlar.
Kendilerine itiraz eden muhaliflerin evlerini yıkar, ekinlerini yakarlar.
ÇELEBİMİZ İRAN YOLUNA KOYULUR
Çelebi Mehmet zulüm ve kanla yıkanan coğrafyada tehlike ve tehditlere aldırmadan ilerler.
Her konakladığı yerde halkayı kurar ve İslam’ın hakikatlerini, Ehli Sünnet’i anlatır.
Şah’ın fedaileri ona mani olmaya çalışır ancak bir türlü başarılı olamazlar.
Zora baş vuranlar ise, ibretlik yaralar alırlar.
Eli kuruyanlar, dili tutulanlar, aklını oynatanlar…
Artık her ocak başında, her obada o konuşulur.
Divan-ı Kebir-i almak için yola çıkan Mehmet Çelebi, elini kolunu sallaya sallaya ordugah’a ulaşır.
ŞAH ÇELEBİMİZDEN ÇEKİNİR
Şah İsmail halk üzerinde büyük tesiri olan biriyle takışmak istemez, öncelikle onu kazanmanın yollarını arar.
Ancak Çelebi Mehmet bana yapacağınız tek ikram var der; Divan-ı Kebir-i bana teslim etmek!…
Şah Divan kolay der, ama sizden istifade etsek gerek.
Bu akşam soframıza buyurmaz mısınız?
Akşam için görülmedik hazırlıklar yapılır.
Ziyafet öncesi Şah ve adamları tarafından, Mehmet Çelebi’nin zehirlenmesi kararlaştırılır…
ZEHİR DOLU MAŞRAPA ŞERBETİ
Bu nedenle Şah fedailerinden birinin eline, bir maşrapa da şerbet tutuşturur ve ne yap yap bunu ona içir der…
Bu maşrapa da öyle bir zehir vardır ki; tek damlası filleri yıkar.
Mehmet Çelebi, o gün sohbetin her anını öylesine değerlendirir ki, orada bulunan başta Şah ve adamlarına, baldan tatlı üslubu ile sanki Medine’ye götürür, mukaddes mekânları gezdirir. Sevgili ve Şanlı Peygamberimizi ve Ashabını anlatır.
Tam sohbetin şekerleştiği demlerde, hizmetçi şerbet maşrapasını Çelebinin eline tutuşturur.
Çelebi elindeki bir şerbete bakar; bir ziyafet sofrasındakilere, sonra Şah’a hitaben bu can eriten kâseyi Şah lamı yoksa Vezirin ile mi içeyim dedikten sonra bir yudumda şerbeti içer…
Mehmet Çelebi, Allahü Teala istemedikten sonra, zehir bize neylesin der. Manzara açıkça ortada, yüz kızartıcıdır.
DİVAN-I KEBİRİ TESLİM ET
Sonra tarifi zor bir heybetle ayağa kalkar ve Divan-ı Kebir-i Şah İsmail den ister.
Şah o kadar mahcuptur ki, hayır diyemez.
Çelebi Mehmet, Mevlana Hazretlerinin elceğizi ile yazdığı Divanı öper, koklar ve başına koyar. Orada bulunan halka Divandan öyle beyitler okur, öylesine hoş açıklamalar yapar ki, pek çok kimseler tövbekâr olur. bu tövbekarların arasında Şah İsmail’in oğlu Mirza Elkas’da vardır.
ŞAH OĞLU MİRZA ELKAS
Mirza Elkas tacı, tahtı elinin tersiyle iter ki bu tavrı babasının canını sıkar.
Şah İsmail kolay pes edecek cinsten değildir, Dönüş yoluna müfrezeler takar.
Ama, Allah dostları kınından sıyrılmış kılıç gibidir. Onlara çarpan iflah olmaz.
İşte Şahın Müfrezeleri de iflah olmazlar.
Bu hadiseden sonra Çelebi Mehmet’in adı SULTAN DİVANİ’YE çıkar.
Bu vesile iledir ki, Sultan Divan-i İran Şahından Divan-ı Kebir-i kurtulmasıyla MEVLANA Celalettin-i Rumi bu gün bütün berraklığı ile anlaşılmasına vesile olmuştur.
MISIR A DOĞRU
Sultan Divani Mısır diyarı olan Irak, Suriye, Ürdün Filistin taraflarının Osmanlı’nın feti için buralarda zemin hazırlar.
Tomanbay zaliminin hapse attırdığı İbrahim Gülşeni Hazretlerini kurtarır.
Sultan Divan-i Mısır’da kaldığı süre içinde halkı aydınlatır nasihatlerde bulunur.
KOCA YAVUZ BOYUN BÜKER EMRİN OLUR DER
Sultan Divan-i Karahisar-i Sahip’e (Afyon’a) dönerken yolda, Mısır’a sefere çıkmış olan YAVUZ SULTAN SELİM HAN ile karşılaşan Divan-i Sultana bazı Nasihatler de bulunduktan sonra, Yüce Veli Cihan Padişahından MUHYİDDİN-İ ARAB-İ’nin kabrini onarmasını, ayağını vurduğu yerin kazdırılmasını ister.
Koca Yavuz boyun eğer, emrin olur der… Hallacı Mansur olarakta bilinen mübarek zatın ayağını vurduğu yer Yavuz Sultan Selim Han tarafından kazdırılır bir küp altın çıkar ve halka dağıtılır.
II. Beyazid ile Abapuşi Veli Arasında, nasıl yakınlık ve samimiyet varsa;
Aynı şekilde oğulları (Sultan Divan-i ile Yavuz Selim) arasında da imrenilecek dostluk vardır.
Cihan Padişahı Yavuz Selim Han, ekseriyetle mühim ve müşkül zor meseleleri Sultan Divan-i ile istişare için mektupla aldığı cevaba göre hareket etmesiyle zor meseleleri kolayca aşardı.
YALAN DÜNYAYA ELVEDA BAKİ ALEME MERHABA
Sultan Divan-i bir gün aniden rahatsızlanır.Talebeleri tabib bulmak için sağa sola koşuşturur,
Mübarek manalı manalı güler; Yorulmayın der, şimdi ilaç ve hekim gailesi olmayan bir yere gidiyorum der ve… Ardından nurlu izler bırakarak gider…
Çok kalabalık bir cemaatle kılınan cenaze namazından sonra Abapuşi Velinin yanına gömülür.
ABDÜLHAMİT HAN’IN ELİYLE YAPTIĞI KAPI
Sadrazam Kara Mustafa Paşa Sultan Divan-inin yüksek hallerini bildiği için Muhteşem bir cami ve Türbe yaptırır.
Bu Türbe Camii zaman zaman yıpranır sonrası çıkan bir yangınla yanar ve en son II. Abdühamit Han tarafından onarılır ki;
Ulu Hakan Kapı motiflerini bizzat elceğizi ile işler…
Başta da söylemiştik; Bu büyük Veliyi anlatırken derya’dan bir tas su alıp, sizlere taşımaya çalıştık. Rabbim hepimizi yolunda bulunanlardan eğlesin.
Yazarın Önceki Yazıları



YORUMLAR