Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Toplum Gönüllüleri Kulübü tarafından Anadolu Üniversitesi Engelliler Araştırma Enstitüsü ve Afyonkarahisar Özel Eğitim Merkezi Müdürlüğü işbirliğinde “Otizm Farkındalık ve Eğitsel Yaklaşımlar” konulu bir panel düzenlendi.
Abdullah Kaptan konferans salonunda gerçekleştirilen ve moderatörlüğünü Afyonkarahisar Özel Eğitim Merkezi Müdürü Olcay Göçen’in yaptığı panele, Anadolu Üniversitesi Engelliler Araştırma Enstitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Veysel Aksoy ve Uzman Ali Kaymak konuşmacı olarak katıldı.
OTİZM İLK ÜÇ YILDA ORTAYA ÇIKIYOR
AKÜ öğretim elemanları ile öğrencilerin yanı sıra çok sayıda otizm hasta yakınının da takip ettiği panelde konuşan Yrd. Doç. Dr. Aksoy, Anadolu Üniversitesi Engelliler Araştırma Enstitüsü’nün alanında Türkiye’de tek olduğunu ve özel eğitimin birçok alanında çalışmalar yaptıklarını belirtti. Otizmin Türkiye için yeni bir alan olduğunu dile getiren Aksoy, şunları kaydetti: “Otizm, yaşamın ilk 3 yılında kendisini gösteren bir bozukluk olarak çıkıyor karşımıza. Ayrıca bir özel eğitim kategorisi durumunda. Otizmden etkilenen bireylerin öğrenme performanslarında önemli sınırlılıklar ortaya çıkıyor. Bu yüzden de bizim konu alanımıza giriyor” dedi. Yaşam kalitesinin otizmi tetiklemediğini belirten Aksoy, “Ailelerin sosyo-ekonomik düzeyi, çocuk yetiştirme özellikleri otizmde etkili değil. Yoksulun da en zengin kişinin de çocuğu otistik olabilir. Mesela zihin engelli çocuklarda yüzde 80-85 oranında sebep yoksullukla ilgilidir. Yani yoksul çocuklar; beslenme, barınma koşulları, anne-baba eğitim düzeyleri çocuklar için olumsuz etki oluşturur. Ancak otizmde böyle bir durum söz konusu değil. Çocuk yetiştirme özelliklerinizden dahi etkilenmez bu durum. Dolayısıyla maalesef henüz nasıl korunmamız gerektiğini bilmiyoruz.”
TÜRKİYE’DE OTİZM YAYGINLIĞI DÜNYADAN FARKLI DEĞİL
Uzman Ali Kaymak ise, otizmin son 30 yıl içerisinde aşırı derecede yaygınlık gösterdiğini belirterek, şu görüşleri dile getirdi: “1985 yılında 2 bin 500’de 1 oranında otizm yaygınlığı vardı ancak günümüzde bu durum 68’de 1’e çıkmış durumda. Türkiye için durum ne diye sorarsak, Türkiye’de çocukların tamamının tarandığı geniş kapsamlı bir çalışma olmamış şuana kadar ancak yapılan pilot çalışmalarda Türkiye’de otizm yaygınlığı konusu Dünya Sağlık Örgütü’nün oranlarından farklı değil.”
Otizmin tedavisinde yanlış uygulamaların olduğunu dile getiren Kaymak, otizmin tedavisinde itibar edilmesi gereken tek tedavi şeklinin eğitim olması gerektiğini belirten Kaymak sözlerini şöyle sürdürdü:
OTİZMLİ ÇOCUKLARI TOPLUMA KAZANDIRMA ORANI ARTIYOR
“Otizmli çocuklara bilimsel dayanaklı uygulamaları kullanarak müdahale edersek bu çocukları topluma kazandırma oranımız artıyor. Her geçen gün yeni tedaviler gündeme gelebiliyor ancak bunların birçoğu bilimsel dayanaktan uzak durumda. Özellikle diyet ve vitamin tedavileri çok popüler. Ancak bunların bazılarının yararı olmadığı gibi zararı var. Bunların dışında yunus terapisi, at terapisi, müzik terapisi, oyun terapisi gibi terapiler var. Bunların direkt bir zararı yok ancak dolaylı zararları olabiliyor. Aileler bu tarz terapi yöntemlerine olması gerektiğinden daha fazla zaman harcayarak, o kritik yaş döneminde çocuğun yeterince eğitim almasını engelliyor.”●Kurtuluş



YORUMLAR