İlimizin başarılı işadamı Şükrü Demirayak iş dünyasındaki başarısının yanı sıra “Müzik” ve “Otomobil”lere olan tutkusu, iş dünyasının önemli dergilerinden olan “Gentleman”e kapak konusu oldu. Demirayak, Gentleman Dergisi’nin yanı sıra iş dünyasının nabzını tutan Dünya Gazetesi’ne de haber oldu.
Müzik ve otomobiller
Şükrü Demirayak
Afyonlu işadamı Şükrü Demirayak iki tutkusuyla dikkatleri üzerine çekiyor: Müzik ve otomobil… Demirayak, dünyada bir eşi daha olmayan bir klavye ve hi-fi koleksiyonuna sahip. Klasik otomobil koleksiyonu ise günden güne büyüyor…
Afyon’da Dempaş’ın tesislerindeyiz… Önce dinlenme salonunda konuk ediliyoruz. Müziğe ilişkin objeler buraya hakim. Müzik dolapları ve duvarlarda yüzlerce albüm kapağı. Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Demirayak müzik tutkusunun ilk mesajlarını burada veriyor. Odasına çıktığımızda sadece müzik değil, sinema ve otomobil tutkusunun ipuçlarını da görüyoruz odanın dört bir yanında. Ve odasından koleksiyonlarının sergilendiği bölüme geçtiğimizde önce sayıları binlerle ifade edilen plak, CD ve DVD karşılıyor bizi. Duvarlarda ise ünlü isimlerin imzaladığı posterler ve albüm kapakları. Başka bir bölümde yüzlerce klavye, ardından hi-fi’ler. Alt kat ve diğer odalarda müziğin mabedi gibi. Burada müzik tarihinin en eski parçalarını da görmek mümkün. Önce iş hayatıyla başlıyor ve sonra da tutkularını soruyoruz Şükrü Demirayak’a.
ÖNCE SİZİ TANIYALIM…
Ben üçüncü kuşağım. 1924’te dedem Afyon’da küçük bir bakkal dükkanıyla başlıyor iş hayatına. 1940’ların sonuna doğru ise babam çıraklıkla başlıyor. Dedem babama çok başarılı olsa da ‘boşuna okuma ortaokuldan sonra sen yanımda başlayacaksın’ diye talimat veriyor. Babamı önce bir ders alsın diye başka bir işyerinde bir yıl çalıştırıyor sonra yanına alıyor. Babam çok çalışkan, vizyonu geniş, ufku olan bir insan. Bakkal dükkanını büyütüyor, yarı perakende yarı toptancı haline getiriyor. 1968’de de Afyon ve diğer illere de hizmet ilk soğuk satış sistemini getiriyor. Mal aldığı yerlere mal satmaya başlıyor. 1968’de altı çalışan, iki tane servis aracıyla başladığı toptancılıkta 1979’da anonim şirket olup tüm Türkiye’ye mal pazarlayabilen, lojistik depoları Avrupa ayarında olan bir altyapıyla, yaklaşık 70-80 çalışan 30 küsur servis aracıyla hizmet veren bir şirket durumuna geliyor.
BABANIZIN NASIL AKLINA GELMİŞ BU TARZ BİR SİSTEM KURMAK?
Babam 70’li yılların başında yurt dışına gıda fuarlarına gitmeye başlıyor sanayici arkadaşlarıyla. Orada gördüğü sistemlerle hayallerini uygulamaya başlıyor. O anlamda sektörde bir ilki başlatıyor. Ben izmir’de kolejde okudum. Oradan geldikten sonra şirketimizde çalışmaya başladım. En alt kademelerden, depoda işçi şefliğinde, muhasebede çalıştım. Muhasebe öğrenmek için muhasebe müdürümüzün yanında yardımcısı olarak başladım. Birçok bölümde görev yaptım. Kasa şefi oldum, banka görevlisi oldum. Ondan sonrada pazarlamacı büyüklerimizle onların yanına giderek çantalarını taşımaya başladım bir bakıma. Kalfalığını yaptım onların.
KAÇ YAŞINDAYDINIZ?
İzmir Türk Koleji mezunuyum. Liseden sonra başladım. 1964 doğumluyum. İlk başladığım yıl 1980’di. Askere kadar her bölümde çalıştım.
LİSEDEYKEN NE OLMAK İSTERDİNİZ? HAYALİNİZ NEYDİ?
Pazarlama satış çok güzel ama üretmeyi çok seviyordum ben. Kendi markamız olsun, değişik bir şeye başlayayım diye bir hayalim vardı. 1980’lerin ikinci yarısında deneme üretimiyle mermer sektörüne girmek istedim ama babamın da iş hayatı ve yaşamda çok büyük tecrübesi olduğu için ‘bildiğin konuda uzmanlaş, bizim işimiz değil dağılmaya gerek yok’ diyerek başka bir işe girmemizi o gün için engelledi. Her şeyde bir hayır vardır diyerek biz de kendi sektörümüzde ne yapabiliriz diye bakmaya başladık. O dönemde Anadolu’da yaşadığımız ve toptan gıdayı da çok iyi bildiğimiz için bin bir çeşit ürün pazarlıyorduk. Anadolu’da yaşayan bir insan olarak hububatı da iyi biliyoruz burada. Çeşitli büyük firmalara hammadde tedariki yapıp satıyoruz. Ben de Türkiye’de bir ilk olarak jelatin ambalajlı bakliyat yapalım dedim. Kanserojen olmayan, parlak baskılı çift katlı, Gıda fuarlarına meraklı olduğum için bu fuarlara gidince, oradaki makineleri üretimleri, markaları, pazardaki açık şekilde satılmayan gıda ürünlerini görünce bizde böyle bir şey yapalım dedim. Araştırdık, paketleme makinelerini aldık ve sipariş verdik. O gün için Türkiye’de bir iki şirket vardı. Onu yapanlar benim jelatin ambalaj yaptığımı görünce epey dalga geçmişlerdi. Bayram şekeri mi paketleyeceksin, alt tarafı bakliyat yapacaksın diye. Biz yılmadık ilk önce kendim de tüketici olduğum için gerek hijyen, gerek sağlık yönünden geleceğe dönük bir şey yapmak gerektiğini düşündüm. Ondan sonra da kendi markamızın tescilini alarak üretime günlük beş ton kapasiteyle başladık. Şu anda günlük 300 tondan fazla kapasitesi olan bakliyat, pirinç, küp şeker üretimimiz var. Ayrıca aylık 3 bin 200 ton ürün yapabildiğimiz bir yağ fabrikamız var. Çiçek yağı ağırlıkta ama burada soya da işleyebiliyoruz. Çiçek yağının yanında mısır özü ve zeytinyağı da üretiyoruz. 2010 başında zeytinde sürdürülebilir kaliteyle üretim yapan markanın çok az olduğunu gördük pazarda. Dolayısıyla kurumsal anlamda tamamen organik şartlarda üretim pek yapılmadığı için bunu da ila fırsat gördük ve üretime başladık. Bursa Orhangazi ve Manisa Akhisar’da tesislerimiz var. Ham maddeyi anlaşmalı çiftçilerden topluyoruz. Onların sağlıklı bir şekilde üretilmesi için en 12 ay kuyularda tamamen organik şartlarda bekletilmesi gerekiyor. bizde doğanın izin şekilde üretiyoruz. O da tabii leziz ve uzun ömürlü bir ürün olarak çıkıyor. ABC markamızın portföyünü genişletmiş olduk.
TEK ÇOCUK MUSUNUZ?
Üç kardeşiz. İki ablam var. Bir ablam kimya mühendisi, bir ablam eczacı onların işleri ayrı ama büyük ablamın eşi yönetim kurulu başkan yardımcısı. Babam onursal başkan aile şirketi olarak çalışmaya devam ediyoruz. Geleceğe de çocuklarımızı hazırlamak için eğitimden taviz vermeme gibi durumumuz var. Onlara her zaman şirkette işiniz yok. Mutlaka en hoşlandığınız, en yapabileceğiniz meslekte uzman olun diyoruz. En iyisi olmaları için biz ortamı sağlıyoruz. Ve onlara da okumak kalıyor, ondan sonra ailede değerlendirip o standartlara eriştilerse işin içine sokacağız tabi.
PLANLADIĞINIZ YENİ ALANLAR VAR MI?
Bizim Gıda dışında otomotiv şirketimiz var. Ben de biraz otomobillere meraklıyım. Oğlum şuan 16 yaşında oda çok seviyor. Şimdilik değişik, Türkiye’de olmayan bir proje hayalimiz var. Bunu nasıl yapacağımız ilişkin çalışmalarımız devam ediyor. Öyle bir şey olursa motorlu araçlar konusunda enteresan bir proje yapma niyetimiz var.
NE KADAR BİR BÜTÇE AYIRDINIZ ?
Bu iş için minimum gereken bütçe 5 milyon dolar. Arsa hariç.
NASIL BİR PROJE?
İçinde araba test pistine kadar olacak bir proje. Şimdilik fazla bir şey söylemeyeyim. Ama cazibe merkezi olması açısından değişik, İçinde butik restoranı, kafesi olan, koleksiyon müzesi olan, hanımefendilerin geldiği zaman çok mutlu olacağı bir yer olacak. Çocukların oyun sahası, otomotivle ilgili bilinçli sürücü yetiştirmenin ilk adımlarını atacak mekanlar, go kart pistleri olacak. Tüm bir aileye hitap edecek. Sosyal projeleriniz var mı?
Ben müziklerde çok fazla ilgilendiğim için 90’ların sonunda çıkardığımız alnümde çevreye mesaj olsun diye bir ABC ormanı ile çıktık yola. Albümün satış gelirlerinden bir ABC ormanı yaptık. Bunların dışında zaman zaman bülten ve dergilerimiz çıkıyor. Bunları dostlarımızla paylaşıyoruz, dağıtıyoruz. Kendi sektörümüzde küresel ilkeler sözleşmesine imza atan ilk grubuz. Afyon Sanayici ve İşadamları Derneği’nin de başkanlığını yapıyorum. Burada da zaman zaman yaptığımız toplantılara katılan üç konuğumuz iş alemindense bir konuğumuz da çevreyle ilgilidir. Bunun dışında bir faaliyetimiz yoksa hafta sonları ve geceleri çalıştığım 2. albümüm çıkmak üzere. Ona da çevreye duyarlı bir kapak tasarladık. Ve yeni bir alet satın aldığınızda nasıl içinden bir kullanma kılavuzu çıkarsa, onun içine de dünyanın kullanma kılavuzu diye bir kitapçık hazırlatıyoruz. Herkesin anlaya bileceği şekilde önemli noktaları içeren kılavuz bir kitapçık.
YENİ SEKTÖRLER DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ? MESELA İNŞAAT?
Tabii düşündük. Birkaç projemiz var ama olabilirliği yönetim kurulundan da geçerse olacak.
HAVA YOLU ŞİRKETİ KURMA ÇALIŞMALARINIZ NE AŞAMADA?
Bizim de hissedar olduğumuz Mega Birlik diye bölgede model olmuş bir oluşum var. 2008’de Afyon Sanayici ve İşadamları Derneği’nin üyelerinden oluşan bir şirket kurduk. Kentsel dönüşüm alanları yapalım, yaşamsal standartlarımızı yukarı taşıyalım, hem de sadece burada toplantılar yaparak değil, çok ortaklı bir şirketin büyüyebileceği bir platform hazırlayalım dedik. Uzun yıllardır böyle bir taler vardı zaten. Bir şirket kurduk. Afyon belediyemize önemli bir proje hazırlayıp hediye ettik. Bununla ilgili bir ihale yapıldı. Yaklaşık 100 milyon dolar bütçeli bir ihale. İhaleyi başka bir firma aldı. Önemli değil biz bunu Afyon’a kazandırdık. Ondan sonra boş durmayalım, bu oluşumu kapatmayalım fikrinden yola çıkarak medya şirketi kurduk. Çünkü Afyon’u bu bölgede çok iyi tanıtan, ulusal yayın yapan kanallar yoktu. Uluslararası yayın yapabilen bir uydu kanalımız var. Kanal 3 diye. Gazete 3 diye bir yerel gazetemiz var. Matbaamızı kurduk, ajansımızı kurduk. Turizm için de Afyon’un en büyük tarihi konaklarını aldık. İki tane. Büyütüp butik otel yapmayı planlıyoruz Mega Birlik olarak. Bunun dışında o şirketimizin başkanı, aynı zamanda Afyon Ticaret ve Sanayi Odası’nın da başkanı Hüsnü Serteser bey. Müsait oldukça özel havacılıkla ilgili çalışmaları var. Bizimle paylaşıyor, ileriki günlerde oybirliğiyle eğer geçerse bunun da çalışmasına başlayacağız. Çünkü artık en önemli şey ulaşım ve ulaşımı kolaylaştırmanız gerekiyor. Afyon’a uluslararası bir hava limanı inşaatı başladı. Eğer oybirliğiyle karar verirsek belki bir basamağından özel hava yolu işine gireceğiz.
TV KANALINDAN BAHSEDER MİSİNİZ? PROFESYONEL BİR EKİP TARAFINDAN MI YÜRÜTÜLÜYOR?
Bağımsız bir profesyonel ekibimiz var. Biz vizyonumuzu misyonumuzu seçmişiz ülkeye değer katan, bölgeye değer katan ahlaki sorumluluğunu çok iyi bilen, ulusal, tanınmış en iyi kanallar gibi kendi bölgemizden hatta ülke ve dünyadan haberler vererek yayın yapmaya çalışan bir kanalız. Bizim Eskişehir’de de stüdyomuz var. Türkiye’nin en iyi canlı yayın aracını aldık. Isparta’da Kütahya’da, Eskişehir’de de temsilcilerimiz var. Tüm bölgenin haberlerini de daha fokus yaparak veriyoruz.Tüm Avrupa’da seyredilen bir kanalız. Dışarıda hasretle toprak kokusu çekenlere de bu yörelerden haberler, sosyal programlar hazırlıyoruz. Magazin programları hazırlıyoruz. Avrupa da da temsilcilerimiz var. Oradan da zaman zaman haberleri kanalımızda yayınlıyoruz.
İDDİANIZ NEDİR? ULUSAL KANALLARIN DÜZEYİNE ERİŞEBİLMEK Mİ? YOKSA HALİNİZDEN MEMNUN MUSUNUZ?
Tabi ki bölge bazında en iyisi olmak ama ulusal seviyede de seyredile bilir olma. Yurt dışına gittiğim zaman görüyorum. Özellikle Amerika’da bu iş çok gelişmiş.Bir eyalete gittiğiniz zaman hatta bir şehre, oradaki insanların neredeyse tamamına yakını yerel kanal seyrediyor. 90’ların başında ilk gittiğimde şaşırmıştım. Televizyon kanalında yaşadığım kasabanın haberleri vardı, ama çok kaliteliydi. Devamlı haberler geliyor ama uzun değil, kısa ve öz. Bakıyorsunuz biraz uluslararası, biraz ulusal, sonra da yörenin haberleri. Baktık ki, ulusal marka haline gelmiş kanalların her bölgede yerel kanalları da var. Bu çok gelişmiş orada. Dolayısıyla biz memleketimizin marka olabilmesi için bunun kurumsal ve vizyoner bir şekilde duyurulması için katkı verdik. Bir taraftan üniversiteye de teşekkür ediyoruz. Dirsek temasıyla gidiyoruz. Burada sinema TV bölümü de var. Onların da hep desteğini görüyoruz.
SİZİN PEK ÇOK MERAKINIZ VAR. HANGİSİ DAHA AĞIR BASIYOR?
Benim vazgeçemeyeceğim en önemli şey müziktir. 1975 senesinde 11 yaşındayken ilk plağımı satın almıştım. Kiss Grubu’nun bir plağıydı. Kolejde okumaya başladığım zaman babam tesadüfen ‘yurt dışından bir müzik dolabı aldım sana’ diye telefon açmıştı. Ben de kocaman bir dolap hayal ediyordum. Öyle bir şeyin varlığından haberim yoktu. Küçük teyplerle idare ederdik. Ben de plak çalıyor diye haber alınca plak alarak gitmek istedim. Hala o plağımı saklarım. Öyle başladım. Müzik dinlerken sadece rock değil, elektronik müzik, funk, soul gibi müziklerin de kulağa hoş gelebildiğini keşfettim. Sonra bir taraftan da kayıt yapmaya başladım. O kayıt yapma yetmedi 70’lerin sonunda müzik setimi değiştirdim. Mixer aldım. Çok genç yaşta başlarına efektler koyarak değişik mixler yapmaya başladım. O da yetmedi 80’lerin başında müziğe yön verebilmek için synthesizer aldım. Çünkü elektronik müziğe de çok odaklanmaya başlamıştım. Synthesizer’la ilk yaptığım mixin yanında klavyeyle hiçbir ders almadan kendim eşlik etmeye başladım. Askerde de görevim dj’likti. İşim bu olduğu için orada bunu çok geliştirdim. Askerden sonra da evlenirken bir tane de müzik odası olsun dedim. Hiç unutmam 95’den sonra Rıza Silahlıpoda ile tanışmıştım. Önemli bir klavye mağazasında. Ondan sonra samimi olduk. Ona ben beste yapmak istiyorum dedim, kullandığım aletleri söyleyince, şunları şunları alman lazım dedi. Ondan da yardım alarak değişik ekipmanlarla bir home stüdyo oluşturdum. Amatör kayıtlarımı yapmaya başladım. İlk bestem 1986 yılındadır. Çok sevdiğim eşim için yapmıştım. O dönemde o ailesiyle bir yere gitmek durumundaydı. Ben de yalnız kalmıştım. Onun için bir besteye başladım. Sonra da devamı geldi. Bir baktım neredeyse bir albüm olacak. Bunlar için de artık evdeki odaya sığamaz duruma gelmiştim ve kendime şirketin sosyal tesisi olan bir binada bir stüdyo kurmaya karar verdim. Burada da artık bestelerimi profesyonel anlamda aranje etmeye başladım. 90’larda da deneysel albüm olarak adlandırdığım Mesaj albümümü yayınlattık.
New Age enstrümantal. İddialı piyasa müziği yapmadığımız, sadece içimizden geleni yaptığımız için 10 bin tane tüketti pazar. Şimdi ikinci baskıyı da yaptırdım eşe dosta da hediye ediyorum. İkinci albüm de çıkmak üzere. Çok zamanım olmadığı için bir yardımcı müzisyen arkadaşım var. Aranjör aynı zamanda. Burada birlikte çalışıyoruz. Şimdi new age, içinde caz, funk ve yerel enstrümanların da olduğu fusion mutfak gibi karışımdan meydana gelen bir albüm olacak. Mesaj iki diye adlandıracağız ismi değişmezse.
VAKTİNİZİN TAMAMIM MÜZİĞE AYIRMAK İSTER MİYDİNİZ?
Emekli olursak ancak. İstemez miyim? Tabii işimizi de seviyoruz ama insan çok yaşlanınca değil gençken sevdiği işle uğraşmak istemez mi, fakat böyle bir lüksümüz yok.
Babanız müziğe dalıp işi ikinci plana atacağınızdan korkmuş muydu?
îlk zamanlarda her şeyin fazlasını yapıyorsun diye çok kızıyordu. Ama gördü ki bir taraftan işimize devam ediyoruz. Sadece boş zamanım olursa bununla uğraştığımı görünce pek ses çıkarmadı.
KLAVYE KOLEKSİYONUNA NASIL BAŞLADINIZ?
1980’de ilk klavyemi aldıktan sonra bir taneyle kalmadım. Çünkü her yeni çıkan aletin çok enteresan özellikleri olduğunu görüyorsunuz. Dolayısıyla almaya değer bulduğum ne görürsem almaya çalışıyordum. Alamazsam da inşallah ileride alırım diye onların kataloglarım biriktirmeye başladım 80’lerde. O günden bugüne dünyada çıkmış her klavyenin hi-fı cihazının neredeyse tamamının ay ay profesyonel dergileri, yıl yıl da bu cihazların katalogları arşivimdedir. Boş kaldığım zamanlarda o yıllarda saatlerce o dergilere bakar, hayalimde o resimde gördüğüm aleti kullanırdım. O zamanlar gerek yaşım itibariyle gerekse ekonomik özgürlüğüm olmadığı için sadece hayal ederdim ama en azından o katalogları getirtirdim. 90’lı yıllarda stüdyoyu kurunca bir baktım 60-70 civarında klavyem olmuş. Bunların yarısını bilfiil stüdyomda kullanıyordum yarısını da değişimli kullanıyordum. Satmaya da kıyamıyorum çünkü hepsi değişik ve güzel özellikleri olan aletlerdi. 2000’li yıllara geldiğimde bir anda koleksiyonculuk aklıma geldi. Çünkü maalesef Türkiye’de koleksiyoner vizyonu oturmamış olduğundan ikinci el gelişmemişti. Dedim ben niye toplamayayım. Baktım ki çoğu bozuk ya da üst modeller değil. Yurtdışından getiren olursa onlardan toplamaya başladım. Şu anda zannediyorum 600-700 civarı klavyem vardır, 50’li yıllardan başlar günümüze kadar gelir. Hi-fi de de zannediyorum bine yakın olmuştur.
EN KIYMETLİ YA DA ÖZEL PARÇA HANGİSİ?
En önemlilerinden biri çok sevdiğim elektronik müzikte dünya markası olmuş Vangelis’in çok iyi kullandığı bir cihazı var Yamaha’nın. Tamamen analog. El yapımı bir synthesizerdır. O alet benim gözümde çok değerli. Bunun yanında 1976’da Jean Michel Jaree’nin Oksijen albümünü yaptığı ana seslerini kullandığı iki katlı bir klavye var o çok nadirdir. Ben de o klavyeden de var. Bir de EMS ismiyle sınırlı sayıda üretilmiş yine analog synthesizer var. Bir de Pink Floyd’un bir albümünde kullanılan synthesizer var. O da burada sergileniyor. Yurtdışında eksper dostlarım var. Listem onlarda var. Bulunca haber veriyorlar.
OTOMOBİL MERAKINIZ NASIL BAŞLADI?
İlkokula gidip gelirken yanımdan bir otomobil geçince sesini duyduğum anda şu model otomobil şu marka derdim herkes şaşırırdı. Özellikle 8 silindir bir Amerikan yaklaştığı zaman onun motorundan ve egzozundan çıkan ses adeta beni büyülerdi. İlk aracıma gelecek olursak 80’lerin sonunda bir Chevrolet Capris Classic’ti. 4 kapıydı. Koleksiyon değeri olması için aslında 2 kapı olması gerekiyor. Değerli bir ağabeyim var. Onun bindiği arabaları görürdüm. Bana kullanma cesaretini 80’lerde vermişti çünkü normal arabadan iki misli büyüktü. Binmeye korkardım ama o ağabeyimizin sayesinde kullanınca bambaşka bir dünya olduğunu gördüm. Çok mutlu olmuştum o aracı aldığımda. Sonra Lincoln oldu. Sonra 4*4 oldu. Ondan sonra bir dönem ara verdim Jaguar Mercedes gibi araçlar kullandım. Çok seyahat ediyordum. Şimdi de uzun yolda bir Amerikan cipim var. Koleksiyonda tabii büyük kuyruklu arabalar gerekse spor otomobiller mevcut.
KAÇ OTOMOBİL VAR?
20’üzerinde
KENDİNİZ Mİ TOPLUYORSUNUZ?
-Burada önemli olan otomobilin orijinal olması. Toplamak artık bizim için kolay
Çünkü burada bir otomobil servisimiz var. Ve bölgede birçok defa birinci olmuş bir servisimizdir. Otomobili alırken bakacağınız şey orijinal olmasıdır. Motorunun değişmemiş aksesuarlarının çıkarılıp farklı farklı bilinçsizce takılmış parçaların olmaması gerekir.Eğer arabanın alt yapısı sağlam ise o eskimiş taraflarını yenilemek bizim için hiç problem değil.
BİR OTOMOBİLİ TOPLAMANIN MALİYETİ NEDİR ?
Otomobile göre değişir. Yeri gelir 8 bin dolar ile çok iyi bir hakle getirili. Yeri gelir 25 bin doların yetmediği araç da oldu.Birebir orijinal parçaları dünyadan topluyoruz.
Mesela bir Mercedes yaptık tamamen Mercedes’ten aldık parçalarını dünyada gelişmiş ülkelerde sektör olmuş koleksiyonculuk.
OTOMOBİL KOLEKSİYONUNUZ İÇİN İSTEDİĞİNİZ BİR PARÇA VAR MI ?
Olmaz olur mu, sonu yok ki bu işin. Bir Mercury 49’ a hayır demem. Bunun dışında Corvet’in ilk kasasını isterim.



YORUMLAR