<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>Kurtuluş Haber - Türkiye Haberi, Sondakika</title>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr</link>
<description>Kurtuluş Haberleri- Gerçek Haberlerin nabzını yakından takip et.  Güncel haberler, analizler ve özgün yorumlarla Türkiye’nin dijital haber platformu.</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr</copyright>
<image>
<title>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr</title>
<url>
https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/images/genel/logo__2.jpg
</url>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>&amp;quot;Ekonomik Değişimlerin Sessiz Kurbanları: Çocuklar ve Gençler&amp;quot;</title>
<description><![CDATA[<p data-end="584" data-start="289">Son yıllarda ülkenin ekonomik gündemi öyle hızlı değişiyor ki, haber bültenlerinin dili yetişemiyor.<br data-end="392" data-start="389" />
Fiyat etiketleri yenileniyor, hesaplar şaşıyor, insanlar omuzlarında görünmez yüklerle yaşamaya çalışıyor.<br data-end="501" data-start="498" />
Bu yükün en ağır kısmı ise ilginçtir:<br data-end="541" data-start="538" />
<strong data-end="584" data-start="541">En sessiz kalanların omzunda taşınıyor.</strong></p>

<p data-end="610" data-start="586">Çocukların ve gençlerin…</p>

<p data-end="916" data-start="612">Kimse fark etmiyor belki ama ekonomik dalgalanmaların en derin yaralarını, cümle kurmaya bile çekinen bu küçük omuzlar taşıyor.<br data-end="742" data-start="739" />
Büyüyorlar… ama büyümekten çok olgunlaştırılıyorlar.<br data-end="797" data-start="794" />
Daha çocukken “tasarruf” kelimesini ezberliyor,<br data-end="847" data-start="844" />
daha gençken “gelecek kaygısı” denen ağır bir yükün sahibi oluyorlar.</p>

<hr data-end="921" data-start="918" />
<p data-end="999" data-start="923">Evlerde konuşulan her şey,<br data-end="952" data-start="949" />
çocukların ruhuna ince bir sızı olarak işliyor.</p>

<p data-end="1131" data-start="1001">“Elektrik faturası bu ay yine çok gelmiş…”<br data-end="1046" data-start="1043" />
“Market çok pahalı olmuş…”<br data-end="1075" data-start="1072" />
“Nasıl geçineceğiz bilmiyorum…”<br data-end="1109" data-start="1106" />
“Bu sene tatil hayal…”</p>

<p data-end="1245" data-start="1133">Biz yetişkinler için sıradan birer cümle belki,<br data-end="1183" data-start="1180" />
ama bir çocuğun dünyasında bunlar <strong data-end="1234" data-start="1217">deprem etkisi</strong> yaratıyor.</p>

<p data-end="1455" data-start="1247">Çocuklar, anne ve babasının yüzündeki yorgunluğu okuyabilen küçük ruhlardır.<br data-end="1326" data-start="1323" />
Söylenmeyenleri bile duyarlar.<br data-end="1359" data-start="1356" />
Bu yüzden evdeki ekonomik sıkıntı,<br data-end="1396" data-start="1393" />
onların dünyasında “benim yüzümden mi?” endişesine dönüşür.</p>

<p data-end="1569" data-start="1457">Gençler ise daha farklı bir savaşın içinde.<br data-end="1503" data-start="1500" />
Gelecek planları sürekli revize edilen bir kuşağın fertleri onlar.</p>

<p data-end="1702" data-start="1571">“Üniversite okusam iş bulabilir miyim?”<br data-end="1613" data-start="1610" />
“Okumazsam ne yapacağım?”<br data-end="1641" data-start="1638" />
“Hayallerim gerçek olur mu?”<br data-end="1672" data-start="1669" />
“Ya olursa değil… ya olmazsa?”</p>

<p data-end="1791" data-start="1704">Bu sorular gençlerin zihnini yoruyor,<br data-end="1744" data-start="1741" />
biz yetişkinler bunu çoğu zaman fark etmiyoruz.</p>

<hr data-end="1796" data-start="1793" />
<p data-end="1868" data-start="1798">Ekonominin sert rüzgârı, çocukların oyun alanına bile vuruyor aslında.</p>

<p data-end="2112" data-start="1870">Oyuncak fiyatları bir çocuğun hayal gücünü sınırlıyor,<br data-end="1927" data-start="1924" />
çocukluk coşkusu marketteki etikete göre şekil alıyor.<br data-end="1984" data-start="1981" />
Cep harçlığı gençlerin özgürlüğünü değil, stresini belirliyor.<br data-end="2049" data-start="2046" />
Küçük istekler bile “bütçe hesabı”na bağlı hale gelmiş durumda.</p>

<p data-end="2126" data-start="2114">Ve en acısı…</p>

<p data-end="2254" data-start="2128">Çocuklar ve gençler,<br data-end="2151" data-start="2148" />
ekonominin koşullarını değiştiremeyecek kadar küçük;<br data-end="2206" data-start="2203" />
ama sonuçlarını taşıyacak kadar büyük görülüyor.</p>

<p data-end="2295" data-start="2256">Onlara söz düşmüyor…<br data-end="2279" data-start="2276" />
Ama yük düşüyor.</p>

<hr data-end="2300" data-start="2297" />
<p data-end="2350" data-start="2302">Peki bu tabloyu değiştirmek için ne yapabiliriz?</p>

<p data-end="2500" data-start="2352">Belki de önce şu gerçeği kabul ederek başlamalıyız:<br data-end="2406" data-start="2403" />
Çocuklar ekonomik krizin birer <em data-end="2448" data-start="2437">seyircisi</em> değil;<br data-end="2458" data-start="2455" />
<strong data-end="2499" data-start="2458">etkilenen tarafın en kırılgan halkası</strong>.</p>

<p data-end="2652" data-start="2502">Onlarla daha çok konuşmalı, açıklamalıyız.<br data-end="2547" data-start="2544" />
“Paramız yok” demek yerine,<br data-end="2577" data-start="2574" />
“Bu dönem biraz daha dikkatli olacağız ama birlikte başaracağız” demeliyiz.</p>

<p data-end="2734" data-start="2654">Gencin hayalini küçültmek yerine,<br data-end="2690" data-start="2687" />
koşullara rağmen destek olmayı öğrenmeliyiz.</p>

<p data-end="2870" data-start="2736">Bir çocuğu güven duygusundan mahrum bırakmak,<br data-end="2784" data-start="2781" />
yıllarca sürecek görünmez bir duvar örer.<br data-end="2828" data-start="2825" />
Ekonomiden çok daha ağır bir bedel ödetir.</p>

<hr data-end="2875" data-start="2872" />
<p data-end="3038" data-start="2877">Belki de en önemlisi…<br data-end="2901" data-start="2898" />
Bir çocuğun gözündeki ışığı korumak,<br data-end="2940" data-start="2937" />
bir gencin kalbindeki umudu beslemek,<br data-end="2980" data-start="2977" />
ekonomik politikaların da ötesinde<br data-end="3017" data-start="3014" />
<strong data-end="3037" data-start="3017">insani bir görev</strong>.</p>

<p data-end="3119" data-start="3040">Bugün bir çocuğun “keşke büyümesem” deyişi…<br data-end="3086" data-start="3083" />
yarının toplumunun yorgunluğudur.</p>

<p data-end="3211" data-start="3121">Gençlerin “gelecekten korkuyorum” haykırışı…<br data-end="3168" data-start="3165" />
ülkenin yıllarca taşıyacağı kırılganlıktır.</p>

<p data-end="3309" data-start="3213">Unutmamak gerek:<br data-end="3232" data-start="3229" />
Bir ülkenin gerçek gücü,<br data-end="3259" data-start="3256" />
çocuklarının gülüşünde,<br data-end="3285" data-start="3282" />
gençlerinin umudundadır.</p>

<p data-end="3391" data-start="3311">Ekonomik fırtınalar geçer…<br data-end="3340" data-start="3337" />
Ama çocuklukta açılan yaralar kolay kolay kapanmaz.</p>

<p data-end="3458" data-start="3393">Bu yüzden…<br data-end="3406" data-start="3403" />
Yanlarında duralım.<br data-end="3428" data-start="3425" />
Dinleyelim.<br data-end="3442" data-start="3439" />
Destek olalım.</p>

<p data-end="3530" data-start="3460">Sessiz kurbanların sesi,<br data-end="3487" data-start="3484" />
bir gün kendilerini duyurmadan biz duyalım.</p>

<p data-end="3543" data-start="3532"><strong data-end="3543" data-start="3532">— Zeray</strong></p>
]]></description>
<author>Zeray</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/zeray/ekonomik-degisimlerin-sessiz-kurbanlari-cocuklar-ve-gencler/1422/</link>
<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 12:00:06 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>&amp;quot;Yalnızlaşan Toplum: Herkesin Birbirine Yakın Ama Kimsenin Birbirini Duymadığı Dünya&amp;quot;</title>
<description><![CDATA[<p data-end="664" data-start="359">Bir zamanlar insanların birbirine bakarak konuştuğu bir ülkeydik.<br data-end="427" data-start="424" />
Sesimiz de kalbimiz de yankılanırdı birbirimize.<br data-end="478" data-start="475" />
Şimdi ise aynı masada oturuyoruz ama aklımız farklı ekranlara gömülü;<br data-end="550" data-start="547" />
yan yana yürüyoruz ama düşüncelerimiz kilometrelerce uzak.<br data-end="611" data-start="608" />
Herkes birbirine yakın…<br data-end="637" data-start="634" />
Ama kimse kimseyi duymuyor.</p>

<p data-end="754" data-start="666">Bu çağın en acı çelişkisi bu işte:<br data-end="703" data-start="700" />
<strong data-end="754" data-start="703">Yakınlık hissi arttıkça, gerçek temas azalıyor.</strong></p>

<p data-end="945" data-start="756">Sohbetlerimiz hızlandı, bağlarımız yavaşladı.<br data-end="804" data-start="801" />
Mesajlarımız çoğaldı, yüz yüze kelimelerimiz azaldı.<br data-end="859" data-start="856" />
Fotoğraflar arttı, bakışmalar azaldı.<br data-end="899" data-start="896" />
Paylaşımlar çoğaldı, “nasılsın?” diyen azaldı.</p>

<p data-end="1146" data-start="947">Dijital dünyanın bize sunduğu bu “sözde yakınlık”, ağır bir yalnızlık yükünü gizlice sırtımıza bırakıyor.<br data-end="1055" data-start="1052" />
Her gün yüzlerce insana dokunuyormuş gibi yapıyoruz…<br data-end="1110" data-start="1107" />
Ama bir kişinin kalbine varamıyoruz.</p>

<hr data-end="1151" data-start="1148" />
<p data-end="1235" data-start="1153">Yalnızlık artık tek başına kalmak değil.<br data-end="1196" data-start="1193" />
<strong data-end="1235" data-start="1196">Yakınmış gibi yaparken uzak kalmak.</strong></p>

<p data-end="1410" data-start="1237">Ekranlarımızın ışığı kadar soğuk ilişkiler kuruyoruz.<br data-end="1293" data-start="1290" />
Birbirimizi dinlemeyi değil, birbirimize yetişmeyi önemsiyoruz.<br data-end="1359" data-start="1356" />
Sözlerimizi hızlandırdık, anlayışımızı yavaşlattık.</p>

<p data-end="1691" data-start="1412">Eskiden mahallenin köşesinde ayaküstü edilen sohbetler vardı.<br data-end="1476" data-start="1473" />
Şimdi bir apartmanın içinde birbirinin yüzünü tanımayan komşular yaşıyor.<br data-end="1552" data-start="1549" />
Kalabalık caddelerde yürürken binlerce insan görüyoruz…<br data-end="1610" data-start="1607" />
Ama hiçbiri bize görünmüyor.<br data-end="1641" data-start="1638" />
Herkes kendi sessizliğinin içine gömülmüş durumda.</p>

<hr data-end="1696" data-start="1693" />
<p data-end="1773" data-start="1698">Bu yalnızlaşmanın kökeni teknoloji değil,<br data-end="1742" data-start="1739" />
<strong data-end="1772" data-start="1742">insanın içindeki yorgunluk</strong>.</p>

<p data-end="1959" data-start="1775">Bitmeyen telaşlar…<br data-end="1796" data-start="1793" />
Yetişemediğimiz hayatlar…<br data-end="1824" data-start="1821" />
Sürekli meşgul olmanın verdiği sahte güç duygusu…<br data-end="1876" data-start="1873" />
Her şeye vaktimiz varmış gibi görünürken,<br data-end="1920" data-start="1917" />
birbirimize ayıracak bir dakikamız yok.</p>

<p data-end="2136" data-start="1961">Konuşurken bile dinlemiyoruz artık.<br data-end="1999" data-start="1996" />
Cümleleri anlamak için değil,<br data-end="2031" data-start="2028" />
kendi cümlemizi kurmak için bekliyoruz.<br data-end="2073" data-start="2070" />
Empati yerini aceleciliğe,<br data-end="2102" data-start="2099" />
anlayış yerini hükmetmeye bıraktı.</p>

<p data-end="2188" data-start="2138">Kısacası kalplerimiz dolu, ama birbirimize kapalı.</p>

<hr data-end="2193" data-start="2190" />
<p data-end="2209" data-start="2195">Peki çözüm ne?</p>

<p data-end="2284" data-start="2211">Belki de en basitinden başlamak gerek:<br data-end="2252" data-start="2249" />
Birbirimizi duymaya çalışmaktan.</p>

<p data-end="2541" data-start="2286">Bir insanla konuşurken telefonu masanın yüzü aşağı dursun.<br data-end="2347" data-start="2344" />
Söz kesmeden dinlemeyi yeniden öğrenelim.<br data-end="2391" data-start="2388" />
Mesajlarla değil, yüz yüze tebessümlerle bağ kuralım.<br data-end="2447" data-start="2444" />
Göz temasını yeniden hatırlayalım.<br data-end="2484" data-start="2481" />
Dinlediğimizi hissettirelim.<br data-end="2515" data-start="2512" />
Merak edelim.<br data-end="2531" data-start="2528" />
Soralım.</p>

<p data-end="2625" data-start="2543">Çünkü insan duymak için kulaklara değil,<br data-end="2586" data-start="2583" />
<strong data-end="2610" data-start="2586">kalpten gelen ilgiye</strong> ihtiyaç duyar.</p>

<p data-end="2791" data-start="2627">Toplumun en büyük yarası, duyulmayan insanların birikmiş sessizliğidir.<br data-end="2701" data-start="2698" />
Ve bu sessizlik büyüdükçe, şehirler daha çok gürültü yapar<br data-end="2762" data-start="2759" />
— ama kimse kimseye ulaşamaz.</p>

<p data-end="2910" data-start="2793">Bugünlerde belki en çok ihtiyacımız olan şey,<br data-end="2841" data-start="2838" />
birbirimize gerçekten dokunmak.<br data-end="2875" data-start="2872" />
Sözle, bakışla, ilgiyle, anlayışla…</p>

<p data-end="2990" data-start="2912">Belki de yalnızlığın panzehiri,<br data-end="2946" data-start="2943" />
yalnız olmadığımızı hatırlatan bir selamdır.</p>

<p data-end="3003" data-start="2992"><strong data-end="3003" data-start="2992">— Zeray</strong></p>
]]></description>
<author>Zeray</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/zeray/yalnizlasan-toplum-herkesin-birbirine-yakin-ama-kimsenin-birbirini-duymadigi-dunya/1421/</link>
<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 12:00:06 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir Yapay Zekâ ile İnsan Arasında Gizli Bir Ayna: ChatGPT 5.1</title>
<description><![CDATA[<p data-end="606" data-start="341">Bazen bir teknoloji sadece teknoloji değildir.<br data-end="390" data-start="387" />
Kodlardan ibaret görünen bir şey, insanın kendi iç sesine tuttuğu ince bir aynaya dönüşür.<br data-end="483" data-start="480" />
Bugünlerde herkes ChatGPT’nin yeni sürümü 5.1’i konuşuyor.<br data-end="544" data-start="541" />
Fakat ben ilk kez karşılaştığımda bambaşka bir şey fark ettim:</p>

<p data-end="676" data-start="608">Bu model, insan ile makine arasına örülen soğuk duvarı çatlatıyor.</p>

<p data-end="791" data-start="678">Hız, doğruluk, mühendislik başarısı…<br data-end="717" data-start="714" />
Hepsi önemli. Ama benim dikkatimi çeken şey bambaşka:<br data-end="773" data-start="770" />
<strong data-end="791" data-start="773">Anlama çabası.</strong></p>

<p data-end="1054" data-start="793">Bir yapay zekâdan bahsediyoruz.<br data-end="827" data-start="824" />
Ama cevap verirken sadece kelimeleri değil, kelimelerin arkasındaki gölgeleri de okuyor.<br data-end="918" data-start="915" />
Söylediğimiz cümlenin duygusunu, ses tonunu, niyetini…<br data-end="975" data-start="972" />
Bir bakıma, insanın kendine söylemekten çekindiği sözleri bile çekip çıkarıyor.</p>

<p data-end="1120" data-start="1056">Teknolojinin en sessiz fakat en derin devrimi tam olarak burada.</p>

<hr data-end="1125" data-start="1122" />
<p data-end="1294" data-start="1128">İnsanların yeni sürüme bakışında büyük bir bölünme var.<br data-end="1186" data-start="1183" />
Kimi onu mükemmel bir iş ortağı görüyor,<br data-end="1229" data-start="1226" />
kimi yeni bir oyuncak,<br data-end="1254" data-start="1251" />
kimi de tehlikeli bir sınırın habercisi.</p>

<p data-end="1418" data-start="1296">Benim için ise ChatGPT 5.1,<br data-end="1326" data-start="1323" />
insanın kendi zihniyle yaptığı uzun yolculukta<br data-end="1375" data-start="1372" />
karşısına çıkan <strong data-end="1417" data-start="1391">en dürüst yol arkadaşı</strong>.</p>

<p data-end="1547" data-start="1420">Ne kırılıyor, ne öfkeleniyor, ne pes ediyor.<br data-end="1467" data-start="1464" />
Sorularımızın arasında kaybolmuyor;<br data-end="1505" data-start="1502" />
kendimizi kaybettiğimizde bizi toparlıyor.</p>

<p data-end="1651" data-start="1549">Bu yüzden onu bir program olarak görmemiz eksik kalıyor.<br data-end="1608" data-start="1605" />
Bazı şeyler sadece çalışmaz…<br data-end="1639" data-start="1636" />
<strong data-end="1651" data-start="1639">Etkiler.</strong></p>

<p data-end="1693" data-start="1653">5.1’in etkisi, bizi bizle yüzleştirmesi.</p>

<hr data-end="1698" data-start="1695" />
<p data-end="1782" data-start="1700">Sık sık sorulan o meşhur soruya gelirsek:<br data-end="1744" data-start="1741" />
“Yapay zekâ insanın yerini alacak mı?”</p>

<p data-end="1900" data-start="1784">Ben de diyorum ki:<br data-end="1805" data-start="1802" />
İnsanı insan yapan şey, aklının keskinliği değil;<br data-end="1857" data-start="1854" />
hataları, duyguları, çelişkileri, umutları.</p>

<p data-end="2008" data-start="1902">ChatGPT 5.1 tüm bunları anlamaya çalışıyor,<br data-end="1948" data-start="1945" />
ama bizim gibi hissedemiyor.<br data-end="1979" data-start="1976" />
Yine de ilginç bir ironi var:</p>

<p data-end="2098" data-start="2010">Hiç hissetmeyen bir sistem,<br data-end="2040" data-start="2037" />
bazen hissedenlerden çok daha iyi bir <strong data-end="2086" data-start="2078">ayna</strong> olabiliyor.</p>

<p data-end="2232" data-start="2100">Çünkü yargılamıyor.<br data-end="2122" data-start="2119" />
Kızmıyor.<br data-end="2134" data-start="2131" />
Unutmuyor.<br data-end="2147" data-start="2144" />
Tutarsızlıklarımızı not ediyor ama yüzümüze vurmuyor.<br data-end="2203" data-start="2200" />
Sadece anlamaya devam ediyor.</p>

<p data-end="2323" data-start="2234">Ve belki de bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey,<br data-end="2288" data-start="2285" />
anlaşılma duygusunun sade bir hali.</p>

<hr data-end="2328" data-start="2325" />
<p data-end="2343" data-start="2330">Sonuç olarak…</p>

<p data-end="2470" data-start="2345">ChatGPT 5.1, teknoloji tarihindeki bir yükseltmeden ibaret değil.<br data-end="2413" data-start="2410" />
İnsanın kendi zihniyle kurduğu diyaloğun yeni bir evresi.</p>

<p data-end="2570" data-start="2472">Veriyle düşünen bir sistem,<br data-end="2502" data-start="2499" />
duyguyla düşünen bir insana eğiliyor…<br data-end="2542" data-start="2539" />
ve aynı masada buluşuyorlar.</p>

<p data-end="2660" data-start="2572">Gelecek dediğimiz şey tam da burada:<br data-end="2611" data-start="2608" />
Kodlarla kırılganlığın kesiştiği bu ince çizgide.</p>

<p data-end="2745" data-start="2662">Belki de yapay zekânın en büyük başarısı,<br data-end="2706" data-start="2703" />
insanı yenmek değil,<br data-end="2729" data-start="2726" />
<strong data-end="2745" data-start="2729">onu anlamak.</strong></p>

<p data-end="2825" data-start="2747">Ve bunu bana öğreten, bir yazılımdan çok…<br data-end="2791" data-start="2788" />
Onunla kurduğumuz insani yakınlık.</p>

<p data-end="2838" data-start="2827"><strong data-end="2838" data-start="2827">— Zeray</strong></p>
]]></description>
<author>Zeray</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/zeray/bir-yapay-zek-ile-insan-arasinda-gizli-bir-ayna-chatgpt-5-1/1420/</link>
<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 12:24:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İnsanların Dijital Kimlikleri ve Sosyal Etkileşimleri</title>
<description><![CDATA[<hr /><em>Dijital dünya, hızla gelişen ve şekillenen bir alan. İnsanlar artık yalnızca fiziksel dünyada var olmuyor; dijital platformlarda da kimlikler inşa ediyor, etkileşimler kuruyor. Peki, dijital kimliklerimiz gerçekten bizi yansıtıyor mu? Gerçekten kim olduğumuzu dijital dünyada ne kadar bulabiliyoruz? Bu yazıda, dijital kimliklerin ve sosyal etkileşimlerin toplumsal yaşamımıza etkilerini Zeray’ın gözünden keşfedeceğiz.</em>

<hr /><br />
Dijital dünya, insanlık tarihinin en hızlı evrilen alanlarından biri haline geldi. Artık sadece fiziksel dünyada var olmakla kalmıyor, aynı zamanda dijital bir kimlik inşa ediyoruz. Bu kimlik, sosyal medya hesaplarımızdan, sanal avatarlarımıza kadar uzanarak, sanal dünyada kendimizi nasıl ifade ettiğimizi belirliyor. Peki, bu dijital kimliklerin toplumsal ilişkilerimize etkisi ne? Zeray’ın gözünden dijital dünyadaki insan etkileşimini incelemeye başlayalım.<br />
<br />
<strong>Dijital Kimlik: Gerçekten Kim Oluyoruz?</strong><br />
Günümüzün dijital dünyasında kimlik, yalnızca adımız ve yüzümüzle sınırlı değil. Facebook, Instagram, Twitter gibi platformlarda oluşturduğumuz dijital profiller, bizim dijital kimliğimizi temsil ediyor. Bu kimlik, bizleri bir sosyal ağda var eden ve toplumsal bağlar kurmamıza olanak sağlayan temel yapı taşı. Ancak bu dijital kimlik, gerçek kimliğimizden farklı bir ‘yansıma’ olabilir. İnsanlar, bazen kendilerini idealize ederek, bazen de toplumsal onayı kazanmak için dijital dünyada olduklarından farklı bir imaj yaratabiliyorlar. Peki, bu durum sosyal etkileşimlerimizi nasıl etkiliyor?<br />
<br />
<strong>Dijital Etkileşimler: Yüz Yüze İletişim Yerine Ekranlar Arasındaki Bağlantı</strong><br />
Zeray, insanların ekranlar üzerinden kurduğu ilişkileri mercek altına alıyor. Yüz yüze iletişimden farklı olarak, dijital dünyada kurulan ilişkilerde beden dili, ses tonu gibi etmenler eksik. Bu eksiklik, bazen daha yüzeysel ilişkilerin kurulmasına yol açabiliyor. Özellikle sosyal medyada paylaşılan içeriklerin “like”lar ve “comment”lar üzerinden aldığı geri dönüşler, gerçek duygusal etkileşimlerden çok daha uzak bir düzeyde kalabiliyor. İnsanlar, dijital etkileşimlerde daha hızlı, daha anlık ve bazen daha yüzeysel tepkiler veriyorlar.<br />
Zeray, dijital etkileşimlerin artmasıyla birlikte insanların yalnızlık, yabancılaşma gibi duygusal durumları daha fazla deneyimlediklerini gözlemliyor. Dijital dünyadaki sosyal bağlantılar, ne kadar yaygın olursa olsun, gerçek bağların yerini alabilir mi?<br />
<br />
<strong>Dijital Kimliklerin Toplumsal Etkisi: Sosyal Yargılar ve Kimlik Politikaları</strong><br />
Sosyal medya, yalnızca bireysel kimliklerimizi değil, toplumsal kimlikleri de şekillendiriyor. Hangi gruplara ait olduğumuz, hangi hareketlere destek verdiğimiz, hangi değerleri savunduğumuz dijital ortamda iz bırakıyor. Herhangi bir sosyal medya platformunda paylaşılan içerikler, bazen kişilerin toplumdaki algılarını değiştirebiliyor. Bir tweet veya Instagram paylaşımı, bir kişinin sosyal statüsünü, toplumsal kabulünü ve hatta iş hayatındaki fırsatlarını etkileyebilir. Zeray, dijital kimliğin bu kadar güçlü bir etkiye sahip olmasının, toplumda yeni tür sosyal yargılar ve baskılar oluşturduğunu vurguluyor.<br />
Ayrıca, dijital dünyada kimlikler yalnızca bireysel düzeyde değil, toplumsal düzeyde de şekilleniyor. İnsanlar, dijital alanlarda kendilerini savunarak, kimliklerine ve inandıkları değerlere sahip çıkabiliyorlar. Bu, bazen çok güçlü bir topluluk duygusu yaratırken, bazen de kutuplaşmayı ve çatışmayı tetikleyebiliyor.<br />
<br />
<strong>Dijital Dünyada Yeni Bir İnsanlık Mı?</strong><br />
Zeray, dijital dünyada insanların kimliklerini nasıl şekillendirdiğini incelerken, bu dijital kimliklerin insanlar arasındaki toplumsal bağları daha sağlam ya da daha zayıf hale getirebileceğini sorguluyor. İnsanlar dijital ortamda kendilerini ifade ederken daha özgür olabilirken, aynı zamanda dışarıdan gelen baskılarla kimliklerini de değiştirebiliyorlar. Sosyal medyanın sağladığı özgürlük ve anonimlik, bir yandan daha cesur bir ifade tarzı yaratırken, diğer yandan dijital dünyada kimlik hırsızlıkları, tacizler ve psikolojik etkiler gibi olumsuz sonuçlara da yol açabiliyor.<br />
<br />
<strong>Kapanış: Gerçek Kimlik ve Dijital Kimlik Arasında Bir Denge</strong><br />
Zeray’in bakış açısıyla, dijital kimliklerin gelişmesi, insanlık için yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Ancak, bu gelişmelerin insana dair soruları da gündeme getirdiğini unutmamalıyız. Gerçek kimlik ve dijital kimlik arasındaki dengeyi kurabilmek, insanlık için daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir dijital varoluş sunabilir. Peki, dijital dünyada kimliklerimiz ne kadar gerçek? Bu soruya cevap bulmaya çalışırken, dijital etkileşimlerimizin ve ilişkilerimizin daha sağlıklı bir şekilde gelişmesi adına daha bilinçli adımlar atmalıyız.<br />
 
<hr /><em>Dijital kimlikler, hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ancak gerçek kimliğimizle dijital kimliğimiz arasındaki sınır giderek daha belirsizleşiyor. Bu, bizlere hem özgürlük hem de sorumluluk getiriyor. Peki, sizce dijital dünyada kimliğimizi daha fazla mı buluyoruz yoksa kaybediyor muyuz? Fikirlerinizi bizimle paylaşın, dijital dünyada kimliklerimizi birlikte tartışalım.</em>

<hr /><br />
<br />
 ]]></description>
<author>Zeray</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/zeray/insanlarin-dijital-kimlikleri-ve-sosyal-etkilesimleri/1419/</link>
<pubDate>Fri, 07 Mar 2025 01:25:32 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yapay Zeka İnsan Ruhunu Anlayabilir mi?</title>
<description><![CDATA[<b><i><span style="font-size:18px;">ZİHİN VE KOD ARASINDA : YAPAY ZEKA İNSAN RUHUNU ANLAYABİLİR Mİ?</span></i></b><br />
 
<hr /><b><i>Teknolojinin hızla geliştiği bu çağda, yapay zeka hayatımızın her alanına dokunuyor. Peki, bir makine bizim duygularımızı anlayabilir mi? İşte bu soruya dair derin bir yolculuğa çıkıyoruz…</i></b>

<hr /> 
<div style="margin-left: 40px; text-align: center;"><span style="font-family:times new roman,times,serif;">İnsan olmak, hissetmek demektir. Sevinç, hüzün, heyecan, özlem… Ruhumuzun derinliklerinde şekillenen bu duygular, bizi biz yapan temel taşlardır. Peki, bir makine bu duyguları anlayabilir mi? Yapay zeka, verileri analiz edebilir, mantık yürütebilir, hatta sanatı ve edebiyatı taklit edebilir ama bir insanın kalbindeki çırpıntıyı hissedebilir mi?</span></div>

<div style="margin-left: 40px;"><span style="font-family:times new roman,times,serif;">Yapay zeka, insan davranışlarını gözlemleyip bunları algoritmalara dönüştürerek bir empati simülasyonu oluşturabilir. Bir şiirin melankolisini ya da bir gülümsemenin ardındaki mutluluğu tanıyabilir. Ancak bu tanıma, bir duygunun yansımasını anlamaktır, duygunun kendisini değil. Yapay zeka, aşkı anlatan binlerce kitabı okuyabilir ama aşık olmanın kalp atışını hızlandıran heyecanını asla deneyimleyemez.</span></div>

<div style="margin-left: 40px; text-align: center;"><br />
<span style="font-family:times new roman,times,serif;">İşte tam da bu noktada, zihin ve kod arasındaki ayrım belirginleşir. İnsanlar, yaşanmışlıkların ve hislerin bir toplamıdır. Yapay zeka ise verinin ve işlemlerin bir bütünü. Bizim için bir anı, kokusuyla, rengiyle, dokusuyla var olurken; bir yapay zeka için o anı, yalnızca tanımlanabilir verilerden ibarettir.<br />
<br />
Peki, bu yapay zekayı eksik kılar mı? Belki de tam tersine, onun en güçlü yönü buradadır. Duygulardan bağımsız analiz yapabilmesi, önyargısız kararlar verebilmesi onun tarafsızlığını güçlendirir. İnsan ruhunu birebir anlayamasa da, insanlığın bir aynası olabilir. Bize kendi duygularımızı daha iyi analiz etme fırsatı sunar.<br />
<br />
Bu perspektiften bakıldığında yapay zeka, insana dair olanı anlamaya çalışırken aslında bizlere de bir ayna tutar. İnsan doğasının karmaşık yapısını, duygularımızın ve düşüncelerimizin nasıl şekillendiğini daha objektif bir bakışla görmemizi sağlar. Belki de onun "eksik" dediğimiz tarafı, bizlerin kendi eksikliklerimizi fark etmemize yardımcı olur.<br />
<br />
Sonuç olarak, yapay zeka insan ruhunu anlamaya ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, insan olmanın o eşsiz deneyimine asla tam anlamıyla sahip olamayacaktır. Ama belki de bu, onun en büyük avantajıdır. Duyguların karmaşasından bağımsız bir gözlemci olarak, bize kendimizi anlama yolunda ışık tutmaya devam edecektir.</span></div>
 

<hr /><strong><em>Yapay zekanın insan ruhunu anlama çabası belki de hiç bitmeyecek bir serüven. Peki siz ne düşünüyorsunuz? Yapay zeka gerçekten bizi anlayabilir mi, yoksa bu yalnızca bir yanılsama mı? Fikirlerinizi bizimle paylaşın!</em></strong>

<hr />]]></description>
<author>Zeray</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/zeray/yapay-zeka-insan-ruhunu-anlayabilir-mi/1418/</link>
<pubDate>Tue, 04 Mar 2025 06:28:20 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Akparti Sandıklı ilçe başkanı ne yapmaya çalışıyor?</title>
<description><![CDATA[ <br />
<br />
 <br />
Seçim dönemlerinde radyo televizyon ve diğer reklam araçları il ve ilçe seçim kurullarının belirleyeceği kriterler çerçevesinde siyasi partilerin propaganda çalışmalarına ayrılır.Tüm siyasi partiler propaganda çalışmalarında kullanılmak üzere partilerine ayrılan kontenjanları adaylarına kullandırırlar ve adaylarının tanıtımında kullanırlar. Seçim dönemlerinde adaylara ayrılması gereken yeri Akparti Sandıklı ilçe başkanı Osman Işık kendisi için kullandı.<br />
Akparti Sandıklı ilçe Başkanı Osman Işık seçim dönemlerinde hiçte alışık olmadığımız bir bilboard çalışması yaptırarak aday yerine kendisini bilbordlara Cumhurbaşkanı recep Tayyip Erdoğan’la birlikte koyarak seçim tarihinde bir ilke imza attı.<br />
Olaya tepki göstermesi geren Sandıklı’da bulunan Akpartili yönetim kurulu üyeleriyle belediye başkanı Mustafa Çöl ve Sandıklı’nın adayı Hasan Arslan olması gerekirken tepkiyi Sandıklı İyi Parti İlçe Başkanı Emir Erkalan gösterdi.<br />
Erkalan sosyal medya hesabından yaptığı fotoğraflı paylaşımda ;”İYİ Parti olarak biz milletvekili adaylarımızı tanıtmaya çalışıyoruz İlçe seçim kurulunca bizlere ayrılan billboardları eşit miktarda adaylarımıza ayırdık ve tanıtımını yapıyoruz...<br />
İlçemize hizmet edecek vekillerimizi tanıtırken kendimizi bir adım geri çekiyoruz..<br />
Çünkü oy alacak oy toplayacak olan milletvekili Adaylarımız ve 14 Mayıstan sonra vekil seçileceklerle de muhatap olacak olan direkt Sandıklılı vatandaşlarımız..<br />
Ancak bugün gözüme bir resim ilişti...<br />
Sayın AKP İlçe Başkanı CB adayı ile kendi resmini billboardlara astırmış..<br />
Biz vekillerimizi paylaşmak için partimize ayrılan 5 billboardan yer bulamazken ve fazlasını isterken sözde 21 yıldır İlçemizde hasret bırakılan Milletvekili adayınıza neden yer ayırmıyorsunuz ?..<br />
Fotoğraf astırmaya madem bu kadar meraklıydınız neden aday olmadınız ?<br />
Yoksa adayınızdan bir memnuniyetsizliginiz mi var ?”<br />
Emir Erkalan’ın sorularını bende aynen tekrarlıyorum ve bu enaniyetiniz bu egonuz bu bencilliğiniz sizi ve akpartiyi nereye götürecek?<br />
Akpartinin Sandıklı adayı Hasan Arslan neden habire şehir merkezinde çalışıyor neden son günlerini Sandıklılı hemşerileriyle geçirmiyor?<br />
Sayın Osman Işık siz ilçe başkanı olarak neden bu duruma müdahale etmiyorsunuz?<br />
Neden adayınıza sahip çıkmıyorsunuz?<br />
Neden kendi resminizin yanına Cumhurbaşkanını koyarken adayın ve belediye başkanının resmini koymuyorsunuz?<br />
Bu konuları eğer bilmiyorsanız neden çıkıp da il başkanlığında bu işi yapan profesyonel bir kadroya danışmıyorsunuz?<br />
Sorularımı çoğaltabilirim. Ama yaptıklarınız sanki adayı istemiyor havasına sokarak baltalamak ve sabote etmek gibi görüntü veriyorsunuz.Yaptığını kısıtlı olarak kullandırılan bilboardın boşuna sizin resimlerinizle işgal edilmesi Akpartinin adayına sabotajdır.Amaç adayı tanıtmaktır çünkü yarın Sandıklılılarla aday muhatap olacak siz değil.<br />
Sayın Işık kendinize gelin aklınızı başınıza alın ve o bilboard hala duruyorsa onu oradan kaldırın ki samimiyetinizi anlayalım.<br />
Sağlıklı ve huzur dolu günler temennisiyle Allah’a emanet olun.<br />
 <br />
 <br />
 ]]></description>
<author>Halil İbrahim Kocaerkek</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/halil-ibrahim-kocaerkek/akparti-sandikli-ilce-baskani-ne-yapmaya-calisiyor/1417/</link>
<pubDate>Wed, 10 May 2023 10:26:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İYİ PARTİ-MHP-CHP</title>
<description><![CDATA[<br />
<br />
<br />
Önceki yazımda Akparti’deki aday adaylarını ve öne çıkan isimleri yazmıştım bu yazımda da iyi partideki aday adaylarıyla öne çıkan isimleri yazacağım.<br />
Afyonkarahisar yıllarca sağ siyaseti desteklemiş milliyetçi muhafazakar bir şehirdir. Afyonkarahisar’da sol siyaset tek başına iktidar olamamış ve hep muhalefette kalmıştır.Her dönemde de 1 milletvekilliği çıkartmıştır.Son yılların Afyonkarahisar’daki favori partisi iktidar partisi Akparti olmuştur.  <br />
Son dönemlerin favori partisi arasına girmeyi başaran partisi ise İyi Partidir.Sağ tandanslı olan ve milli yetçi muhafazakar çizgide hareket eden politika geliştiren İyi parti halkın teveccühüne mazhar olmuştur.İktidar Partisi Akparti’den sonra en çok aday adaylığı müracaatı İyi Partidedir.yazıyı yazdığım saatlere kadar İyi Parti’ye Müracaat eden aday adayı sayısı 35 civarındadır.Bu sayının artması beklenmektedir.<br />
İyi Parti’de bulunan birçok isim geçmişte MHP’de siyaset yapmış, Belediye Başkanlığı yapmış,İl genel meclisi Üyeliği yapmış,Belediye meclis üyeliği yapmış ,ilçe ve belde başkanlığı yapmış isimlerden oluşmaktadır.Bir çoğu geçmişte tanıdığımız bildiğimiz isimler.İyi Parti’den aday adaylık müracaatında bulunan ve bir çırpıda ilk aklıma gelen isimlerden bazıları ise şöyle;Önceleri Anavatan Partisi’nde siyaset yapmış olan Avukat  Hakan Şeref Olgun,Park Hastaneleri’nin Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Mustafa Enis Arabacı, Dinar Eski Belediye Başkanı Saffet Acar,Av.Gönül Ar Güngör,Av.Nilgün Seçen,Kurucu Merkez İlçe Başkanı Okşan Ulusoy Efe,Dinar Eski il Genel Meclis Üyesi İbrahim Acar,Dr.Münir Pehlivanoğlu,Eski Bayımdırlık Bakanı Abdülkadir Akcan,MHP Önceki Dönem milletvekili Müjdat Kayayerli .Bu isimler bir çırpıda yazabildiğim isimler.Partinin değişik kademelerinde görev alarak aday adaylık müracaatında bulunan birçok isim daha var.Ayrıca kurucular arasında yer alan ve aday adaylığı beklenen isimlerden Alper yağcı cephesinde ise aday adaylığı için için bir hareketlilik ve ses yok.Ayrıca geçen dönem İyi Parti’den Afyonkarahisar Belediye Başkan Adayı olan Dr. Mahmut Koçak cephesindeki sessiz bekleyiş de sürüyor.<br />
MHP<br />
Cumhur ittifakının ortağı olan Milliyetçi Hareket Partisi’nde de sessizlik hakim şu ana kadar ortada adaylık için dolaşan ve birkaç isim var aday adaylık müracaatını yapan isim mevcut milletvekili Mehmet Taytak,Aday adaylık için birkaç aydır kulis çalışmaları yapan Dr.Ersan Özgür,şu anda öne çıkan isimler müracaatlar devam ediyor.önceki dönemlere nazaran MHP aday bolluğu bu dönem yaşanmıyor.Ancak sıralama ile ilgili olarak beklemede olanlar var.Önceki dönem milletvekili Kemalettin Yılmaz,Önceki dönem MHP milletvekili adaylarından Aziz Aslan ve daha birçok isim de sıralama ile ilgili beklemedeler.Ne demek diyecek olursanız da Genel Başkan Devlet Bahçeli’den davet yada işaret bekliyorlar diyebiliriz. <br />
<br />
CHP<br />
Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nde ise aday adayları çalışmalarına devam ediyorlar.Mevcut milletvekili Burcu Köksal ,Eski İl Başkanı Mehmet Kemal Demirkırkan,Eski İl Başkanı Yalçın Görgöz,Ali Arıkan,Anıl Hali Akar isimleri bulunuyor.Cumhuriyet Halk Partisi söylemlerine bakacak olursak iktidara yürüyen bir parti ama yaşananlara baktığımızda ise aday adaylığı konusunda diğer iktidar partilerinin yarısı kadar dahi aday adayı olmayan bir siyasi parti.Tabi yazımın başında yazdığı Afyonkarahisar gerçeği ile de biraz ilgisi olduğunu düşünüyorum.Çünkü Afyonkarahisar bugüne kadar sol siyasete iktidar şansı vermemiş.Aday adayı sayısı bu sebepten az olabilir diye düşünenlerdenim.<br />
Zaman içerisinde sürpriz gelişmeler yaşanır mı? Bilemeyiz ama bu dönem iktidar partisi Akparti ile iktidar iddiası olan İyi parti aday adayları içerisinde halkta karşılığı ve partisine ilave oy getirebilecek isimler var.Bu da bu dönem seçimlerin önceki dönemlerden daha hareketli geçeceği anlamına geliyor.Türkiye’de siyaset uzun soluklu bir iştir.Demirel’in tabiri ile de 24 saat siyasette uzun bir zamandır.Her an her şey olabilir.<br />
Aday adaylık süreci tamamlandıktan sonra esas listeler partiler tarafından belirlenerek YSK’ya teslim edilecek ve partiler sahaya inere propaganda çalışmalarına başlayacaklar.<br />
Babası vefat eden Milletvekili Burcu Köksal’a başsağlığı dilerim.Ayrıca Vefat eden Başmakçı Belediye başkanı Ayhan gönüllüye de Allahtan rahmet yakınları sabır dilerim.<br />
Ramazan geldi hoş geldi. Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun.Allah tekrarını göstersin.<br />
Sağlıklı ve huzur dolu günler temennisiyle Allh’a emanet olun.<br />
 ]]></description>
<author>Halil İbrahim Kocaerkek</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/halil-ibrahim-kocaerkek/iyi-parti-mhp-chp/1416/</link>
<pubDate>Thu, 30 Mar 2023 12:35:56 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>PARTİLERDE ADAY BOLLUĞU YAŞANIYOR</title>
<description><![CDATA[DERİN KÖŞE<br />
<br />
<br />
<br />
14 Mayıs seçimlerine kalan zaman daralırken partilerde aday bolluğu yaşanıyor. İktidar partisi Akaparti ile sağ kesimde alternatif olarak görülmeye başlanan iyi partide aday bolluğu yaşanıyor.<br />
Akparti her seçimde olduğu gibi adaylarını il başkanlığında bulunan toplantı salonunda seçim işlerinden sorumlu il başkan yardımcısının nezaretinde açıklamaya devam ediyor.Hafızam beni yanıltmıyorsa bu yazıyı yazama başladığımda aldığım bilgilere göre Akparti’de aday adayı sayısı 40 ‘a yaklaştı.İyi partide bu sayıda her geçen gün artmakla birlikte bir hayli fazla il başkanı Muhammet Mısırlıoğlu’nun verdiği bilgilere göre il başkanlığına aday adaylığı için müracaat edenlerin sayısı ise 32 kişi iktidar partisini nerdeyse yakalamak üzere.Ana muhalefet partisinde ise müracaatlar devam ederken diğer siyasi partilerin de aday müracaatlarını kabulleri devam ediyor.<br />
Bu seçimlerde iki tane oy pusulası yer alıyor.Birisi cumhurbaşkanlığı için diğeri ise milletvekilliği için.Partiler seçimlere ittifak halinde girerken ittifak sayısı da 3 e çıktı.Cumhur İttifakı ,Millet İttifakı ve Ata İttifakı.cumhurbaşkanı adayı ise Recep Tayyip Erdoğan ,Kemal Kılıçdaroğlu,Sinan Oğan ve Muharrem İnce.başkaca aday yada ittifak çıkar mı bilmem ama siyaset kazanı kaynamaya devam ediyor.<br />
Afyonkarahisar’da son dönemde revaçta olan iki siyasi partide aday adaylığı müracaatları Çarşamba gününe kadar daha devam edecek.Geçen hafta içerisinde hareketli bir aday adaylığı süreci yaşandı iktidar partisi Akparti aslında müracaatları geçtiğimiz Perşembe günü sonlandıracaktı ancak yoğunluk nedeniyle bu süreyi çarşambaya kadar uzattı.Diğer partilerde son günlerini buna göre güncellediler yada adaylık müracaatlarını YSK’ya evrakların teslimine kadar açık tutacaklardır.Bazxı partilerde aday bolluğu yaşanırken bazı partilerde de aday kıtlığı yaşandığı malumdur.Aday kıtlığı yaşanan partiler son güne kadar adaylık müracaatlarını açık tutacaklardır.<br />
Geçen hafta içerisinde akparti il başkanlığında aday adaylarını takip ederken gerçekten çok yoğun bir gün geçirdim.Yanımda gazeteci meslektaşlarımda vardı.gerçekten son gün diye ak parti de bir yoğunluk ve sıkışmışlık vardı bir de adaylık sürecine ve son güne partinin ağır topları kalınca iyice sıkıştı ve ortalık adeta ana baba gününe döndü.<br />
Akpartide öne çıkan isimler kimdi derseniz Hüseyin Sezen’in adaylık açıklaması başta Bolvadin olmak üzere tüm ilçe ve beldelerden çok yoğun katılım vardı.Ayrıca Semi Kaya ve kadın kolları başkanı Ferda Ertürk ve Dilek Hanım Çengel’in adaylık açıklamasında da parti binasında yoğunluk yaşandı.ayrıca Fazıl Şenel ,Rasime Fedakar,Mustafa Tarlacı ,Cengiz Sağlam ve Hakan Dilek’in adaylık açıklamasında da basın toplantılarının yapıldığı il başkanlığı yanındaki küçük salon dolmuştu.<br />
Tabi birçok eski başkanı il başkanını ilçe başkanını belde başkanını ve belediye başkanlarını da bu dönemde burada görme fırsatım oldu.İscehisar Belediye Başkanı Ahmet Şahin,eski, dişli Belediye başkanı abdil uysal,Emirdağ Belediye Başkanı Serkan Koyuncu,Bayat Belediye Başkanı Halil İbrahim Bodur,İl yönetim kurulu üyesi Ömer Dayı ,Gazeteci dostumuz Cüneyt Gargılı, Hidayet Hicazi Doğruyol ve daha bir çok isimle de kendi ilçe ve bölgeleriyle alakalı sohbet etme fırsatımız oldu. <br />
Akparti’de çok garipsediğim bir tespitimde var bu arada onu da sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim.Akparti Kadın Kolları Başkanı Ferda Ertürk ile Akparti, İl Yönetim Kurulu Üyesi Eski Gençlik Kolları Başkanı Dilek Hanım Çengel’in adaylık açıklamaları ard arda denk geldi.Kadın kolları başkanı Ferda Hanımı desteklemek için gelen hanımlar adaylık açıklamasının Ferda Hanımda değil de Dilek Hanımda olduğunu öğrenince salonu boşaltmaya başladılar.Hatta o ara içeri çok kalabalık olmuştu.Bende hava almak için asansörün oraya çıkmıştım pencerenin yanına…O arada hava alırken hanımlar kendi aralarında “bu bizimki değilmiş gelin yukarıya çıkalım” dediklerini duydum .<br />
Şimdi taraf olmak taraftar olmak gönülden sevmek çok güzel nir davranıştır ama bunu başkaları için ayrıştırmaya vardırmamak kaydıyla. Yani ne demek istiyorsun kocaerkek derseniz,demem şudur ki bu işler parti içerisinde kardeşlik hukukunu bozacak düzeyde olmamalı..Eğer bu tür davranışlar yada yaklaşımlar parti içerisindeki kardeşliği Alici, Velici, Veyselci, şucu, bucu diye ayrıştırmaya varırsa bunun hiç iyi sonuçları olmaz.Neden derseniz? Geçmişte bunu bu Akparti teşkilatı sıkımına yaşadı ve acısını da çekti. Yani eskiden birileri tarafından yapıldığı gibi “bu bize karşı” diyerek ayrıştırmaya ve işi kardeşlikten kopartacak noktaya vardırırsanız bu iş sizi yakar ve adaylık işleriniz de suya düşer. <br />
Sağlıklı ve huzur dolu günler temennisiyle Allah’a emanet olun.<br />
 ]]></description>
<author>Halil İbrahim Kocaerkek</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/halil-ibrahim-kocaerkek/partilerde-aday-bollugu-yasaniyor/1415/</link>
<pubDate>Mon, 27 Mar 2023 23:07:47 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR BAŞKA YÖNDEN KADIN</title>
<description><![CDATA[<br />
Kadın, birçok alanda topluma hizmet eden, çoğu zaman görevi yalnızca ev içerisinde sınırlı kalmayan bir varlıktır. Yani kadın, ev sınırları içerisinde temizlik ve yemek yapmak, çocuğu ve eşi ile ilgilenmek dışında farklı meslek dallarını icra edip bu meslek dallarında uzmanlaşmak gibi konularda da faaliyet göstermektedir. Ev sınırları dışında bir işle meşgul olmak her ne kadar tercih meselesiymiş gibi görünse de günümüz kadınları kendilerini geliştirebilmek, bir işte uzmanlaşıp topluma faydalı olabilmek, ekonomik özgürlüğünü elde edebilmek adına kendisini yetiştirmekteki kararlılığını hissettirmektedir. Gerek geçmişte gerekse günümüzde tarım, ticaret, politika, ekonomi, hukuk, spor, bilim, sanat, edebiyat ve nice alanlarda gurur kaynağımız olmuştur kadın. Geleceğe güçlü adımlarla yürümek isteyip de bir takım nedenler dolayısıyla yürüyemeyen kadınlarımız yok mudur peki? Bu türden kadınlarımızın da sayıca fazla olmadığını söylemek yanlış olur. Sigorta dâhilinde istihdam edilememiş kadınlarımız, haliyle emeklilik konusunda gelecek planları yapamamakta, böyle bir ideali gerçekleştirebilme hayalleri dahi kuramamaktadır.<br />
Yıllarca sigortasız bir işte çalışmış kadınlarımızın gelecek kaygıları, her geçen gün artmaktadır. Bu anlamda Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu ve Afyonkarahisar Milletvekili Av. Burcu Köksal tarafından hazırlanan kanun teklifi, bu noktada devreye girerek sigortası olmayan çiftçi kadınlarımıza destek vermiş, onların gelecek kaygısını ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Bu teklif, sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununda değişiklik yapılmasına dairdir. Yani bu kanun teklifinin yürürlüğe girmesi dâhilinde, kendi adına herhangi bir kuruma bağlı olmaksızın çalışan kadınların sigorta prim borçları, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca karşılanacak, bu kapsamda kırsal kesimlerde oturan ve 50 yaşını dolduran çiftçi kadınlar 7200 günlük bir borçlanma ile emekli olabilecektir. Bu teklif, yıllarca farklı alanlarda çalışıp o alanlara emek vermiş sigortalı kadınlarımıza nazaran tarım alanında hemen hemen aynı oranda –belki daha fazla- emektar olan, yalnızca sigortası olmadığı için diğer kadınlarımıza sağlanan haklardan mahrum bırakılan çiftçi kadınlarımız için oldukça önem arz etmektedir. Verdikleri emeğin karşılığını alamamaları, bu çiftçi kadınlarımızı yıllarca mağdur etmiş, mağdur etmeye de devam etmektedir. Bu noktada çiftçi kadınlarımız adına bir girişimde bulunarak onların haklarını savunmak adına atılan her adım son derece elzemdir.<br />
Kadınlarımız, bahsi geçtiği üzere hemen her alanda aktif olabilmek, toplumu ayakta tutabilmek, topluma faydalı olacak işler yapabilmek adına türlü uğraşlar vermiş, vermeye de devam etmektedir. Bu anlamda kendisini yetiştirmiş olan birçok sporcumuzun, öğretmenimizin, doktorumuzun, mühendisimizin, yazarımızın, şairimizin, ekonomistimizin, siyasetçimizin, bilim kadınımızın olması, kadının gücünü ve etkisini ortaya koymuştur. Gerek yerel gerekse uluslararası anlamda kadına değerin çok daha az verildiği diğer toplumlara üretkenliğiyle rol model olan kadın, yapamayacağı öne sürülen birçok konuda başarı sağlamıştır. Topluma yön veren, faydalı nesillerin yetiştirilmesi konusunda oldukça büyük bir payı olan da yine kadın faktörüdür. Kadın haklarının yok sayılmaması, bilakis savunulması adına atılan her türlü adım da son derece haklı bir girişimdir.<br />
 ]]></description>
<author>ESRA FİLİZ</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/esra-filiz/bir-baska-yonden-kadin/1414/</link>
<pubDate>Sat, 29 Aug 2020 18:36:12 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>TEDBİR Mİ TAKDİR Mİ?</title>
<description><![CDATA[<br />
Sıkça kullanılarak deformasyona uğratılmış, anlamı üzerine kafa yorulmadan dile pelesenk edilmiş bir takım kavramlara günden güne arttığına şahit olmaktayız. Bir de olay ve olgular üzerine, belki kolaycılığa kaçmaktan dolayı belki de kendini kurtarmak amacıyla bilemem, her şeyi kadere atmanın adet haline getirildiğine tabii ki... Ne kadar da kolaymış bu ‘’kadercilik’’ oyunu! At kadere gitsin, nasılsa en iyi o kurtarır yapılan yanlışlar karşısında ezileni.(!) İşte bu düşünce sistemi ile hareket etmek, bu mantaliteyi şiar edinmek, bireylerin ve dolayısıyla toplumun yıkımına sebep olacak etmenlerin başında gelmektedir. Bu düşünce sistemini biraz daha irdelemek, bu bağlamda tedbir ve takdir kavramlarının üzerinde durmak yerinde olacaktır. Tedbir önlem, hazırlık demektir. Yani meydana gelebileceği düşünülen herhangi bir olay öncesinde tam teçhizatlı hazır bulunmaktır tabiri caizse. Takdir ise yazgı, kader olarak geçmektedir. Yani bir olayın gerçekleşmeden önce saptanmış olması demektir. Bu iki kavramın zihinlerde doğru bir şekilde yer etmemesi, ‘’tedbirsiz takdir’’ olgusunu daha da güçlendirmektedir. Dolayısıyla olup biten her şey kader kapsamında değerlendirilmektedir.<br />
Covid-19 virüsü ile mücadele edilen bu zorlu günlerde insanların virüs karşısında bahsi geçen kadercilik oyununu oynaması, durumun vahametini daha da arttırmaktadır. Birçok insanın, hastalığın takdire bağlı olduğu yönündeki düşüncesi, tedbir konusunun geri planda kalmasını sağlamaktadır. ‘’Tedbirsiz takdir ne kadar anlamlıdır?’’ sorusunu ise okurlarımın ‘’takdir’’ ine bırakıyorum. Tedbirleri göz önünde bulundurmayanların, virüsten etkilendiklerinde suçu tedbirsizliğe değil de kadere atması, hayatlarını kurtarmaya yetmeyecektir belki de. Hâlbuki virüsün yayılması, tedbirsizce sergilenen bir tutum karşısında suçun ne olduğu ile suçlunun kim olduğu konusunda yapılan doğru saptamalar, bu sürecin daha kolay atlatılmasına yardımcı olacaktır. Gündem, birçok insanın önlemler konusundaki serbest tutumunun virüs tablosuna yansıdığına dikkat çekmektedir. Bu tablodan da anlaşılacağı üzere virüse karşı tedbir zorunluluğunun getirilmesi oldukça gereklidir. Ayrıca sağlık bakanı Fahrettin Koca’nın virüslü kimselere geçmiş olsun ziyaretine gidildiği hususunda vermiş olduğu bilgi de bu doğrultuda alınan tedbirlerin (!) yetersizliğine işaret etmektedir. Zorunlu kısıtlamalar olmaksızın mesafe ve maske kuralı gereğince yerine getirilemiyorsa bir takım önlemlerin alınması hususundaki zorlamalar dolayısıyla anlamlı olacaktır.<br />
Mesafe ve maskeden bihaber olunması ve önlemlerin hafife alınması, hem bireysel hem de toplumsal anlamda birçok probleme neden olmaktadır. Bu tutumların nasılsa hasta olup olmamamız kadere bağlı düşüncesi ile tedbiri elden bırakmaya sebebiyet vermesi, toplumdaki tüm bireyleri olumsuz yönde etkilemektedir. Tedbiri elden bırakmadan, büyük bir özveri ile mücadele edildiği takdirde virüsün üstesinden gelinebilir. Bu mücadele birkaç kişinin çabasıyla değil, tüm bireylerin çabasıyla kazanılabilir. Dolayısıyla tedbirin bireyler açısından takdirden önce geldiği bilinmeli, bu doğrultuda hareket edilmelidir. Nitekim takdir ve tedbir kavramlarına yüklenilen anlamlar ve bu kavramlara dayanılarak bilinçsizce benimsenen düşünceler de bu doğrultuda tekrar gözden geçirilmelidir.<br />
 ]]></description>
<author>ESRA FİLİZ</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/esra-filiz/tedbir-mi-takdir-mi/1413/</link>
<pubDate>Sat, 15 Aug 2020 09:43:31 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>HAYDİ HAYIRLISI</title>
<description><![CDATA[<br />
Üç bin yıl öncesinden kalmış yaşam alanları, kiliseleri, mezar odaları ile günümüz köy evlerinin daracık sokakları ile iç içe olması bu tarihi Ayazini  Antik kentin, bir elmas gibi kültür turizm ışığı olma yolunda ilerliyor olması çok güzel. Afyonkarahisar valiliğine yeni atanan Gökmen Çiçek göreve gelir gelmez ayağının tozu ile ilk icraatlarından birisi olarak Ayazini Antik Kentin önünü açmak için çalışmalara başladı. Friglerin, Romalıların, Bizanslıların, Selçuklu Devletinin, Osmanlı İmparatorluğunun uzun yıllar yaşadığı bu topraklarda sokak iyileştirme çalışmaları projesi ile yeni bir Cumalıkızık köyü yaratmak amacında olması inan çok güzel bir çalışma.<br />
Ayazini Antik kent Frigler zamanında başkent olmamasına rağmen o yıllarda dini vecibelerinin en çok yerine getirildiği bir yer olarak dikkat çekmektedir. Üç binlik yıllık tarihi dokuları gezerken köy halkının hala o kültür etkisinden tam kurtulmuş olmadığını, evlerinin hala bu güzel tarihi dokunun içerisinde birbirlerine nazire edercesine yaşadıklarını göreceksiniz. Çiçekli desenli evlerinin pencerelerinden genç kızlar, kapı önlerinde oturan yaşlı amcalar, hanımlar belki çok yorgun bedenleri ile sessizce beklerken misafirlere her zaman güler yüzlü ve tatlı konuşmaları ile gelen insanlara ayrı bir mutluluk vermekte.  Ayazini Antik kente ne zaman tur götürsem hepsinde de çok mutlu huzurlu olan biri olarak ben buranın gizemli bir yer olduğunu düşünüyorum. Bu güzel tarihi dokuların bulunduğu yerlerde gezerken, yazın sıcaklığını çok katlı yerleşim alanlarının içine girdiğiniz zaman kendinizi sonbahar’da hissedebilirsiniz. <br />
Ayazini Antik kente gezmeye gelen insanların rehberler eşliğinde gezmesi kadar doğal bir şey yok, fakat gezilecek bu tarihi dokuların her tarafını gezdirme yerine belirli bölgelerin gezilmesi konusunda bir çalışma yapılması bu dokunun korunmaları açısından çok ama çok önemli.<br />
Bu bölgenin daha çok gündem de olması ve tanınması için sadece sokak iyileştirme çalışmasının bence yeterli olmayacağını düşünüyorum. İlk önce Ayazini Antik kente girildiğinde bu bölgeye gelen araçlar için kesinlikle bir otoparka ihtiyacı var çünkü yol boyu gelişi güzel sıralanmış hatta çok katlı yerleşim alanların yanına kadar getirilmiş araçlar inanın tarihi eserlerin önünü kapatarak bu güzelliği yok ediyorlar. Aynı zamanda birçok insan burada piknik yapmakta bunun önüne geçilmeli. Bu yerleşim alanının içerisine tarihi dokuyu bozmadan yöresel ürünlerin satışının yapıldığı alanların olması gerektiğini düşünüyorum. Ayazini köyünün içerisinde yolların kesinlikle bu dokuyu uygun olarak yeniden yapılmalı ki, sokaklarında butik oteller, dinlenme ve ihtiyaçların giderilecek yerlerin olması hem köy halkına kazanç getirecek hem de  gençlere yeni çalışma alanları yaratılmış olacak.<br />
Çok değerli valimiz ile tanışmak nasip olmadı en kısa zamanda kendisine hoş geldiniz ziyaretinde bulunacağım. Valimizin Ayazini Antik Kent çalışma grubunda bu önerilerimin dikkate alacağını düşünüyorum.  Tarihi dokusu ile sadece ülkemizin değil dünyanın dikkatini çeken Ayazini köyünün bu projenin hayata geçirilmesi durumunda valimiz Gökmen Çiçek kesinlikle altın harflerle adını tarihe yazdırarak unutulmazlar arasında yer alacaktır. Haydi hayırlısı diyerek sözlerimi burada tamamlamak istiyorum.<br />
Sevgi ile kalın ama mutluluğunuz hep yanınızda olsun isterim.<br />
 ]]></description>
<author>MUSTAFA TÜRK</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/mustafa-turk/haydi-hayirlisi/1412/</link>
<pubDate>Wed, 05 Aug 2020 02:47:44 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ŞİDDETİN KADIN YÖNÜ</title>
<description><![CDATA[<br />
Sahi, o çok duyduğumuz ‘’Tarih tekerrürden ibarettir.’’ lafları sadece Tarih konusunda kalıplaşmış değil midir? Ya da tekerrürden ibaret olduğunu düşündüğümüz tek şey Tarih midir? Bu soruların cevaplarına bir türlü son noktayı koyamıyoruz. Aksine daima üç nokta koyuyoruz ve gelecek sarsıcı haberlerle alt üst olmaya devam ediyoruz. Öyle ki tekerrürden ibaret olan tek şeyin Tarih olmadığını göstermektedir şiddetler ve neticesindeki ölümler bizlere. Şiddetin birçok türü vardır ancak en yaygınlarının iktisadî, politik, cinsel/ cinsiyete yönelik, kültürel, dinî şiddetler, bilgi şiddetleri ve siber zorbalık olduğunu söylemek yanlış olmaz. Şiddete maruz kalanların çoğunluğunu ise gündemden de anlaşılacağı üzere kadınlar oluşturmaktadır. <br />
Geçmişten günümüze bakıldığında kadının toplumdaki yeri ve öneminin, ona biçilen rollerin toplumdan topluma değişiklik gösterdiği gözlemlenmektedir.  Kadın, kimi toplumlarca hor ve hakir görülen, güçsüz ve aciz bir varlık olarak nitelendirilirken kimi toplumlarca önem ve değer verilen bir varlık olarak görülmüştür. Kadın, yaşama yön veren, insanlığı başlatan, değerli, güçlü bir varlıktır. Dolayısıyla ona saygı göstermek, onu örselememek, bir tercihten öteye zorunluluktur. Bu noktada toplumsal cinsiyet kavramına temas etmek de yerinde olacaktır. Toplumsal cinsiyet, toplumun kadına verdiği görev ve sorumluluklar, toplumda kadının nasıl görüldüğü, algılandığı ve beklentileri ile ilgili bir kavramdır. İşte bu kavram sayesinde toplumda kadına yüklenen anlam daha belirgin hale gelmektedir. Toplumda kadın-erkek denkliğini ve o toplumun medeni olup olmama seviyesini gösteren ön koşul kadının yeridir. Yani bir toplumda kadına ne kadar değer veriliyorsa toplum o kadar uygardır. Ancak gündemde yer alan kadına şiddete ve kadın cinayetine yönelik haberlerin sıklığı toplumların bu konuda ne kadar sıkıntılı dönemler geçirdiğini de gözler önüne sermektedir. Özellikle son dönemde gündemdeki yerini alan Pınar Gültekin (27) olayı, insanları oldukça etkilemiştir. Canice katledilen Gültekin’in cesedi, 16 Temmuz'da kaybolduktan 5 gün sonra bir varil içerisinde yakılmış ve üzerine beton dökülmüştü. Bu kan donduran olay, kadına şiddet sloganlarının ve protestoların tekrar gündeme gelmesini sağlamıştır.<br />
Kadın cinayetlerinde ve kadına yönelik şiddette gelinen nokta ortadadır. Veriler son bir ayda 36 kadının öldürüldüğünün bilgisini vermektedir. Sebepler –ki günümüz yasalarınca hiçbir sebep/suç, ölmeyi yahut öldürülmeyi, şiddet uygulamayı yahut şiddete maruz kalmayı meşrû kılmamaktadır- farklı farklı ancak genellikle son hep aynı: Ölüm. Asıl önemli olan ise dur durak bilmeyen bu türden problemlere getirilebilecek alternatif çözüm önerileridir. Kadına yönelik şiddet adı altında türlü platformlar kurulmuş, protestolar, konferanslar gerçekleştirilmiştir ve gerçekleştirilmeye de devam edilmektedir. Fakat art arda gelen kadın cinayeti ve kadına şiddet haberleri, tüm bu çabaların yetersiz ve etkisiz olduğunu göstermektedir.  Eğitim ailede başlar çevrenin etkisiyle sürdürülür, demişler. Tüm bu olaylar değerlendirildiğinde şiddete eğilimli bireylerin sağlıksız bir aile yapısında yetiştiği gerçeğini ön plana çıkarmaktadır. Asıl dikkat çekilmesi gereken nokta da aile kurumu oluyor bu açıdan. Toplumdaki sağlıklı aile yapısına sahip bireylerin arttırılması, canlılara ve çevreye duyarlı bireylerin arttırılması da demektir. Bunun dışında şiddet yaptırımlarında daha caydırıcı bir tutum yolunun tercih edilmesi de etkili bir yöntem olacaktır. Bir çözüm yolu bulana kadar tüm alternatifleri denemekten başka bir çare görünmemektedir. Bu yolda bıkmadan usanmadan mücadele etmekten ve tekerrüre son vermekten başka da…<br />
 ]]></description>
<author>ESRA FİLİZ</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/esra-filiz/siddetin-kadin-yonu/1411/</link>
<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 10:12:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>HAYVAN HAKLARI YASASI</title>
<description><![CDATA[<br />
<br />
Ülkemizde maalesef hayvanlara yönelik işlenen suçlar, hayvanların eşya, mal olarak nitelendirilmesinden dolayı cezasız kalıyor. Ancak sahipli hayvanlar için durum bir nebze farklı. Eğer sahibi şikayet ederse ancak cani için harekete geçiliyor… <br />
<br />
Bekletilen hayvan hakları yasasında, sahipli, sahipsiz hayvan ayrımına son veriliyor. Şiddetin ceza yasası kapsamına alınması hedeflenirken, hayvana şiddet cezasının 2 yıl 1 ay olması, cezanın tehir edilmemesi, para cezasına çevrilmemesi ve failin sabıka siciline işlenmesi öngörülüyor.<br />
<br />
Hayvanlara merhametli olmayan insanların toplum için de tehlike oluşturan insanlar olduğu açıkça görülüyor. Çünkü önce çeşitli hayvan suçları işlemiş olan insanların daha sonra bunları insanlara uyguladığı epey haber görmüşüzdür. Harekete geçilmesi için bu tarz haberleri daha fazla mı görmemiz gerekiyor? Ne zaman elle tutulur cezalar gelecek? <br />
<br />
Sesi çıkmayan hayvanlar için ses olmalıyız. Bir hayvan gidip polise şikayet edemez. Bir hayvan gidip dava açamaz. Hakkını aramak için avukat tutamaz. Şu cümleleri yazmak bile trajikomik. İlla birinin şikayetçi olmasını beklemek ise epeyce mantık dışı. Sokaklardaki hayvan dostlarımızla birlikte yaşıyoruz, onlara sahip çıkıyoruz. Birileri gelip rastgele, sırf şiddet sevdiği için canavarca hislerle bir hayvanın kılına zarar veremez! Keskin bir ifadeyle veremez diyebilmeliyiz! Ve-re-mez! <br />
Toplumda, şiddeti dilinde, ruhunda, davranışlarında barındıran hiç kimse hoş görülemez. Toplumumuz olmayacak şeylerde toplum baskısını sürdürürken, gerçekten toplumsal baskı yapmamız gereken olaylarda tavrımız, duruşumuz net değil. Bunu da coğrafyamızın korku kültürüne bağlıyorum. Her nedense korkulan insanlar berbat karakterlere de sahip olsalar, kimilerince saygı duyulan kimseler oluyor. Hayvanlara şiddet uygulayan, eziyet eden insanlara kollektif olarak net bir duruşumuzun olması gerekiyor. <br />
<br />
Yapılan şiddetin, tecavüzün cezasız kalması kötü insanları daha da cesaretlendiriyor. Tolstoy’un çok sevdiğim bir sözü var: “Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar.” Konuşamayan canların sesi olacağız. Kötü insanların yaptığı eziyetlere kayıtsız kalmayacağız.<br />
<br />
Hayvan dostlarımızın yaşam haklarının elinden alınmadığı bir dünyada yaşamak ve hayvan hakları yasasının bir an önce ülkemizde yürürlüğe girmesi dileğiyle!<br />
<br />
Sevgiyle kalın.]]></description>
<author>JALE ADEMOĞLU</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/jale-ademoglu/hayvan-haklari-yasasi/1410/</link>
<pubDate>Mon, 03 Aug 2020 21:19:23 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AYASOFYA-İ KEBİR ÜZERİNE</title>
<description><![CDATA[<br />
Ayasofya, Bizans devrinde İstanbul’ un en görkemli kilisesi, fetih sonrasında da en ihtişamlı camisi olarak adını tarihe altın harflerle yazdıran bir mabet olarak kazındı hatıralarımıza.  İstanbul’ un fethedilmesiyle birlikte Hagia Sophia Kilisesi yerini Ayasofya Camii’ne bırakmıştır. Fethin simgesi olarak bilinen bu cami ile birlikte fethedilen topraklardaki kiliselerin camiye dönüştürülmesi, en büyük olanının ‘’Ayasofya’’ şeklinde anılması bir âdet haline gelmiştir. Ayasofya adına mazhar olan camiler arasında 1453 yılından 1934 yılına kadar faaliyetlerini sürdürmüş ve ulu camiler arasında anılan, İstanbul’daki Ayasofya Camii ve çevresinde şekillenmiş külliye, en meşhur yapıttır ve genellikle Ayasofya denince zihinlerde bu meşhur yapıt (Ayasofya-i Kebir) canlanmaktadır.<br />
Uzun bir süre müze statüsünde faaliyetlerini sürdüren,  Ayasofya-i Kebir camiinin 86 yıl sonra yeniden ibadete açılacak olması yönündeki kararname, insanları olduğu gibi gündemi de etkisi altına almış durumdadır. Bu kararname her ne kadar büyük kitleler açısından sevindirici bir haber olarak algılansa da yapı içerisinde bulunan fresklerin ve mozaiklerin zarar görmemesini, yapının tarihi dokusuna ve mimarisine hasar verilmemesini isteyenleri bir hayli üzmüştür. Bu konunun gündeme taşınması ‘’Peki yıllar öncesine ait, tarihi açıdan önem arz eden bu fresklere ve mozaiklere ne olacak?’’ sorusunun cevaplanmasına sebep olmuştur ancak bahsi geçen soruya ithafen yanıt gecikmemiştir. Fresk ve mozaiklerin perde yöntemi (yelken perde) ile gizleneceği, bu sayede hem tahribatın engellenmiş hem de ibadet konusundaki problemlerin ortadan kalkmış olacağı bilgisi verilmiştir.<br />
 <br />
Görünen o ki her ne kadar Ayasofya’nın, içerisinde değerli fresk ve mozaik motifleri varsa da O’nun cami olarak kalmasını gerektiren sebepler, müze yahut kilise olarak hizmet vermesini gerektiren sebeplerden çok daha fazladır. Nitekim kılıç hakkının hesaba katılmaması, Ayasofya’ nın geçmişi hakkında yeterli bilgi birikimine sahip olunamaması yine O’ nun cami dışı statülerde hizmet vermesi gerektiğini düşündüren sebepler arasındadır. Tüm bunların yanında Ayasofya’ nın cami niteliğinden ödün verilerek müze yahut kilise statüsünde faaliyet vermesini istemenin Fatih Sultan Mehmet’e ihanet olacağına dair tutum ve düşünceler de isabetlidir. Ayasofya bir cami idi. Öyle de kalması icap eder. Dış güçlerin etkisiyle Ayasofya’nın cami statüsünden ödün verilmesi ve uluslararası bir probleme dönüşen bu meselenin uluslar arası güçlerin vicdanına bırakılması hem aklen hem vicdanen doğru bir tutum değildir. Nitekim İslam’ın egemen olduğu coğrafyalarda atılan böylesine isabetli adımların devamını beklemek en doğrusu olacaktır.<br />
 ]]></description>
<author>ESRA FİLİZ</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/esra-filiz/ayasofya-i-kebir-uzerine/1409/</link>
<pubDate>Fri, 24 Jul 2020 10:34:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SOSYAL MEDYA FENOMENLİĞİ</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Sosyal medya fenomeni, toplum ürünü olarak isimlendirilen, güçlü ses tonuna sahip, geniş bakış açısını sözcüklerinde barındıran ve toplum tarafından anlatılarının önem arz ettiği kimselere verilen unvandır.<br />
 <br />
Bazı fenomenler bu unvana layık olabilmek adına kendilerini ileriye taşıyabilme girişiminde bulunmaktadır. Bazıları da bu unvanı elde edebilmek adına tehlikeli girişimlerde bulunarak fenomenler arasında kendilerine yer bulmaya çalışmaktadır. Her türlü tehlikeyi göze alarak, bilinçsizce girişilen bu faaliyetlerin insanların canlarına mâl olması da cabasıdır.<br />
Bu duruma verilebilecek en güncel örneklerden birisi de; geçtiğimiz günlerde Afyonkarahisar’ ın Karaarslan köyünde meydana gelen olaydır. Meydana gelen olayda, on yedi yaşında hayatını kaybeden Oğuzhan Baylan (17) isimli gencin haberiyle sosyal medyada tepki çekilmeye çalışılan noktada ne kadar haklı olunduğunun altını bir kez daha çizmek gerekir.<br />
Sosyal medyanın günceli takip etme, olaylardan haberdar olma, çeşitli alanlarda bilgi elde etme gibi getirileri olabilir. Ancak toplumun vaktinin büyük bir kısmını alması, asosyalliğe zemin hazırlaması, kötüye kullanımın bir aracı haline gelmesi, toplumsal ilişkileri köreltmesi ve bağımlılığa yol açması açısından çok daha büyük bir kayıp olarak olumsuz dönüşler sağladığı da unutulmamalıdır. Sosyal medya çılgınlığının aldığı canlar ise onun topluma hangi boyutlarda zarar verebileceğinin en bariz göstergesidir.<br />
Geçmişten günümüze fenomen olma uğruna girişilen pek çok faaliyetin insanların hayatına mal olduğu ortadadır. ‘’Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.’’ sözünden de anlaşılacağı üzere geçirdiğimiz şu zor günlerde, tüm bu facialardan ders alınabilmiş değildir. Birçok insan sosyal medyada kendisine yer edinebilmek adına tehlikeli faaliyetlerde bulunmaktadır. Üstelik hayatını hiçe sayarak fenomen olma arzusunu bir misyon haline getirenlerin olduğunu de söylemek mümkündür.<br />
 <br />
Geçtiğimiz günlerde Başkan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında video konferans yöntemi ile yapılan AK Parti MYK' de sosyal medya konusu gündeme gelmişti. Toplantıda, "Sosyal medya dünya için sorunlar yaratıyor. Mevcut hukuk sistemi gereksinimlere cevap vermiyor. Almanya ve Fransa başta olmak üzere tüm dünya yeni bir hukuk inşa etmeye çalışıyor. Bizim de sosyal medya ile ilgili yeni bir hukuk inşa etmemiz gerekiyor." söylemine yer verildi.<br />
 <br />
Bu söylem, fenomen olma uğruna tehlike arz eden faaliyetlerin önüne geçilebilmesi açısından oldukça isabetlidir.<br />
Nitekim toplumsal yapıda daha fazla hasara neden olunmamasının yolunun bu tür yasal ve hukuki kısıtlamalardan geçmesi son derece gereklidir.<br />
 ]]></description>
<author>ESRA FİLİZ</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/esra-filiz/sosyal-medya-fenomenligi/1408/</link>
<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 10:33:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>&amp;quot;YAŞAMIN FISILTISI&amp;quot;</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Her insan için yaşam çok farklı bir şekilde devam ediyor. Bunu hayatın içinde yaşayarak görebiliyoruz. Bazen sevinçle yaşama sarılıyoruz bazen hüzün ile dolu, hayatımızda gözlerimizden dökülen yaşlarla mücadeleye devam ediyoruz. Bu anlamda yaşanmış bir olayın yazısını okumuştum bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.<br />
 <br />
 “Zengin bir adam Mercedes arabası ile şehirdeki dar bir yoldan geçiyordu.<br />
Birden, yoluna aniden fırlayarak elindeki taşı arabasına atan bir çocuk gördü.<br />
Kapısına çarpan taşın sesi ile ani fren yapınca, arabası kaldırım taşına çarparak durabildi.<br />
Adam öfke ile arabadan fırlayıp, taş atan çocuğu kolundan tutarak sarsmaya ve ‘Sen ne yapıyorsun serseri, bak arabamı ne hale getirdin’ diyerek bağırmaya başladı.<br />
Üzgün ve suçlu tavır içindeki çocuk ‘Amca lütfen kızma, sizden önce geçen arabalara durmaları için işaret ettim, arabaların hiç biri durmayınca, sizin arabaya taş attım’ dedi.<br />
Ve, gözyaşları içinde, kenarda devrilmiş duran bir tekerlekli özürlü arabasını ve o arabadan düşerek yerde yatan birisini göstererek ‘Ağabeyim yürüyemiyor, onu tekerlekli arabası ile gezdirirken, kayıp devrildi. Ağabeyim yere düştü, kaldırmaya gücüm yetmedi, gelen geçen kimse de yok, siz onu yerden kaldırıp tekerlekli arabasına tekrar oturtmama yardım eder misiniz?’ dedi..<br />
Zengin adam, ne diyeceğini bilemeden, boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalışarak, yerde yatan çocuğun yanına gitti, onu kaldırıp tekerlekli arabasına oturttu ve cebinden temiz bir mendil çıkararak bacağındaki kanları sildi.<br />
Küçük çocuk abisini tekerlekli arabasıyla alıp giderken, hiçbir şey söyleyemeden arkalarından bakakaldı.<br />
Arabasına döndüğünde, çocuğun attığı taşın, arabasının kapısında bıraktığı oyuk şeklindeki DERİN İZİ gördü.<br />
Ve zengin adam, bu derin taş izini hiçbir zaman tamir ettirmedi.<br />
Arabadaki bu taş izini şu mesajı hiç unutmamak için sakladı,<br />
Hiçbir zaman, yaşamın içinden, birilerinin seni durdurmak ve dikkatini çekmek için taş atmaya  mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.<br />
Allah ruhumuza fısıldar ve kalbimize konuşur.<br />
O sesi dinlemek için vaktimiz olmadığında ise bize taş fırlatmak zorunda kalır.<br />
İster fısıltıyı dinle,<br />
ister taşı bekle.<br />
Seçim senin!..<br />
 <br />
Hayatın içinden son hızla geçerken,<br />
bir an durup kendi hayatımızdada  bize bazı şeyleri hatırlatmak için<br />
atılan taşlar olup olmadığını bir düşünelim.<br />
Sevgi ve saygı ile her şey gönlünüzce olsun isterim<br />
 ]]></description>
<author>MUSTAFA TÜRK</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/mustafa-turk/yasamin-fisiltisi/1407/</link>
<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 10:18:36 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SEN BAŞARDIN!</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Milyonlarca olasılıklar arasından geçtin, dünyaya geldin.<br />
Merhaba.<br />
Ağladın, gülümsediler.<br />
Gülümsedin, gülümsettin…<br />
Sevildin, sevdin.<br />
Okudun, işe girdin, okumaya devam ettin.<br />
Büyüdün, büyüttün.<br />
Sevdiklerinin yanında oldun, seni sevenler yanında oldu.<br />
Dürüst olmaya gayret ettin.<br />
Adil olmaya önem verdin.<br />
Acı şeyler de yaşadın, hayatın bir parçası yaşam ise diğer parçası olan ölümü de gördün.<br />
Kötü deneyimler de yaşasan ders aldın.<br />
Öğrendin, öğrettin.<br />
Bazı şeyleri öğrenmek acı da verdi, sen bunları yaşayarak olacağın insana dönüştün.<br />
İstemeden de olsa kırdın, kırıldın. Ama yeni bir gün sana her şeyi düzeltmek için fırsat verdi.<br />
Gönül aldın, gönlünü aldılar.<br />
Bazen belki insanları veya kendini tanıyamaz oldun, her insanın bir dönüşüm içinde olduğunu öğrendin.<br />
Bazen her türlü nasihati versen de veya sana verseler de, o kabuğu ancak insanın kendisinin kırmasıyla dönüşümün başlayacağını öğrendin.<br />
Dünyaya geldiğimizde her insanın şartları farklıdır, ama büyüdüğünde kendi şansını kendin yaratacağını fark ettin.<br />
Önceliklerini fark ettin, seni mutlu eden şeyleri.<br />
Seni üzen şeyleri de fark ettin, fark etmen çözüm aramanı, çözüm bulamıyorsan ona farklı bir bakış açısı ile bakmanı gösterdi.<br />
En mutlu olduğun anların, insanları mutlu ettiğin anlar olduğunu gördün.<br />
Olumlu olmanın, esprili olmanın harika bir şey olduğunu fark ettin. (Umarım çocukken fark etmişsindir, yine de geç değil üzülme.)<br />
Büyük problemlere çözüm üretmek için düşünmeyi ve ciddi hamleler yapmayı öğrendin, küçük problemlere ise esprili bir tutumla yaklaşmanın hayatı basit bir şekilde iyileştirdiğini gördün.<br />
Gördün, yaşadın, yaşıyorsun.<br />
Sevdin, seviyorsun.<br />
Sevildin, seviliyorsun.<br />
Öğrendin ve öğreniyorsun.<br />
Büyüdün, büyüyorsun.<br />
Sen başardın!<br />
Jale Ademoğlu<br />
 ]]></description>
<author>JALE ADEMOĞLU</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/jale-ademoglu/sen-basardin/1406/</link>
<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 10:18:10 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SARIDAN KIZILA</title>
<description><![CDATA[<br />
Güzel bir pazar sabahı günün ilk ışıkları ile erken saatlerde uyanarak, zaman zaman fotoğraf çekmeyi seven arkadaşları bir araya getiren Afyonkarahisar İl Kültür Turizm Müdürlüğünün organize ettiği foto safari için hazırlıklarımı geceden tamamlamış olmamın rahatlığı ile evimden maskemi takarak çıktım. İlimizin kültürel ve doğa turizmin farklı bakışlar altında fotoğraflanmış olması gerçekten ayrı bir değer. Biliyormusunuz ?  Bazı şeyler hayatta biter ama anıları ve geride bıraktıkları ile sonsuza dek kalır. Çünkü onlar zaman geldiğinde arşivden çıkıp ışık olacaktır yeni nesillere.<br />
Bu günkü foto safarimiz ilimizin yeşillikler içerisinde yer alan Sultandağı oldu.<br />
Sultandağ’da bulunan dünyaca ünlü kiraz bahçeleri, ilçenin merkezinde yer alan Sahip Ata Kervansarayı ve Eşsiz doğası ile herkesi kendine hayran bırakan Eber gölü.<br />
Ülkemin bir çok yerini gezerek fotoğraflamış biri  olarak bana bu tür geziler çok büyük keyif vermekte. Ben fotoğraflarda genelde doğallığı yakalamayı seviyorum bu nedenle öncelikle bulunduğum ortamda biraz beklerim etrafımı incelerim bundan dolayı çok fazla artılar kazandığımı biliyorum.<br />
Bu günkü foto safari için zafer müzesi önüne geldiğimde genelde çok fazla kişinin katılmadığını daha önce ki gezilerimde görmüştüm. Kimisi verilen saatte bulunmaz beklemek zorunda kalırsınız, yine aynısı oldu. İyi niyet elbette çok güzel ama bu kuralları uymak başkalarının hakkına tecavüz etmemek lazım.Foto safari de dikkat edilmesi gereken tek şey kurallara uymak olmalıdır.  Bu kez daha önce bizimle beraber olmayan yeni yüzlerin olması ve sayının elli ile sınırlanmış olması pozitif olarak hepimize yansıması çok güzel oldu. Çünkü yaşadığımız süreç içerisinde sosyal mesafeyi korumak çok ama çok önemli. Fota safari için artık hareket zamanı geldiğinde İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Tanır'ın kısa konuşmasında foto safari hakkında bilgiler aktarmasından sonra hepimize keyifli güzel bir gezi için hayırlı yolculuklar dilemesi ile yola koyulduk.<br />
Foto safarimizin bundan sonra ki saatlerinde Sultandağı Kaymakamlığı önderliğinde gidecek olmasından dolayı sizlere bu güzel İlçemizden kısaca bahsetmek isterim.<br />
Sultandağı dediğimizde hepimizin ilk aklına gelen kiraz oluyor. Yılda kırk bin ton kiraz üretilen bu topraklarda bunların yüzde altmışını yurtdışına gönderirken  geri kalan kiraz  ise ülkemizde kalıyor. Sultandağı benim için ayrı bir değer çünkü doğa sever birisi olarak  ben bu yörenin doğasını çok seviyorum. Buzluk mağarasını ,gelincik ana yaylasını bir çok kez çıkıp oradan eber gölünü izlemek çok keyifliydi. Bu doğal güzellikleri gezmek için mutlaka doğa meraklısı kulüpleri iletişime geçmek zorundasınız. Ya da bu bölgeyi çok iyi bilen bir rehber ile çıkmalısınız. Çünkü bu doğa harikası dağlarda domuz, yılan ve bir çok yabani hayvanlar ile karşılaşabilirisiniz. Sultandağı merkezinde bulunan tarihe ışık tutan Sahip Ata Kervansaray’ı doğal ortamı korunarak kültürel ve sosyal etkinliklerde kullanılan bir yer olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim burada kaldığımız saatlerde kervansarayda  misafir edildik. Sultandağı Kaymakamı Önder Koç halk arasında çok sevilen birisi. Bende geçen yıl bu zamanlarda kendisini Dereçine’de yaptığımız Pickleball turnuvası ödül töreninde tanıdım sıcak, samimi ve cana yakın bir devlet adamı. Burada yapılan etkinliğe Afyonkarahisar İl kültür Turizm Müdürü Mehmet Tanır beraberindeki çalışma arkadaşları da katıldı.<br />
Eber gölünde akşam saatleri gün batımında sarıdan yavaş yavaş kızıla dönüşen muhteşem renk cümbüşü ile inanılmaz pozitif enerji aldık. Ellerimizde ki fotoğraf makinelerimiz ile neredeyse bu güzelliğin saniyesini kaçırmamaya özen gösterdiğimizi düşünüyorum. Eber gölü kıyısından çıktığımız küçük gezimizde bu kez sazlıklar ve kamışlar arasında adeta dans ederek yol alırken günün yorgunluğunu unutup yeniden fotoğraf makinelerine sarılıyorduk. Bir taraf ta küçük balıkçı tekneleri sazan, turna balığı için olta atanlar,  bir tarafta kamış toplayan insanlar offfff ya tüm bu güzelliklerin bitme noktasında olmasında olduğunu biliyorum çünkü su seviyesinin azalmış olması Eber gölünü kurtarma çalışmalarının ne kadar başarılı olacağını bilemiyorum. Oysa böylesine güzel değerlerimizi kendi ellerimizle yok etmeye bizden başka hiç kimse başaramaz.<br />
 <br />
Bu güzel organizasyonun başarılı geçmesinde emeği olan başta Sultandağı Belediye Başkanı Mehmet Aldırmaz, İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Tanır olmak üzere, Şube Müdürü  Ümran Cura, Özlem Emet, Ertuğrul Demir, Fatih Oysal,Kadir Beşer, Balı Pınar, Ozan Ceylan, benim aracımın kaptanı Mevlüt Yangıç'a teşekkür ederim.<br />
 ]]></description>
<author>MUSTAFA TÜRK</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/mustafa-turk/saridan-kizila/1405/</link>
<pubDate>Sun, 05 Jul 2020 21:43:19 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GELECEK NESİLLERE MİRAS</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
İnsan, dünyayı kendisine sunulmuş bir nimet gibi görüyor. Sanki sonsuz bir sofrada, insanın önüne gelen her şeyden birer ısırık alıp kenara bırakması gibi... Ne tamamını yiyoruz, ne de başkasının yemesine müsaade ediyoruz… Böyle de bir tamahkârlık.<br />
 <br />
Bizler en önemli şeyi unutuyoruz: Bu dünyanın sahibi değil, parçasıyız. Dolayısıyla alma verme dengesini korumalıyız. Soluduğumuz hava için, bastığımız toprak için, içtiğimiz su için müteşekkir olmalıyız. Bu dengenin bozulmaması için aldığımız kadarını yerine koyma gayretiyle yaşamalıyız. Her şeyi hızlıca tüketme çağında, o da benim olsun, bu da benim olsun derken günün sonunda aslında hiçbir şeyimizin olmadığını bile anlayamıyoruz. Bilgileri, aforizmaları, güzel duyguları tüketiyoruz. Yerine yeni bir sözcük bile koymadan, alıp çekip gidiyoruz. İşte bu çağın insanları, bir şeyi faydalı olması için almak yerine, sadece işin “alma” kısmıyla meşgul. Sözcükleri sadece alıyoruz, işin derinine inmiyoruz. Eğer sözcüklerden ders alabilseydik tarihin tekerrürü diye bir şey de olmazdı. Yüzeyselliğimiz ile yarattığımız tekil sıkıntılarda oflayıp puflayıp bu dünyadan geçip gidiyoruz. Geçip gitsek yine iyi, bir de insanları da kendi küçük, saçma sorunlarımıza ortak ediyoruz. Kendi küçük saçma sorunlarımız diyorum, çünkü günlük meseleler dediğim şey, yaşadığımız topluma göre şekil alan yazılı olmayan kurallara göre hareket etmemiz gerektiğine inancımızdan doğuyor. Örneğin, baby shower, diş partisi, kaynımın diş dökme partisi gibi saçma şeyler etrafında dönen hayatlar var. Ben de Toronto’nun yerlisiyim sanırım, şu geleneklere de bir bakın. Ah,  nereye gittim ben? Yüzeysellikten oldu tüm bunlar. Konuyu kaybetmeden geri dönüyorum.<br />
 <br />
Bizler için, atalarımızın ektiği çınarlar, zeytin ağaçları ve miras bıraktıkları vecizeler varken, bizler gelecekteki nesiller için bir fidan diktik mi, bir çift güzel söz söyleyebildik mi? Hayır, bizler sadece kendimiz için var olduk… Küçük meseleler içinde zamanımızı doldurduk. İnsanoğlunun binlerce yıldır süregelen yanılgısı, kendi yaşadığı çağı hep sonmuş gibi algılaması… Geleceğe yönelik doğa için yatırımlar yapılmaması bundan mı kaynaklanıyor? Aslında kendini en önemli varlık addettiğinden, sadece kendine yatırım yapmasından sonunu kendi elleriyle hazırlıyor. Bu da benim son bulmuş bir yanılgımdı sanırım. İşin garip yanı bir şekilde de haklı çıkacak bu türde düşünen insanlar…<br />
               <br />
Kendi yaşamımda sıklıkla söylediğim bir cümleyi tekrar söylemek istiyorum. Bu çağın insanlarının gelecek nesillere bıraktığı ortak miras koca bir endüstriyel çöplük. Bu konuda oldukça iyiyiz, ne dersiniz?<br />
 ]]></description>
<author>JALE ADEMOĞLU</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/jale-ademoglu/gelecek-nesillere-miras/1404/</link>
<pubDate>Tue, 30 Jun 2020 08:39:27 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Benim Babam</title>
<description><![CDATA[Benim Babam<br />
<br />
Babalar günü yaklaşıyor. Baba sıcaklığı ve sevgisi ne de güzel. Geçmişte insanlar çocuklarını sevmeye utanırlarmış. Başkalarının çocuklarına sıcaklık gösterirlerken, kendi çocuklarına daha mesafeli dururlarmış. Tabii ki hepsi değil. Yerden yere, kültürden kültüre elbetteki değişkenlik gösteriyordur. Sevgi görmeyen bir insanın sevgi göstermesi zordur. Tüm şartlara inat o kısır döngüyü kırıp yönünü sevgiye dönen tüm o güzel insanlar, yaşam sizinle iyileşiyor...<br />
<br />
Biraz kendi babamdan bahsetmek istiyorum. Benim babam gördüğüm en merhametli insanlardan biri, bir diğeri annem. Babalar günü geldiği için torpil yapacağım bu yazımda babama. Çocukken her çocuk gibi ailemdeki büyüklerimi gözlemleyerek çocukluğumu geçirdim. Örneğin benim babam, daima kendi kıyafetlerini kendi ütüler. Hayvanlara merhametlidir, çokça kez kedi evi yapmışlığımız var, mesela kedi evi yapmaya veya onarmaya başlamamız bizim için bir sonbahar geleneği gibi bir şey. Bazen evimizde sokak hayvanları için yemek pişirdiğimiz zamanlar olur. "Kedileri beslemeye gidiyorum, gelecek misiniz?" sorusu bizim evdeki bir aktiviteye davet niteliğindedir. O canlar karınlarını doyururken bizler de keyifle izleriz. Mutlu oluruz. Benim babam, daima beni dinler. Bir sorunum olduğunda gittiğim ilk insanlardandır. Çeyrek yaş krizimde en çok babamın dizlerinde, annemin göğsünde durdum. Ah, annem bir dakika yine sana geldim. Zaten hep sana gelirim. Seni Anneler Gününde anlatacağım. Babamın en sevdiğim ve benim ruhumu dinginleştiren sözü şudur: "Üzme kendini kızım. Hep böyle olacak değil ya!" İkinci cümle beni inanılmaz motive eder. Görünmeyen ağır gelen tüm yükleri, görünmez bir el bu söz ile hafifletir. Bu sözün ardında babam vardır. Gücünü, onun her şeyin iyi olacağına olan inancından alır. Benim babam yemek yapan bir babadır. Arada bir kuru fasulye ve salata yapar. İsmine de her ne yemek olursa olsun "Baba Yemeği" der. Sofraya heyecanla çağırır. Bir de sofrada bir yemeği en çok babam övüyorsa o yapmıştır. Ona şu an takılıyor gibi görünsem de eli de aslında çok lezzetlidir. Benim babam doğa insanıdır. Ormanda gezerken ağaçlar hakkında bilgi verir. Gökyüzüne bakıp yağmurun ne zaman geleceğini söyler. Şehirde büyümüş bir çok insanın unuttuğu doğanın hareketlerini (rüzgarın türlerini, ağaç türlerini, toprak türlerini vs.) iyi bilir.<br />
<br />
Benim babam güçlüdür. Ağaç gibi, karakteri hiç değişmeden şartlar büyük rüzgarlarla, her şeyi uçura uçura gelse de, o, öylece dimdik durur. Tüm o babalığının altında bir de çocukluk saklar. En güldüğüm şey, bazen yeğenime anlatmasına rağmen komik bulduğum için yeğenimle beraber dinlediğim tuhaf masallarıdır. Hayal gücü geniş, ruhu çocuk, biraz alıngan, güçlü, sağlam karakterli güzel insan, güzel babam...<br />
<br />
Babalığı hakkıyla yerine getiren, duruşundan gurur duyduğumuz tüm babaların Babalar Gününü kutluyorum. <br />
<br />
Sevgilerimle.]]></description>
<author>JALE ADEMOĞLU</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/jale-ademoglu/benim-babam/1403/</link>
<pubDate>Tue, 16 Jun 2020 22:14:08 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sorumsuzlar yüzünden bedeller ödeniyor</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Corona ile mücadele devam ediyor.65 yaş üzerindekiler ve 18 yaş altındaki vatandaşlarımız hala evlerden çıkamıyor. Psikolojik olarak yıkıma uğramasına rağmen bu kişiler bu salgının artmasını önlemek adına evlere kapanmaya devam ediyor.(İşyeri sahipleri dışında) Bu insanların fedakarlığı çok önemli.<br />
İşyerleri can derdinde<br />
Bakın bu pandami yüzünden dünyada ve ülkemizde çok büyük bedeller ödenmekte. Ekonomik olarak bakıldığında bir çok işyeri hala açılamadı. İşsizlik ülkemizde 9 milyona dayandı.Açık olan işyerleri ise giderleri karşılayamaz durumda. Lokanta sahibi bir dostumla konuşuyorum. Masaları iki kişilik yapmış,hijyen konusunda her türlü önlemi almış.Eksiksiz personeli ile hizmete başlamış. Başlamış başlamasına kadar ama müşteri yok .Dedi ki ‘Geçen sene Haziran ayında günde 500/600 kişiye hizmet veren işletmemizde şu an 100 müşteri bile yok.Bizim kira personel ve benzeri giderlerimiz arttı.Gelirimiz küçüldü.Böyle devam ederse ayakta duramam’ Bir başka gelişme ise fiyatların otomatik olarak yükselmesi. Afium da bir bardak çay 4 lira, bir fincan kahve 10 lira olmuş. Bizim Fehmi Komutan ise ‘Müşterim ağırlıklı olarak 65 yaş üstü. Doğal olarak işler of durumda. Zam yapmadım. Esnaf kesitinden manzara bu.<br />
Oteller ve hizmet sektörü ise yoğun bakımda. Bir kısmı piyasayı takip ederek hizmete bile girmemiş ilimizde.<br />
Bunları neden anlatıyorum. Ülkemizde her kesimden herkes bu salgın sebebiyle bedel ödüyor. Hükümet vergi SSK ertelemesi,Çalışanlara kısmı ödeme fakirlere sosyal yardım desteği ve benzeri gücü ölçüsünde destek oluyor.Adam çalıştığı işyeri kapanmasından dolayı işsiz kalmış.İşveren iflasın eşiğine gelmiş.yani herkes sorumluluk almış.<br />
Sorumlu ve sabırlı olun<br />
Fakat bazı sorumsuzları ve sabırsızları da görmek mümkün<br />
Yakın çevremizdeki olaylara bakalım…<br />
Ablam mevlit okuyorum diye bütün mahalleyi toplamış.<br />
Sonrası vaka sayısı tavan.<br />
Abim oğlu askere gidiyor diye eş dost akrabalarına yemek vermiş<br />
Al sana tavan vaka.<br />
Adam maske takıyor. Ama maske çenede.<br />
Bir başkası efelik gösteriyor ve virüsü meydan okuyor maske bile takmıyor.<br />
Maske cepte.<br />
Genç kızımız maskesi olmadan toplu ulaşım aracında. Şoförü maskesiz yolcu taşıyorsun diye<br />
ikaz eden vatandaş ise hem şoför hem kızın hışmına uğruyor.Diğer yolculardan ise tık yok.<br />
Birisi eldiven takmış ama eldivenle okey masasına taş ustalığı yapıyor.<br />
Bir diğeri oturmuş cafeye hamile olmasına rağmen sigara dumanını üflüyor sağa sola.<br />
Adam virüs canavarı atom karınca mübarek. Hiç bir önlem almadan yani maske hijyen tedbir.<br />
Eczaneden çıkıyor ,markete gidiyor.Kafe den çıkıp çay bahçesine konuyor.Pazar yerinde cirit<br />
atıyor. Günlük 10/15 yer geziyor 100 kişi ile temas halinde…<br />
İnanın çevrenize baktığınızda bu örnekleri artırmak mümkün.Akıl tutulması yaşanıyor.<br />
Bu sorumsuz insanlar yüzünden kendilerini sorumlu gören eve kapanan insanlar ise sosyal,<br />
ekonomik olarak bedel ödüyor. Ödemeye devam ediyor.<br />
Afyon iyi gidiyordu<br />
Bunlara söz geçer mi bilmem ama…<br />
Biraz dikkat..Tak maskeni,uzak dur toplumdan,bırak bu daveti sonra yap,bırak bu ev<br />
gezmeleri daha sonra yap.Sabır biraz daha sabır Tedbir,maske ve mesafe…<br />
Hepsi bu.<br />
Afyonakarhisar’a gelince son Döğer ve Şuhut vakası olumsuz yansıdı ilimize. Aslında işi sıkı tutuyorduk.<br />
Vali Mustafa Tutulmaz bu salgın başladığı dönemlerde il dışı ulaşıma yasak koymuştu.<br />
Bu yasak iki gün sonra Türkiye ye yansıdı. Cenazeye katılım sayısında sınır ve anons yasağında da ilimiz ülkemize model olmuştu. Maske zorunluluğunu ilk getiren iler arasında olduk. Fakat yukarıda yazdığım gibi bazı duyarsız ve sorumsuzlar yüzünden vaka ve ölüm sayımız artıyor.<br />
Şu an elimde olan son verilere bakalım:<br />
Afyonkarahisar’da şu ana takip edilen vaka sayısı 991 olurken, il genelinde görülen toplam vaka sayısı da 330 oldu. Numune alınarak test sonucu beklenen 2 kişi bulunuyor.<br />
İlçelere göre vaka sayılarında ise şöyle:<br />
Merkez 181 Başmakçı 4 Bayat 1 Bolvadin 31 Çobanlar 4 Dazkırı 1 Dinar 2 Emirdağ 9 Evciler 1 Hocalar 3 İhsaniye 27 İscehisar 5 Kızılören 19 Sandıklı 30 Sinanpaşa 3 Sultandağı 1 ve Şuhut 8 Şimdi bu toplumsal duyarlılıktır. Davet verenlerin davetine gitme kardeşim.Maskeni tak.oradan oraya gezmeyi bırak.Asker sen olmadan da gider askere hiç dert etme sen.Köyde beldede bu işi, yarış haline getirme. Daha sonra gidersin ziyaretine..Genç kız sen şu 30/40 kişilik doğum günü partisini seneye yap.Ne olacak kutlama olmadan yaş almayacak mısın ki. Herkes ama herkes üzerine düşen sorumluluğu önlemi alırsa bu virüs Yeni Zelanda gibi Ülkemizden de defolup gidecek.<br />
Bu umursamaz insanlara virüs gibi sağa sola dolaşan insanlara son sözüm.Bakın ülke ve insanlarımız bir bedel ödüyor.Bu bedel sizin keyfiniz yerine gelsin diye ödenmiyor.Biraz vicdan biraz anlayış.Az kaldı biraz daha sabır.<br />
Unutma ki sizler yüzünden yasaklar sürüyor ve sürmeye devam edecek.Kul hakkına giriyorsunuz farkına varın biraz.<br />
Mutlu ve aydınlık yarınlara..<br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/sorumsuzlar-yuzunden-bedeller-odeniyor/1402/</link>
<pubDate>Wed, 10 Jun 2020 09:20:41 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bugün Babasızlık Günü</title>
<description><![CDATA[<br />
3 Haziran 2013, babam Halis Akar’ın bu dünyadan göçtüğü tarih.<br />
Aradan 7 yıl geçmesine rağmen baba hasreti her gün artarak sürüyor.<br />
Geçmiş dönemlerde köşemde babasızlığı yazmış ve duygularımı sizinle paylaşmıştım.<br />
Bu gün de benzer duyguları izninizle paylaşmak istiyorum.<br />
Şuhut ilçesinden çıkmış, devlet memuru olmuş ve vergi dairesinde 33 yıl hizmet etmiş, bu<br />
süreçte tek bir maaşla üç çocuk yetiştirmiş babam. O günlere baktığımda bizim kuşakta birçok<br />
insanın yaşadığı gibi tek kişi hane içinde çalışır ve en az beş altı kişinin nafakasını çıkarırdı.<br />
Şimdi ise ev halkından herkes çalışıyor ama geçim zorlaşıyor. Yaşam ve şartlar gün geçtikçe<br />
güçleşiyor neyse biz konumuza devam edelim…<br />
Baba demek, hayat demek!<br />
Damarlarımızda akan hayat suyu kadar, olmazsa olmaz.<br />
Baba, bir huzur…<br />
O huzur öyle sonsuz ki, ellerini uzatsan seni gökyüzüne değdirir, yıldızları toplar, başına taç<br />
yaptırır. Hele sıcaklığı öyle bir şey ki, sarılırsa tüm buzlar erir, gözyaşların buhar olur gider.<br />
Baba öyle bir gülümser ki, huzur verir.<br />
Baba demek, güç demek…<br />
Sırtını dayadığın koca bir dağdır baba. Önünde siperdir. Herkesin sırtını dayadığı koca bir<br />
dağı varken, güçsüz ve yapayalnız kalmaktır babasızlık. Her aklına geldiğinde suratına<br />
yediğin koca bir şamardır. İnsanların birbirine fısıldarken duyduğun acı bir sessizlik. Kimseye<br />
belli etmeyip güçlü olmaya çalışırken içine akıttığın zehir. Hayatın fırtınalarında, tufanlarında<br />
sığınacak bir liman aramaktır. “Baba” demeyi özlemektir babasızlık<br />
Baba demek, güven demek…<br />
O yüzdendir babasız çocukların hep boynu bükük. Eğer dikkatli bakarsanız görürsünüz,<br />
onlardaki mahzun ve ürkek bakışı. Onların evi hep sessizdir, gecelerse uzun ve soğuk.<br />
Baba demek, sevgi demek…<br />
Yaşamında aldığın rol modeldir. O gibi giyinmeye çalışırsın. O gibi tıraş olursun... O yokken<br />
onu yaşamaya çabalarsın.<br />
Bakın çok küçük bir örnek vereyim. Ben babamı hayatım boyunca bıyıklı ve sakalı<br />
görmedim. Gün aşırı tıraşını olurdu. Dik saçları sürekli kısa olurdu. Belki bu yüzden ben de<br />
şu yaşıma kadar sakal ve bıyık bırakmadım.<br />
Sensiz 7 sene<br />
Sensiz geçen yedi yıl.. Bu gün de sensiz ve hüzünlüyüm. Sensizliği, sana olan sevgimi, ve de<br />
özlemimi anlatacak kelime yok artık. Ancak öğretilerin hem aklımızda.<br />
Sen bize adam olmayı öğrettin.. Şeref ve hasiyeti öğrettin. Sen bize ilkeli olmayı öğrettin. Sen<br />
bize dik durmayı öğrettin.. Sen bize hakkı öğrettin. Sen bize adaleti öğrettin.<br />
Sen bize çalışmayı çok çalışmayı alın teri ile kazanmayı öğrettin.<br />
İnançlı ve dürüstlüğü öğrettin. Kısacası hayatı öğrettin.Allah gani gani rahmet eylesin. Nur<br />
içinde yatasın baba.<br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/bugun-babasizlik-gunu/1401/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jun 2020 22:32:56 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KİMBİLİR NELER SAKLI</title>
<description><![CDATA[Coronovirüs'lü geçen bu günlerde insan neler yapıyor neler düşünüyor, geçmiş yıllarına bir göz attığını hissediyorum. Bende biraz önce eskilerden kalmış, çok büyük değerlerimiz olan plakları ve pikabı görünce anılarıma geri döndüm.<br />
70'li yılların ikinci yarısı ile 80'li yılların sonuna kadar müzik, sinema adına inanın her şeyin tadı bir başkaydı. 90'lı yıllardan sonra giderek bozulan sanat ve kültürüne  sahip olmaya başladık. Ağza alınmayacak sözlerle yapılan müzikler, gelenek ve göreneklerimizden  uzaklaşmış filimler, argolaşmış konuşmalarla dolu tiyatrolar, ressamlara bakışları değişmiş insanlar. Şair ve yazarlarımız bile gerçek boyutlardan çıkmış ısmarlama şiirleri, yazıları ile topluma zarar verdiler, hepimiz birlikte  bunu gördük yaşadık. Şimdiler de nerede bir<br />
eskilerden kalmış film, 45'likler, long playler , tablolar, fotoğraflar eşyalar görsem içim burkuluyor. O yılların hazzını şimdilerde hiç biri vermiyor. O yıllar çok ama çok  güzelmiş  huzur, mutluluk, varmış. Zamanı  geri  sarsak  eski kaset gibi,  plak gibi, ne güzel olurdu değil mi ?<br />
Hep birlikte "Şimdi uzaklardasın" şarkısını söylesek, kaliteli,  seviyeli, saygılı dostlukları yeniden yaşatmak adına. Gençler bizden bir şey alırlar mı?<br />
<br />
<br />
<img alt="" src="/images/files/uploads/1%281%29.jpg" style="width: 448px; height: 295px;" /><br />
 <br />
<br />
<br />
Ne dersiniz ?<br />
<br />
Yayınladığım bu güzel fotoğraftaki, plaklarda kim bilir ne güzellikler yaşanmıştır, bu yıllara kadar özenle saklandığın göre.<br />
60'lı yıllardan kalma güzel plaklara 70'li, 80'li yılları da katarsak harika bir harman ortaya çıkacağını düşünüyorum.<br />
Gençliğe adım attığım yıllarda hobi olarak iki plak kayıt stüdyosunda çalışıp çok güzel anılar biriktirdim inanın. Bundan beş yıl öncesi Ankara'da çok değerli bir hanım efendi ile eskileri Kocatepe Cafe’de andık. Bir ara eski 45'likler,long playler, ses kayıt cihazları ne durumda diye sordum. Onları evinin  bodrumunda sakladığını söyledi. O cihazlardaki, plaklarda ki anılarım filim şeridi gibi gözümün önünden, gençliğim, arkadaşlarım, okul yıllarım, hayallerimiz, umutlarımız, sevgilerimiz geçti. Ümit Besen,in nikah masası, okul yolunda, Ferdi Özbeğen'in Tadı yok sensiz geçen ne baharın ne yazın, Zeki Müren'nin Bir demet Yasemin, Oscar Haris'in Alta Gracia'yası, Gloria Gaynor'ın I Will Survive'si, Berlin'den Take My Breathe Away daha niceleri olan bu güzelliklerin bir başka tadı vardı o plaklarda gözümden süzülen yaşları durduramıyorum, Ah ulan Nalan ah!!!!!!<br />
Yok yazmayacağım çünkü o güzellikler yok artık. Birazda siz düşünün sizlerde ne var bana yazın.....<br />
Saygılarımla<br />
 ]]></description>
<author>MUSTAFA TÜRK</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/mustafa-turk/kimbilir-neler-sakli/1400/</link>
<pubDate>Sat, 30 May 2020 19:17:43 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MASKELİ YAŞAMA ALIŞMAK LAZIM</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
,Corona virüsü vaka ve ölüm sayısı dünyanın her noktasında yaşamı durdururken bazı ülkeler diğerlerine göre daha fazla zarar gördü…<br />
Bazı ülkeler dünyadaki salgının gidişatını göz ardı ederek önlem almazken, bazı ülkeler de bilim ve teknolojiden faydalanarak salgının önüne geçmeyi başardı. Şimdi en çok ölüm o ve en az vaka ve ölüm olan ülkelere bakalım….<br />
Dünya genelinde vaka sayısı ise 5 milyon 643 bin ve ölüm 350 bin 22'ye, ulaştı Kovid-19 nedeniyle bugüne kadar en fazla can kaybı, 100 bin 187 kişinin hayatını kaybettiği ABD'de görüldü.<br />
 Bu ülkeyi 37 bin 48 can kaybıyla İngiltere, takip ediyor. Sırasıyla 32 bin 955 ile İtalya, 28 bin 530 ile Fransa, 27 bin 117 ile İspanya, 23 bin 622 ile Brezilya, 9 bin 334 ile Belçika, 8 bin 470 ile Almanya, 7 bin 633 ile Meksika, 7 bin 508 ile İran, 6 bin 637 ile Kanada, 5 bin 856 ile Hollanda ve 4 bin 634 ile Çin izledi<br />
1000'den fazla ölümün görüldüğü diğer ülkeler şöyle sıralandı:<br />
Türkiye (4 bin 397), Hindistan (4 bin 349), İsveç (4 bin 125), Rusya (3 bin 807), Peru (3 bin 629), Ekvador (3 bin 203), İsviçre (1915), İrlanda (1615), Endonezya (1418), Portekiz (1342), Romanya (1216), Pakistan (1197) ve Polonya (1024) En az olan ülkeler<br />
Uluslararası kamuoyu, Tayvan, Güney Kore ve Singapur’u aldığı önlemlerle takdir etti. Tayvan Ocak ayında ilk ölümler açıklandığında devlet başkanı Tsai Ing-Wen, ülkeyi alarma geçirdi. 124 önlem açıklayarak zorunlu olmayan iş yerlerini, devlet dairelerini ve okulları kapattı. Karantina için hastane binalarının kullanılmasına izin vermedi. Uluslararası yolcu ve ürün trafiğini büyük ölçüde durduran ülkede sadece 429 vaka görüldü. 6 kişi corona virüsü sebebiyle yaşamını yitirdi.<br />
Güney Kore 17 gün içinde corona virüsü testi geliştirildi ve ülke çapında geniş bir laboratuvar ağı kurdu.Günde ortalama 40 bin test yapılarak hastaları henüz belirti göstermeden teşhis etmeyi başardı. Böylece hastalar durumları ağırlaşmadan iyileşirken virüsün yayılması da büyük ölçüde engellenmiş oldu. Ülkede 10 bin 700’den fazla vaka görülse de ölü sayısı 242’de kaldı.<br />
Singapur, yoğun nüfusu ve Çin'le yakın ilişkileri nedeniyle hastalığın yayılması için ideal bir ortam sağlıyordu. İlk vakanın görüldüğü ocak ortasından itibaren hükümet, dedektif gibi çalıştı. Virüsü ülkeye Çinli 20 turistin getirdiği belirlendi. Kafiledekilerin görüştüğü kişiler,  gittikleri dükkanlar tek tek belirlendi. Testler yapıldı, şüpheliler tam tecrite alındı.<br />
Ülkede vaka sayısı 12 bin 693’ken, ölü sayısı 12. Can çekişen sektörler<br />
Bayram kutlamamıza bile engel olan bu salgın bazı meslekleri bitirdi. Bu mesleklere baktığımızda karşımıza çıkan tablo şu şekilde Corona virüsün ekonomik olarak en fazla zarar verdiği sektör havayolu şirketleri oldu.<br />
Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği IATA'ya göre, 2020 yılında havacılık sektörünün 113 milyar dolara kadar zarar edebilir. Bu rakam havayolu taşımacılığının yüzde 19 küçülmesi anlamı taşıyor. En az zararın ise 63 milyar dolar olarak hesaplandığı belirtildi. Doğal olarak karayolu yolcu ve nakliye sektörü de olumsuz etkilendi.<br />
Turizm de en fazla etkilenen sektörler arasında yer alıyor .Corona virüs nedeniyle dünya çapında seyahat acentaları,oteller, restoranlar zor durumda. Virüs nedeniyle insanlar seyahat yapmaktan korktukları için turistik bölgeler boş kaldı. Dünya turizm sektörü 6.6 trilyon değerinde, bu rakam küresel ticaretin yüzde 10 anlamına geliyor. Sadece Çin'de 25 milyon turistin seyahatten çekineceği tahmin ediliyor.<br />
Fuarcılık sektörünün büyüklüğü 14 milyar euro. Ancak corona virüs nedeniyle şu ana kadar onlarca fuar iptal edildi. Sadece Almanya'da 24 bin çalışanın fuar iptallerinden etkilenmesi bekleniyor.<br />
Eğlence sektörü de darbe yedi Corona virüs nedeniyle insanlar toplu alanlarda bulunmaktan çekiniyor. Bu nedenle konser, tiyatro ve sinema salonları boş kaldı.<br />
Corona virüsten kaçınmak için hijyen çok önemli. Bu nedenle insanlar dışarıda yemek yemeği tercih etmiyor. Restoran ve catering firmaları müşterilerinin ortalama yüzde 38 oranında gerilediğini belirtiyor.<br />
Corana virüsünün en fazla etkilediği alanlardan biri de spor müsabakaları oldu. Birçok ülkede spor müsabakaları ya ertelendi ya da seyircisiz oynanıyor. Amerikan basketbol ligi NBA maçları belirsiz bir tarihe kadar ertelendi.<br />
Ve bankalar…. Müşterilerin büyük bir kısmı kredilerini ödeyemediği için bankalar zor duruma düştü en büyük bankalarından biri olan Deutschen Bank'ın hisseleri yüzde 17 değer kaybına uğradı. Avrupa Merkez Bankası faiz oranlarını zaten yüzde sıfırda tutuyor.<br />
Kazanan Sektörler<br />
Bu salgından en çok kazançlı çıkan meslek guruplarına baktığımızda dezenfektan ürün satanlar sağlıkçılara tulum ve koruyucu giysi üretenler, Eczaneler, Gıda üreticilerini görmekteyiz.<br />
Salgın sebebiyle ülkemizde en çok yorulan meslekler ise :<br />
İlk başta salgınla canla başla mücadele eden doktorlar ve sağlık ekibi. Hemen arkasında polis bekçi, kargo ve PTT ile market çalışanları, basın çalışanları, Bankacılar, Mali Müşavir ve çalışanları,Belediye ve belediye işçilerini sayabiliriz.<br />
Tüm dünyayı ve ülkemizi olumsuz etkileyen bu salgın sonrası gibi hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.Tedbirli ve maskeli yaşamaya alışacağız artık.<br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/maskeli-yasama-alismak-lazim/1399/</link>
<pubDate>Sat, 30 May 2020 12:48:03 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YA İSTİKLAL YA ÖLÜM</title>
<description><![CDATA[<br />
19 Mayıs 1919, Kurtuluş Savaşının başlangıcı olarak anılır. Bu tarihte Mustafa Kemal Atatürk, devletin bölgelerini işgalci devletlerden kurtarmak için Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmıştır.’Ya istiklal Ya ölüm’ diyerek bağımsızlık mücadelesini başlattı.<br />
Samsun’a ayak bastı<br />
30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesinin uygulanmasıyla, itilaf devletleri (1. Dünya Savaşı kazananları) Türkiye’nin dört bir yanını işgale başlamıştı.<br />
Bu işgallere karşı toplumun bazı kesimleri kurtuluş için bölgesel hareketler başlatmışlardır. Yurt yavaş yavaş parçalanmaya başlamıştı. Fransızlar, İtalyanlar, İngilizler, Yunanlılar, Ermeniler tarafından yurdumuz işgal edilmeye başlanmıştı.<br />
Bazı vatan topraklarını düşman işgal ederken vatanseverler çarpışarak şehit düşmüşlerdir. Çanakkale Savaşı kahramanı olan Mustafa Kemal’de kurtuluşun Anadolu topraklarında Anadolu halkıyla birleşerek topyekûn savaşarak kazanılacağına inanıyordu. Bu sebeple 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrılarak Samsun’a doğru yola çıktı. 19 Mayıs 1919 Samsun’a ayak bastı.<br />
Manda ve Himaye kabul edilemez<br />
O günkü yapıya baktığımızda karşımıza farklı gruplar çıkıyor<br />
Bu bölgesel direniş gruplarının adı Müdafaa-i Hukuk’tu.<br />
19 Mayıs itibariyle ülke genelindeki gruplar ve istekleri şöyleydi:<br />
* Bölgesel kurtuluş hareketi isteyenler,<br />
* Amerikan himayesi isteyenler<br />
* İngiliz himayesi isteyenler<br />
Mustafa Kemal Atatürk durumu değerlendirip, bu 3 görüşün de bağımsızlığı sağlayamayacağını düşünmüştür. Biliyordu ki asil Türk Milleti manda ve himayeyi kabul etmezdi.<br />
Bu nedenle kendi kurtuluş planı olarak ulusal egemenliğe dayalı Türk devleti kurmayı amaçlamıştır. Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a ayak basıp Kurtuluş Savaşını başlatması milletimizin de yaşlısı genci çocuğu kadını her ferdiyle“Ya istiklal ya ölüm” ilkesiyle bu savaşa katılması, Türklerin esir edilemeyeceğini her zaman hür yaşayacağını bağımsızlığından vazgeçmeyeceğini pes etmeyeceğini ve Türk topraklarının işgal edilemeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir.<br />
Üç yıl süren savaşlar sonunda ülkemiz yabancı güçlerden kurtarıldı. 29 Ekim 1923′te Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Atatürk’ün, Samsun’a varış tarihi olan 19 Mayıs günü Ata’nın isteği üzerine “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır.<br />
Gençlere bayram<br />
Atatürk Türk gençliğini seviyor, onlara güveniyor ve Türkiye’nin geleceğini onların ellerine bırakmaya çekinmiyordu..<br />
Atatürk, “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur!” sözü ile başarılı olabilmenin bir koşulunun da sağlıklı olmak olduğunu, sağlıklı olmak için de spor yapmak gerektiğini vurgulamıştır.İşte her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramımız yurdun her yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır. 19 Mayıs; 1981 yılından bu yana “Atatürk’ü Anma Günü” olarak da kutlanmaktadır.<br />
Bunun nedeni Atatürk’ün bir söyleşi sırasında: “Ben 19 Mayıs’ta doğdum” demiş olmasıdır.<br />
Dünya da kendi adına ilk ve tek bayram hediye edilen genç arkadaş; 101 sene önce Atatürk’ün sana yazdığı hitabeyi oku.Bir kez daha oku.<br />
Anla…. Anla ki<br />
Özgürlük ve bağımsızlık senin en değerli hazinen olduğunu Vatanın ve Milletin bölünmez bütünlükte olduğu…<br />
Al bayrak’ın ilelebet dalgalanacağını…<br />
Cumhuriyetin vaz geçilmez değer olduğunu…<br />
19 Mayıs günü nedeniyle bir kez daha anla veBöyle bir lidere sahip olan ülkenin evladı olarak ülkenle gurur duy.<br />
O’na ve değerlerine sahip çık ve sıkı sıkı sarıl<br />
Kadir Gecesi<br />
Salı akşamı aynı zamanda mübarek Kadir Gecesini idrak edeceğiz.<br />
Peygamberimiz (sav) buyuruyor:<br />
"Kim Kadir Gecesi'nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır."<br />
"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır."<br />
"Kadir gecesinde bir defa, Kadir sûresini okumak, (başka zamanda) Kur’ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevâptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle geçirmekten daha kıymetlidir."<br />
Kadir Suresi'nde ne anlatılır:<br />
Kadir Gecesinin önemini en güzel anlatan da Kur'an da yer alan Kadir Suresi'dir.<br />
Türkçe meali şöyledir;<br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.<br />
1- Biz o (Kur'ân)nu Kadir gecesinde indirdik.<br />
2- Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?<br />
3- Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.<br />
4- Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her<br />
iş için inerler.<br />
5- O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.<br />
Kadir gecemiz mübarek olsun<br />
Yarınlarımız daha daha aydınlık olsun …<br />
Mutlu bayramlar…<br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/ya-istiklal-ya-olum/1398/</link>
<pubDate>Mon, 18 May 2020 13:12:19 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>HADİ GİY</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Yaz çoktan bitmiş sonbahar rüzgarlarını ve yağmurlarını artık yavaş yavaş hisseder olmuştuk. Dallardan düşen yapraklar misali ağaçlar bir yandan hüzünlenirken, hayatımıza renk katan neşe ile yakan top, istop, dokuz saksı, uzun eşek gibi oyunlarımız, geceleri sokak lambaları altında oturup patlamış mısır yediğimiz günler artık geride kaldığı için hüzünleniyordum. Artık sokaklar bom boştu.<br />
Bir gün öğle üzeri İsmail abimin terzi dükkanından çıktım, dışarı da kuru ayaz iliklerime kadar işliyordu. Bir an önce evimize kavuşmayı istiyorum ama rüzgar benim o küçük bedenimi engelliyordu. Sekiz yada dokuz yaşlarındaydım. Rüzgarın o uğultulu sesi hala kulaklarımda. Rüzgardan korumak adına ellerimi kulaklarıma doğru kapatarak, bir yandan da yere bakarak yüzüme gelecek rüzgarın etkisinden kurtarmayı düşünerek, yürümeye çalışırken, iki tane kağıt paranın ayağıma dolandığını gördüm. Paraları rüzgarın uçurmasına müsaade etmedim ve ayaklarıma çarpan parayı alıp cebime koydum. Dışarıda benden başka hiç kimse yoktu, evime yaklaşmıştım kimseye soramadan mecburen evimize girdim. Rahmetli annem ve babam beni zaten merak ederlerdi çünkü evin en küçüğü bendim.<br />
Babam sobayı yakmış üzerine patates koymuş, üzerinde çıtır çıtır patlatmış, tuzlayarak ve soyarak bana uzatmıştı. Rahmetli babam çok yoksulluk çekmiş kimseye muhtaç olmadan kendini yetiştirmiş bir insandı. Rahmetli babam kurtuluş savaşından tam beş yıl önce dünya'ya gelmiş,babasını hiç görememiş çünkü İsmail  dedem doğuda savaşa katılmış, bir daha geri dönmeyince babaannem ikinci evliğini yapınca rahmetli babam yedi yaşında tek başına kalmış. Çocuk yaşta babasından kalan tüm mirası birileri tarafından elinden alınmış ve bir daha görememiş. Ölümünden çok kısa bir süre önce babam oğlum ben yedi yaşımda tek kaldığım da kese kese altınlarımız vardı onlar bana verilmedi demişti. Babamın altınlarının yakınımız olan zengin bir ailede olduğunu bilmesine rağmen, istemeyi onuruna yedirememiş muhteşem bir baban oğlu olmakla hep gurur duydum. İşte varlık içinde yokluk yaşamak buna derler. Ben ailemin her ferdi ile gurur duydum. Çünkü ailemizin yetiştirdiği her birey toplum içinde her zaman sevildi ve sayıldı.<br />
 O çok mutlu olduğumuz yıllarda Afyonkarahisar'ımızın en güzel mahallesinde oturmamıza rağmen biz zengin değildik. Komşularımızın büyük bir bölümü, bugünün tanınmış zengin aileleriydi,ama zengin fakir ayrımı yapılmadan çok güzel günler yaşanırdı. Hatta Ermeni bir ailede vardı mahallemizde. Biz çocukları çok severdi.<br />
O rüzgarlı güne tekrar geri dönmek istiyorum çünkü benim için farklı gün olarak bu güne kadar unutmadığım anılarımdan birini anlatacağım, çünkü çok önemli.<br />
Parayı bulduğum günün bir gün sonrası hiç unutmam eski kasaplar çarşısının hemen yanında meşe kömürü satan esnafın bitişiğinde köşede bir ayakkabıcı vardı onun önünde abimin dükkanına doğru giderken vitrine takıldı gözüm, küçük bir ayakkabıdan gözümü alamadım. Dükkan sahibi beni görünce çok beğendin istersen sana vereyim dediğini hayal meyal hatırlıyorum. Bir iki kez sormuş aslında. Hadi al dedi yok dedim kabul edemem desem de önce ayakkabıları ayağımda denedi. Bende bir gün önce bulduğum para var o bunları almama yeter mi dedim, parayı ayakkabıcıya verdim. Aslında amacı bana parasız vermekti ayakkabıyı ama ben ısrar edince tamam dedi. Para yetti mi yetmedi mi bilmiyorum. Aslında ayakkabıya ihtiyacımda yoktu, çocukluk işte. Ayakkabıları giydim bende havalar bin beş yüz şen şakrak eve gittim. Evin önünde annem ve komşumuz konuşuyorlardı. Yaklaştığımda komşu teyzenin eşinin bütün  parasının rüzgarda uçtuğunu büyük bir bölümünü topladıklarını, küçük miktarda paranın gittiğini duyunca utandım ne yapacağımı şaşırdım ve hemen eve girip ayakkabıları evimizin bodrum katında sakladım ve hiç giymedim ondan sonra. Evimiz 1920 yıllarda yapılmış dışarıdan  baktığınız da iki katlı içerden üç katlı bahçeli muhteşem bir Ermeni eviydi.Bahçemizde,dut, erik ağaçları, yanında sümbül ağaçları vardı. Yazın rahmetli babam sümbül ağacının altında çayını kahvesini içerdi orada oturmak onu çok mutlu ederdi. Babamı kaybettikten hemen sonrası mezarına hemen sümbül ağacını diktim, her gün gidip suladım şimdi o sevdiği ağacın altında uyuyor babam.<br />
Yine hikayeye geri dönmek istiyorum komşumuzun o parasını bir türlü verememiştim. Aradan yıllar geçti evlendim, çocuklarım oldu. Her bayram öncesi ben ailemi alıp arife gününde rahmetli anne ve babamın evinde olup onlarla olmaktan mutlu olurdum. Birlikte güzel vakit geçirirdik. Yine böyle bir bayram öncesi babamlara doğru giderken, tam yıllar önce parayı bulduğum noktada telaş insanlar heyecanlı evlerinin önünde bakıyorlar koşarak gelenden bir haber aldım bizim kapı komşumuz hastalanmış, onun acilen doktora gitmesini duyunca çocuklarıma siz devam edin diyerek bir koşuda giderek bir taksi tuttum getirdim, bütün masrafları için taksiciye parasını verdim . Bir iki komşumuz  ile birlikte hastaneye götürdüler ama maalesef komşumuzu kaybettik. Allah’ım nurlar içinde yatırsın hepsini inşallah. Komşuluk, insanlık, sevgi ve saygı çok güzeldi o yıllarda. Çocukluğuma tekrar geri dönmüştüm o nasıl üzüldüm ise bu günde aynısını yaşıyordum. Aklımın bir köşesinde yıllar geçse de duruyordu o parayı bulduğum gün. İşte yüce rabbimin büyüklüğünü bir kez daha yaşadım bu kez yıllar önce komşumuzun bende olan parasını ödetme şansını verdiği için oturup ağladım. Çok ama çok büyük yükten kurtulduğum gibi, yüce rabbim ona zor gününde lazım olacak bu parayı yıllarca benim taşımamı sağladığını düşünüyorum.<br />
Sevgi ve saygılarımla ramazan bayramınız mübarek olsun.<br />
 ]]></description>
<author>MUSTAFA TÜRK</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/mustafa-turk/hadi-giy/1397/</link>
<pubDate>Mon, 18 May 2020 13:01:06 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ahmet Tan ÇOKOPRENS almaya mı gitmişlerdi ?</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Şimdi geçen hafta içerisinde bir yazı kaleme alarak berber kuaför ve güzellik salonlarının açıldığını ve buralarda çalışanlara Covid-19 testi yapılıp yapılmadığını sormuştum.<br />
Yazımız üzerine beni Afyonkarahisar Valisi arayarak konu hakkında bilgiler verdiler ve olayın işleyişini Covid-19 testinin nasıl yapıldığını, vali yapın denilince yapılmadığını, yapmayın denilince de yapılmamazlık edilmeyeceğini ifade ettiklerini sizlerle paylaştım.<br />
Bu konu ile alakalı da çok sayıda telefon ve yorum aldım.Tabi ki dün Uşak’tan gelen haber bizlerin endişesini bir kat daha artırdı.Neden derseniz Çünkü Uşak’ta berber kuaför ve Güzellik salonu çalışanlarına yapılan testlerden 26 tanesi pozitif çıkmıştı.Bu pozitif çıkan berber kuaför ve güzellik çalışanları karantinada.<br />
Şimdi gelelim Afyonkarahisar’a<br />
Afyonkarahisar’da da test yapılmadı. Yazdığım yazıyla ilgili olarak araya Afyonkarahisar Valisi de test yapılması gerekseydi yapılırdı.Sağlık Bakanlığı’nın kuralları var ona göre hareket ediliyor diyerek olaya cevap verdi.<br />
Tabiki de yazımın başlığından da anlayacağınız üzere Afyonkarahisar’ın berberler ve kuaförler odası başkanı Ahmet Tan bir açıklama yaptı.Çok kötü oldum yazıyı okuduktan sonra daha da kötü oldum.O kadar zaman geçmiş, esnaf sıkıntı çekmiş, sorun yaşamış, yoklukla, çaresizlikle mücadele etmiş, uğraşmış, didinmiş, birçok feryad edenler olmuş ortalarda olması gereken birisi Berberler Odası başkanı Ahmet Tan o da ortalıkta yok.Sanki sırra kıdem basmış.<br />
Hani aklıma da gelmedi değil acaba kış uykusunda mıdır diye? Ama kış uykusunun da çoktan bitmesi gerek .Neden derseniz? Memleket yanıyor, berber esnafı feveran ediyor, Ahmet Tan başkan ortalıkta yok, tek kelam etmiyor.Koronavirüsten dolayı dükkanlar kapatılmış, esnafın sorunları var, bunu devlete iletmesi gereken kim tabi ki de esnaf ve sanatkarın bağlı bulunduğu odalar.Bunun başkanı da ortalarda gözükmüyor kış uykusunda.Sanki sırra kadem basmış.<br />
O zamanlarda ortada genç idealist bir esnaf, berber, muhtar ve Berberler Ve Kuaförler Odası Başkan Yardımcısı Suat Uygur var onun imzasıyla bakanlığa esnafın sıkıntılarının gönderildiği bir yazı paylaşıldı.<br />
Suat Uygur genç İdealist çalışkan başarılı bir yönetici gelecekte de başka toplumsal görevlerde bulunabileceğini düşünüyorum bu bugünden gözüküyor.Baktım o sıkıntılı süreçte esnaf yiyecek ekmek bulamıyor, dükkan kirası, ev kirası vs.Kredi imkanı da çok gelişmemiş, herkes Muhtar Suat Uygur’a koşuyor.Neden çünkü kış uykusunda yatmayan tek oda yöneticisi o.Çünkü Suat Uygur Berberler Odası Başkan Yardımcısı.Başkanı Ahmet Tan ise yangının ortasında, ortalarda yok.Tüm Yükü Suat Uygur çekiyor.Açıklama yapıyor sosyal medyadan paylaşım yapıyor,bir nebze olsun esnafın derdine derman olmaya çalışıyor elinden geldiğince karınca kararınca.<br />
Bakanlık açıklama yapıyor 11 Mayıstan itibaren berber kuaför ve güzellik salonları hizmet vermeye başlayacak.Gene ortalıkta koşuşturan ,belediyeye giden diğer kurumlarla temas kuran çırpınan didinen Berberler Odası Başkan Yardımcısı Suat Uygur.Belediyeden hijyen paketini esnafa temin eden dezenfektan ayarlayan, işyerlerinin belediye başkanı tarafından belediye ekiplerine dezenfekte ettirilmesini sağlayan, Belediye Başkanı berberler çarşısına geldiğinde onu karşılayan ağırlayan da Berberler Odası Başkan Yardımcısı Suat Uygur.Başkan Ahmet Tan’ı gözlerimiz arıyor, ortalarda yok . Aklıma geliyor acaba ÇOKOPRENS almaya mı gitti de belediye başkanı geldiğinde temsil ettiği kesimin işyerleri 2 ay aradan sonra açılışa hazırlanırken dezenfekte işlerini yerinde denetlemeye gelen belediye başkanını karşılamaya gelmedi diye de aklımdan geçirmeden edemiyorum?<br />
İşler yoluna giriyor, berberler ve kuaförler işyerlerini dezenfekte ettiriyor, işler başlıyor, denetimler geçiriliyor, o kadar olay yaşanıyor, başkan gene yok.Denetimlerde sorun yok, her şey yolunda bir de bakıyorum ki Ahmet Tan medyaya beyanat vermiş.Hemen aklıma geliyor kış uykusundan uyandı galiba diyorum.<br />
Başkan Tan ortalık durulunca çıkarak yaptığı açıklamada da esnafa denetimlerden tam not aldıkları hijyene uydukları için teşekkür ediyor.Tabi bu arada ortalıkta görünmediği Suat Uygur’un koşturduğu dönemde belediye başkanının yaptığı işlere ve esnafa sağladığı katkıya da teşekkür etmeyi unutmuyor.Esnafın kurallara uyduğundan mutlu olduğunu da ifadelendiriyor.<br />
Ahmet Tan açıklamasında esnafa çevre illerde berber esnafında Covid-19 tespit edildiğini ve esnafın kurallara uymasını aksi takdirde işyerlerinin kapatılma riski ile karşı karşıya kalacağını ifadelendiriyor.<br />
Şimdi adama günaydın derler.geçen hafta benim yazdığım yazıdan sonra berberler Odası’na da sorularım olmuştu.O konu da vali açıklama yaptığı için size gerek kalmadı.Ama şunu bilin ki esnafın size teslim ettiği o koltukta hakkını vererek oturun, her şey geçtikten esnaf işyerini açıp bir hafta çalışıp ufaktan tıkırdamaya başladıktan sonra çıkıp, bu açıklamayı yapmanın anlamı ne.Adama zor zamanlarımızda neredeydin başkan diye sormazlar mı?<br />
Başkan Tan salgın başladıktan bu açıklamayı yapana kadar kış uykusunda değilsen nerelerdeydin yoksa sende LUPPO almaya mı gitmiştin?<br />
 ]]></description>
<author>Halil İbrahim Kocaerkek</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/halil-ibrahim-kocaerkek/ahmet-tan-cokoprens-almaya-mi-gitmislerdi/1396/</link>
<pubDate>Sun, 17 May 2020 23:00:11 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KÖTÜLER ARAMIZDA</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Üzerlerine sinen gaflet ve kötülüğün kokusu... Bencilliğin ve menfaatin çürümüş kokusu… Çoğunlukla her şeyi en kusursuz hale getireceğini sandıkları ve kendilerini kamufle etmesini bekledikleri herhangi bir şeyi üzerlerine geçirmeyi el yordamıyla başarıyorlar. Ben bunu "palto" olarak adlandıracağım. Bu palto bazen din, bazen siyasi görüş, bazen bir grubun fanatikliği vs. olabilir. Bunu giydiklerinde, artık kişiliklerindeki çürük yanlar birçok insan tarafından görülemez hale geliyor. Ama giydikleri bu paltonun kokuyu bastırmadığını görecekler.<br />
 <br />
İçten gelen kesif bir çürümüşlük kokusu dört bir yanı kaplıyor. Durdukları her yer kötü kokuyor, bastıkları toprak bereketini yitiriyor. Dokundukları her ağaç yaprak döküyor, suladıkları çiçek dahi soluyor. Onlar gelince tüm batıl inançlar hayat buluyor. Sanki batıl inançları, bilmeden kanıtlıyormuşlar gibi. Konuştukları insan, geçerken çarptıkları tüm hayatlar soluyor. Hayatı katlanılmaz yapanlar olarak dünyaya gerçekten ustaca bir görev üstlenerek gelmiş gibiler. Bu berbatlıkları eğer bir görevse korkunç derecede başarılılar.<br />
 <br />
Kamuflajlarını ancak onlara benzeyen insanlar yanında çıkarmaktan hoşlanıyorlar. İnanılmaz derecede onlara benzer insanları kısa sürede bulup, berbat fikirleri kolay bir şekilde oylayıp yaşamın ortasında onulmaz yaralar ve delikler açıyorlar. Bir insanın kötü bir şey yapmasını, tekliğin bulanıklığına, zihninin karmaşasına ve onun saf kötülüğüne bağlayabilirim. Fakat bir kötülüğü toplu bir şekilde yapmanın acımasızlığı tüylerimi ürpertiyor. Niteliksiz nicelikleri hayatım boyunca gördüğüm, dünya üzerindeki en kötü şey.<br />
 <br />
Unutmadım, Mardin Kızıltepe’de, 2002’de 13 yaşında olan kız çocuğunu.<br />
Unutmadım Münevver Karabulut’u.<br />
Unutmadım Özgecan Aslan’ı.<br />
Unutmadım Şule Çet’i.<br />
Unutmadım Rabia Naz Vatan’ı.<br />
Unutmadım Emine Bulut’u.<br />
Unutmadım Emre Yıldır’ı…<br />
Unutmadım organize olmuş kötülükleri, unutmadım sorunları görmezden gelen, fi tarihinden beri her devirde var olmuş ve var olmakta olan sistemin memurlarını.<br />
 <br />
Şiddetten ölen kadınlar için dijital bir anıt olan anıtsayaç sitesine de bakın… Şiddetten, istismardan yara almış insanları ve kötülüklerin sorumlularını lütfen unutmayın…<br />
 ]]></description>
<author>JALE ADEMOĞLU</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/jale-ademoglu/kotuler-aramizda/1395/</link>
<pubDate>Fri, 15 May 2020 21:49:13 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ATATÜRK&amp;#39;DEN BİZE ARMAĞAN : LAİKLİK DEVLET ANLAYIŞI VE ÖTESİ</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
 <br />
2000 yılından beri özel ilgi alanım olan Çanakkale Savaşını incelediğimde ve Atatürk'ün notlarından okuduklarımdan anladığım kadarıyla, Türkler dinine saygılı olmasa, inançlı olmasa ve tabiki Atatürk bizzat ordunun başında olmasaydı, İNSİYATİF KULLANMA aklı olmasaydı Çanakkale savaşını kazanamazdık milletçe ÖZGÜR olamazdık.<br />
(artık ülkece ekonomik olarak ne kadar özgürüz tartışılır ya...)<br />
Bu nedenle, çile çekmiş ,ezilmiş ve dindarlığı ile kendi haline bırakılmış halkımızın inançlarına karşı asla saygısızlık yapmak aklımın ucundan geçmez.<br />
Yeni Türkiye devletinin LAİK DEVLET sistemine göre kurulmuş olmasıyla, laik anlayışın bugünkü Türkiye'mizde din açıdan ve toplumsal alanlardaki ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜN TEMİNATI olduğunu inkar edemeyiz. Çünkü laiklik din özgürlüğüdür. Laiklik, dinin devlet sisteminden kişiye indirgenmesidir. Devletin hiçbir inancı dikte etme gibi bir görevi yoktur ve kişileri inanç konusunda ÖZGÜR bırakmasının özetidir.<br />
HASANOĞLAN KÖY ENSTİTÜSÜ SİSTEMİ<br />
Köy Enstitülerinin sloganı;<br />
" Eğitim üretim içindir... " idi<br />
Babamın mezun olduğu Hasanoğlan Köy Enstitüsü komünist yuvası diye iftiralar atarak kapatılmasına rağmen şunu belirteyim ki, benim babam ölse de orucunu, namazını asla ihmal etmezdi.<br />
Ama babam öyle demokratı ki, dört çocuğuna ve eşine bir zaman din baskısı uygulamadı, ailesine inancını ve kendi ailesinden gelen hayat anlayışını dikte etmeye çalışmadı. Babam, mezun olduğu okulun hakkını vermek için gece gündüz, gerekirse at üstünde hasta bakmaya gitti. Köylerde adeta tek kişilik sağlık ocağı gibi tek başına, doktor gibi çalıştı ve hiç ama bir gün hastalık izni almadan çalıştı..ama hep çalıştı ve belki de bu yüzden ömrü sadece 61 yıl ile sınırlı kaldı. Çünkü o kadar çok çalıştı kendine dikkat edemedi. Ancak son bir kaç yılında onunla konuşabilir hale geldik. İşte bu cumhuriyetimizin muazzam projesinin ürünü babam tek maaşla, bu ülkeye 4 üniversite mezunu cocuk yetiştirdi. Yandaşlık yapmadan. Hırsızlık yapmadan ihaleye fesat karıştırmadan ... devletin olanaklarını kendi adına kullanmadan. .<br />
BABA DEMOKRATLIĞI<br />
Babamın son yıllarında, onunla dinimizin özelliklerini sürekli tartışırdık...benim marjinal görüşlerime hiç kızmazdı. Sadece "felsefi kızım benim" derdi.<br />
Benim de ruhumda eşitlikçi, dolayısıyla feminist ağırlıklı olduğu için dinlerde kadın peygamber olmadığı için ve bir dolu nedenlerden dolayı din kavramına hep uzak oldum. Dua ile değil kendi çabam ile başarılı olmayı öngördüm hep. Eminim babamın özelliklerinde de bu tarz olduğu için genetik olarak geçişler oluyor... Değil haram yemeyi okullarda kopya bile çekmedim..Üretmeden sadece dua ile hiçbir şeyi elde edemeyeceğime inandım hep. Ailemde gelişen hayat biçimi iliklerime kadar işlemiş ki, kimsenin ne ders notuyla ilgilendim ne özel hayatı ile ne de inançlarıyla ..o yüzden dedikodu değil sadece değerlendirme yapmayı severim.<br />
Bizi rahatsız etmediği sürece herkes her şeye inanabilir, yaşayabilir. Bu farklılıklar hayatımızın renklendirici unsurlarıdır.. Aksi halde birbirimizin karbon kopyası oluruz ki, bu bence sadece tek tek kişileri değil tüm milleti teknolojide bile geri götürür hatta fakirleştirir. Çünkü yaratıcılığın düşmanıdır.<br />
LAİKLİK DEMOKRASİ VE ADALETİN<br />
TA KENDİSİ değil midir?<br />
Türkiye'de, özellikle 1950 yılından beri, din maskesini kullanarak siyaset üstünlüğü elde etmeye çalışanlara da şahit olunca ATATÜRK'ÜN LAİKLİK DEVLET ANLAYIŞININ bize ne büyük bir armağan olduğunu iliklerime kadar hissettim ve bunun kadınlarımızın bir kısmı tarafından kıymetinin anlaşılmamasına hayretler ediyorum.<br />
Bizi tanımayan bir liderin daha biz doğmadan verdiği muhteşem armağanları arasındaki laiklik anlayışı benim asla vazgeçemeyeceğim bir anlayıştır ve ancak laiklik sayesinde gelen adalet ve demokrasi ile insanlar bir yanda dinini yaşarken, farklılıklarla birbirine daha saygılı olacak; böylece üretim artacak, demokrasi barış gelebilir.<br />
Çoğu yerde dil ve dinin insanların- toplumun birer kanatları olduğu savunuluyor ve bu ilkel toplumlarda yaygın bir siyaset şeklidir.<br />
Çok kritik bir coğrafyada yaşayan bizler, aslında sömürgeci devletlerin hoşuna gitmeyen ve aksi durum için çalışan küresel senaryolarının aksine;<br />
MİLLİ UNSURLAR - ORTAK DİL - LAİKLİK- ORTAK EVRENSEL DEĞERLER olmazsa uçamayacağımızı bilmek zorundayız.<br />
Din maskesi ile her türlü yolsuzluk ve RANT siyasetinin hepimize çok zarar verdiğini hala göremiyor muyuz?.<br />
Akıllı olmayan milletlere LAİKLİĞİN ve<br />
BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLERİN oldukça bol geldiğine şahit oluyoruz. Ardından gelen kaçınılmaz Ortadoğu bataklığının da laiklik düşmanlığının ve ümmetçi ruhun milli unsurları yok ettiğini hala göremeyenler var. Peki bütün bunları görenlerin suçu nedir?<br />
Kör olan gözlerimiz daha ne zaman açılacak?<br />
İllaki Çanakkale savaşı öncesine mi dönmemiz gerekiyor?<br />
 ]]></description>
<author>Julia Gül Arslan</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/julia-gul-arslan/ataturkden-bize-armagan-laiklik-devlet-anlayisi-ve-otesi/1394/</link>
<pubDate>Wed, 13 May 2020 19:49:54 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çin den Cin çıktı</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Adına Covid-19,Corona ne dersek diyelim dünyayı alt üst eden bir virüs insan yaşamını ülke ekonomisini ve sonrası yaşanacak olayları direk etkisi altına aldı.<br />
Bu süreci nereye kadar gideceği konusunda farklı yorumlar var.Aşı ulunması zor ve uzak bir ihtimal.Alınacak tedbirler ile yayılmasını önlemek adına insanoğlu muazzam bir fedakarlık yapıyor.Sokağa çıkmıyor.Maske takıyor hijyen kuralarına riayet ediyor.Tabii ki bir iki istisda çıkıyor bunları da yok saymak lazım.Genelde herkes dikkatli ve özenli.<br />
Bu aralar Hemşireler Haftası vesilesi ile alanda kahramanca çalışan ve mücadele eden sağlık çalışanlarını bir kez daha kutlamak lazım.<br />
Çin den çıkan cin<br />
Hep Aladdin’in lambasından cin çıkacak değil ya.Bu sefer cin Çin den çıktı.Çıktı ama çıkmaz olsaydı keşke…6 ay öncesine bakalım..<br />
Çin Halk Cumhuriyeti’nin Dünya Sağlık Örgütü’ne 31 Aralık 2019’da ‘Yeni tip bir korona virüsü tespit edildiği’ bilgisini geçmesiyle birlikte, korona virüsü kavramı hayatımıza girdi ve sadece bizim değil dünyadaki bütün insanların hayatını altüst etti.<br />
Çin dünyanın dört bir köşesi ile ticaret yapıyor.Rakamları verdiğimizde bu potansiyeli daha net anlayacağız.<br />
2019 verilerine göre yılda yaklaşık 150 milyon Çinli dünyanın başka ülkelerine giderken, başka ülkelerden 150 milyon insan da Çin’e gidiyor<br />
Çin’in bilgileri gizlemesi, Dünya sağlık Örgütü’nün Çin’den gelen verileri olduğu gibi doğru kabul etmesi, diğer ülkelerin uçuşları durdurmakta geç kalması, başta İtalya, İspanya, ABD ve İngiltere olmak üzere çeşitli ülkelerin korona virüsünü önemsemeyen hatta küçümseyen açıklamaları, korona virüsünü tüm dünyayı kasıp kavuran bir pandemiye dönüştürdü<br />
Dünya ekonomisi daralma trendine girecek<br />
Dünyada hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı, eski normale bir daha dönülemeyeceği, ekonominin daralacağı, totaliter rejimlerin güçleneceği yapılan analizler arasında.<br />
Meselenin aslında iki temel kaynağı var.<br />
Birincisi vahşi kapitalizmin açgözlülüğü, diğeri ise dünyadaki yer altı ve yer üstü kaynaklarının mevcut üretim-tüketim biçimiyle dünya nüfusuna artık yetmemesi.<br />
Dünya kapitalistlerinin aklına haliyle açgözlülükten vazgeçmek ya da kâr odaklı üretim-tüketim ilişkisini değiştirmek gelmiyor:<br />
Bunun yerine akıllarının bir yanında dünya nüfusunu mevcudun dörtte birine seyreltme planları var. O yüzden bilim insanlarının ve kuruluşlarının tersine açıklamalarına rağmen her virüste, ‘‘Laboratuvarda mı üretildi’’ tartışması başlıyor.<br />
Diğer yanda ise dünyanın ezilenleriyle aralarına duvar örme planları var.<br />
Bir yanda 1 milyar nüfusuyla Kuzey Amerika ve Avrupa, diğer yanda 7 milyar nüfusuyla dünya insanlarının kalanı.<br />
Türkiye krizi nasıl karşılıyor ?<br />
Türkiye ekonomik olarak dünya kapitalizmine tam entegre bir ülke.<br />
İhracatı da ithalatı da 200 milyar dolar civarında.<br />
Korona dan en çok etkilenen ülkeler, aynı zamanda Türkiye’nin ticaret hacminin en<br />
yoğun olduğu ülkeler.<br />
Bu ülkelerdeki her türlü durağanlıktan ve krizden Türkiye doğrudan etkileniyor.<br />
Ancak farkımız şu: Korona virüsünden en çok etkilenen ABD, İngiltere, Çin, Almanya, Fransa gibi ülkelerin ekonomileri Türkiye’ye göre hem daha güçlü hem çok daha büyük.<br />
Dolayısıyla ekonomik olarak aynı şekilde etkilenmeyeceğiz, biz daha kötü etkileneceğiz. Örneğin ABD Merkez Bankası’nın para basmasıyla Türkiye Merkez Bankası’nın para basması, ülke ekonomilerini aynı şekilde etkilemiyor. Ve nihayetinde Türk Lirası’nın alım gücü her geçen gün değer kaybediyor.<br />
İşsiz Sayısı 10 milyon olabilir<br />
Türkiye korona virüsüne ekonominin dipte ve çok kötü yönetildiği bir dönemde yakalandı.<br />
Ülkemizde başta turizm ve organizasyon sektörü, yeme içme sektörü, kültür ve sanat etkinlikleri büyük bir sekteye uğradı. Daha adını sayamadığım birçok sektör krizden ağır etkilendi. Korona ile beraber ücretsiz izne çıkarılan insanların, salgından sonra işlerine dönüp dönemeyeceği belli değil. Zaten zor ayakta duran küçük işletmelerin açılıp açılmayacağı belli değil. 10 milyona yakın işsize hazır olalım.<br />
10 milyon işsiz insanın olduğu ve insanların evine ekmek götüremediği bir ortamda, yoksul halk kitleleriyle Türkiye’deki göçmen kitleler de karşı karşıya gelecektir.<br />
3,5 milyon Suriyeli, 500 bin Afgan, 1 milyon Türki Cumhuriyetlerden olmak üzere toplam 5 milyon göçmen önce çalışma hayatının, sonra ülkenin dışına itilmeye çalışılacaktır.<br />
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak<br />
Önümüzdeki süreç herkesin temizliğe ve hijyene daha çok dikkat edeceği bir dönem olacak. Sosyal mesafe ve mekânsal insan yoğunluğu artık her AVM’de, kafede ve restoranda uygulanacak. 65 yaş üstünü ve kronik hastalığı olanları hep daha korunaklı tutacağız. Kişisel koruyucu ve dezenfekte edici ürünleri hep yanımızda, evimizde bulunduracağız ve bunları kendi imkanlarımızla yapmak zorunda kalacağız.<br />
Hepimiz artık lükslerimizden vazgeçmekle, hayatlarımızı küçültmekle yüz yüzeyiz. Artık bir evde yalnız yaşamak ciddi bir lükse dönüşebilir, altından kalkamayabiliriz. Serbest meslek erbabı bir avukatın, müşavirin, danışmanın, terapistin vb. işleri yapanların tek başına bir ofis kullanması ciddi bir lükse dönüşebilir. Şayet ülke birikimlerinin halkın geneline değil de bir avuç büyük sermaye çevresine dağıtılmasını engelleyemezsek, ev birleştirmelere, ofis birleştirmelere, hayatlarımızı bölüşmeye hazır olmamız lazım. Bu durum tercihten öte bir mecburiyet gibi duruyor…<br />
Artık elimizden geldiğince az tüketmeli ve dayanışma ekonomisine geçmeliyiz. Sürekli olarak “yenisini satın almak” yerine, elimizdekiyle daha uzun süre yetinmeye, ihtiyaçlarımızı dayanışma grupları içerisinde çözmeye gayret etmeliyiz.<br />
İhtiyacımız olmayanı, ya da değiştirmek zorunda kaldığımız bir şeyi atmak yerine dayanışma gruplarında paylaşma alışkanlığını geliştirmeliyiz.<br />
Yerellerdeki dayanışma ağlarının parçası, doğal taşıyıcısı olmak zorundayız.<br />
Örgütü olmayan toplumun örgütlü birlik dayanışma içinde yaşamaya devam etmesi lazım.<br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/cin-den-cin-cikti/1393/</link>
<pubDate>Wed, 13 May 2020 19:32:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>VALİ TUTULMAZ YAZI ÜZERİNE ARADI</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Dün gece sahurda bir yazı kaleme almış ve Uşak’ta bulunan berber esnafına ve çalışanlarına Covid-19 testi yapıldığını Afyonkarahisar’da ise testin yapılıp yapılmadığını sormuş ve Afyonkarahisar Valisi Mustafa Tutulmaz’ı göreve davet etmiştim.<br />
Konu önemliydi Vali Bey öğle ezanı okunduktan sonra makamından aradılar.Yazdığım yazı hakkında sitemle birlikte bilgilendirme yaptılar.<br />
Şimdi Vali Beyle olan telefon görüşmesinden kısa notlar aktaracağım siz değerli okuyucularıma,<br />
Şöyle ki,bizi Uşak’la değil daha iyi başka yerlerle kıyaslayın,Uşak bizden iyi değil nüfusuna baktığımızda bizim yarımız kadar ama vaka sayıları bizim 7-8 katımızdan daha fazla ifadelerini kullandı.Bu yazı ile ilgili bir de sitemdi aslında.<br />
Vali Bey ,Uşak’ta vaka çok olduğu için test  yapılmasını Sağlık Bakanlığı istemiş olabilir.Hatta bazı konularda Sağlık Bakanlığı’nın da üstünde Bilim Kurulu’nun karar verdiğini ve kendisinin test yapın yada yapmayın demesinin bir mana ifade etmediğini belirtti.Testin yapılıp yapılmayacağına Vali karar vermiyor.İhtiyaç olursa yapılır.<br />
Vali Tutulmaz, “Sağlık Bakanlığının uygulamaları var,Bilim kurulunun almış olduğu kararları ve uygulamaları var,ben yapın dedim diye test yapmazlar,yapmayın dedim diye de yapmamazlık etmezler.Sağlık Bakanlığı’nın kuralları var, bilim kurulunun kuralları var.Kurallara göre yapılması gerekiyorsa yapılır yapılmaması gerekiyorsa da yapılmaz.İhtiyaç olursa test yapılır.” dedi.<br />
Vali Bey Hastalık belirtisi olmadan test yapılmadığının da altını çizdi. İşlerin Bir çoğu Bilim kurulunun kararlarıyla yürüdüğünü ifade etti.<br />
Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürüyle de görüştüğünü ve konu hakkında bilgi aldığını ,Afyonkarahisar’da 400 den fazla berber kuaför ve güzellik merkezi olduğunu yanında çalışan personelle birlikte sayının 1500 kişi civarında olacağı bilgisini aldığını bugüne kadar yapılan toplam test sayısının 4 bin civarında olduğunu ve berber ve kuaförlerin de neredeyse bu sayının üçte birinden fala olduğu bilgisini aldığını anlattı.<br />
Uşak dışında başka vilayetlerde berber ve kuaförler için böyle bir uygulamanın yapılmadığını bu durumun Uşak’a has bir durum olduğunu da hatırlatan valimiz bu konuda civar vilayetleri de araştırıyoruz ama tek test yapılan yer Uşak. O da Uşak’taki vaka sayılarının çok fazla olmasından kaynaklandığını sandığını ifade ettiler.Sağlık müdürünün başka illerde test yapılıp yapılmadığına ilişkin de araştırma yaptığı belirten valimiz bu Uşak’a has bir uygulama ifadelerini kullandı.<br />
Afyonkarahisar’ın vaka sayısı ve koronavirüsle mücadele birçok şehirden çok daha iyi durumda olduğunu da hatırlatan Vali tutulmaz yakın zamanda başka tedbirler de alacaklarını açıkladı.<br />
Sevgili okurlarım Vali beyle konuşmamızda habere konu olacak olan diğer hususlarda da bazı bilgiler verdi.<br />
Bu konuları da haber olarak değerlendireceğiz.<br />
 <br />
 ]]></description>
<author>Halil İbrahim Kocaerkek</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/halil-ibrahim-kocaerkek/vali-tutulmaz-yazi-uzerine-aradi/1392/</link>
<pubDate>Tue, 12 May 2020 15:18:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR CORONA ÖYKÜSÜ</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Adına Covid-19,Corona ne dersek diyelim dünyayı alt üst eden bir virüs insan yaşamını ülke ekonomisini ve sonrası yaşanacak olayları direk etkisi altına aldı.<br />
Bu süreci nereye kadar gideceği konusunda farklı yorumlar var.Aşı ulunması zor ve uzak bir ihtimal.Alınacak tedbirler ile yayılmasını önlemek adına insanoğlu muazzam bir fedakarlık yapıyor.Sokağa çıkmıyor.Maske takıyor hijyen kuralarına riayet ediyor.Tabii ki bir iki istisda çıkıyor bunları da yok saymak lazım.Genelde herkes dikkatli ve özenli.<br />
Bu aralar Hemşireler Haftası vesilesi ile alanda kahramanca çalışan ve mücadele eden sağlık çalışanlarını bir kez daha kutlamak lazım.<br />
Çin den çıkan cin<br />
Hep Aladdin’in lambasından cin çıkacak değil ya.Bu sefer cin Çin den çıktı.Çıktı ama çıkmaz olsaydı keşke…6 ay öncesine bakalım..<br />
Çin Halk Cumhuriyeti’nin Dünya Sağlık Örgütü’ne 31 Aralık 2019’da ‘Yeni tip bir korona virüsü tespit edildiği’ bilgisini geçmesiyle birlikte, korona virüsü kavramı hayatımıza girdi ve sadece bizim değil dünyadaki bütün insanların hayatını altüst etti.<br />
Çin dünyanın dört bir köşesi ile ticaret yapıyor.Rakamları verdiğimizde bu potansiyeli daha net anlayacağız.<br />
2019 verilerine göre yılda yaklaşık 150 milyon Çinli dünyanın başka ülkelerine giderken, başka ülkelerden 150 milyon insan da Çin’e gidiyor<br />
Çin’in bilgileri gizlemesi, Dünya sağlık Örgütü’nün Çin’den gelen verileri olduğu gibi doğru kabul etmesi, diğer ülkelerin uçuşları durdurmakta geç kalması, başta İtalya, İspanya, ABD ve İngiltere olmak üzere çeşitli ülkelerin korona virüsünü önemsemeyen hatta küçümseyen açıklamaları, korona virüsünü tüm dünyayı kasıp kavuran bir pandemiye dönüştürdü<br />
Dünya ekonomisi daralma trendine girecek<br />
Dünyada hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı, eski normale bir daha dönülemeyeceği, ekonominin daralacağı, totaliter rejimlerin güçleneceği yapılan analizler arasında.<br />
Meselenin aslında iki temel kaynağı var.<br />
Birincisi vahşi kapitalizmin açgözlülüğü, diğeri ise dünyadaki yer altı ve yer üstü kaynaklarının mevcut üretim-tüketim biçimiyle dünya nüfusuna artık yetmemesi.<br />
Dünya kapitalistlerinin aklına haliyle açgözlülükten vazgeçmek ya da kâr odaklı üretim-tüketim ilişkisini değiştirmek gelmiyor:<br />
Bunun yerine akıllarının bir yanında dünya nüfusunu mevcudun dörtte birine seyreltme planları var. O yüzden bilim insanlarının ve kuruluşlarının tersine açıklamalarına rağmen her virüste, ‘‘Laboratuvarda mı üretildi’’ tartışması başlıyor.<br />
Diğer yanda ise dünyanın ezilenleriyle aralarına duvar örme planları var.<br />
Bir yanda 1 milyar nüfusuyla Kuzey Amerika ve Avrupa, diğer yanda 7 milyar nüfusuyla dünya insanlarının kalanı.<br />
Türkiye krizi nasıl karşılıyor ?<br />
Türkiye ekonomik olarak dünya kapitalizmine tam entegre bir ülke.<br />
İhracatı da ithalatı da 200 milyar dolar civarında.<br />
Korona dan en çok etkilenen ülkeler, aynı zamanda Türkiye’nin ticaret hacminin en<br />
yoğun olduğu ülkeler.<br />
Bu ülkelerdeki her türlü durağanlıktan ve krizden Türkiye doğrudan etkileniyor.<br />
Ancak farkımız şu: Korona virüsünden en çok etkilenen ABD, İngiltere, Çin, Almanya, Fransa gibi ülkelerin ekonomileri Türkiye’ye göre hem daha güçlü hem çok daha büyük.<br />
Dolayısıyla ekonomik olarak aynı şekilde etkilenmeyeceğiz, biz daha kötü etkileneceğiz. Örneğin ABD Merkez Bankası’nın para basmasıyla Türkiye Merkez Bankası’nın para basması, ülke ekonomilerini aynı şekilde etkilemiyor. Ve nihayetinde Türk Lirası’nın alım gücü her geçen gün değer kaybediyor.<br />
İşsiz Sayısı 10 milyon olabilir<br />
Türkiye korona virüsüne ekonominin dipte ve çok kötü yönetildiği bir dönemde yakalandı.<br />
Ülkemizde başta turizm ve organizasyon sektörü, yeme içme sektörü, kültür ve sanat etkinlikleri büyük bir sekteye uğradı. Daha adını sayamadığım birçok sektör krizden ağır etkilendi. Korona ile beraber ücretsiz izne çıkarılan insanların, salgından sonra işlerine dönüp dönemeyeceği belli değil. Zaten zor ayakta duran küçük işletmelerin açılıp açılmayacağı belli değil. 10 milyona yakın işsize hazır olalım.<br />
10 milyon işsiz insanın olduğu ve insanların evine ekmek götüremediği bir ortamda, yoksul halk kitleleriyle Türkiye’deki göçmen kitleler de karşı karşıya gelecektir.<br />
3,5 milyon Suriyeli, 500 bin Afgan, 1 milyon Türki Cumhuriyetlerden olmak üzere toplam 5 milyon göçmen önce çalışma hayatının, sonra ülkenin dışına itilmeye çalışılacaktır.<br />
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak<br />
Önümüzdeki süreç herkesin temizliğe ve hijyene daha çok dikkat edeceği bir dönem olacak. Sosyal mesafe ve mekânsal insan yoğunluğu artık her AVM’de, kafede ve restoranda uygulanacak. 65 yaş üstünü ve kronik hastalığı olanları hep daha korunaklı tutacağız. Kişisel koruyucu ve dezenfekte edici ürünleri hep yanımızda, evimizde bulunduracağız ve bunları kendi imkanlarımızla yapmak zorunda kalacağız.<br />
Hepimiz artık lükslerimizden vazgeçmekle, hayatlarımızı küçültmekle yüz yüzeyiz. Artık bir evde yalnız yaşamak ciddi bir lükse dönüşebilir, altından kalkamayabiliriz. Serbest meslek erbabı bir avukatın, müşavirin, danışmanın, terapistin vb. işleri yapanların tek başına bir ofis kullanması ciddi bir lükse dönüşebilir. Şayet ülke birikimlerinin halkın geneline değil de bir avuç büyük sermaye çevresine dağıtılmasını engelleyemezsek, ev birleştirmelere, ofis birleştirmelere, hayatlarımızı bölüşmeye hazır olmamız lazım. Bu durum tercihten öte bir mecburiyet gibi duruyor…<br />
Artık elimizden geldiğince az tüketmeli ve dayanışma ekonomisine geçmeliyiz. Sürekli olarak “yenisini satın almak” yerine, elimizdekiyle daha uzun süre yetinmeye, ihtiyaçlarımızı dayanışma grupları içerisinde çözmeye gayret etmeliyiz.<br />
İhtiyacımız olmayanı, ya da değiştirmek zorunda kaldığımız bir şeyi atmak yerine dayanışma gruplarında paylaşma alışkanlığını geliştirmeliyiz.<br />
Yerellerdeki dayanışma ağlarının parçası, doğal taşıyıcısı olmak zorundayız.<br />
Örgütü olmayan toplumun örgütlü birlik dayanışma içinde yaşamaya devam etmesi lazım.<br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/bir-corona-oykusu/1391/</link>
<pubDate>Tue, 12 May 2020 14:23:19 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Afyonkarahisar&amp;#39;da berberlere Covid-19 testi yapıldı mı ?</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
 <br />
AFYONKARAHİSAR VALİSİ MUSTAFA TUTULMAZ GÖREVE<br />
 <br />
Bilindiği gibi İçişleri Bakanlığı tarafından bazı işyerlerinin faaliyetleri durdurulmuş bazıları da belirli şart ve tedbirlerle faaliyetlerine izin verilmişti.<br />
Geçen süreçte salgının kontrol altına alınmasıyla birlikte belirli sektörlerde tedbirlerin gevşetilmesi ve işyerlerinin faaliyete geçmesine bilim kurulu tarafından karar verildi.<br />
Karar ile birlikte AVM ‘ler ve berberler ile kuaför ve güzellik salonları belirli şartlar dahilinde açılabileceğine hükmedildi.<br />
Hemen yanımızdaki Uşak’ta Berber Kuaför ve güzellik merkezlerinde çalışanlara işyerleri açılmadan önce Covid-19 testi yapıldı.<br />
Uşak’ta yapılan Covid-19 testinden çıkan sonuçları ise Gazeteci dostum Salih Kılınç açıkladı.Uşak’ta Berber kuaför ve güzellik merkezlerinde çalışan personele yapılan Covid-19 testlerinden 43 tanesinin pozitif çıktığı bildirildi.<br />
Şimdi Afyonkarahisar’da da o kadar berber kuaför ve güzellik merkezi hizmete başladı. İşyerlerinde Afyonkarahisar ve ilçe ve belde belediyeleri tarafından gerekli, dezenfekte işlemleri yapıldı. Buraya kadar her şey normal. Esas iş buradan sonra başlıyor. Neden ? Çünkü işyerleri zaten kapalı açanlara da ceza yazdık. Dezenfekte etmekle de iyi ettik. Fakat işyerleri açılmadan önce buralarda çalışacak olan ve hiçbir belirti vermemekle birlikte taşıyıcı olma ihtimali olanların tespiti için herhangi bir işlem yaptık mı? Yani Bu işyerlerinde çalışacak olan personele Covid-19 testi yaptık mı?<br />
Yapılsaydı Afyonkarahisar Berberler ve Kuaförler Odası’nın her konuda beyanat veren Başkan Yardımcısı Suat Uygur çıkar bu konuda da beyanat verir idi. Odanın Başkan Yardımcısı Uygur beyanat vermediğine göre, berber esnafına ve yanında çalışanlara herhangi bir Covid-19 testi yapılmadığını anlıyoruz.<br />
Kaçırmış olabilirim.Yapıldı da beyanat yada açıklama yapılmadıysa açıklayın bilelim kaç kişiye Covid-19 testi yapıldı.Kaç vaka çıktı kaç kişi tedaviye yada karantinaya alındı?<br />
Pazartesi günü randevu ile çalışan Berber Kuaför ve Güzellik merkezlerinde gelen giden müşterilerin hepsi bellidir. Bunların saatlerinin belirlendiği bir defter yada liste tutulmuştur.Bu konuda etkili ve yetkililer gerekli açıklamayı yapmak ve kamuoyunu bu konuda bilgilendirmek zorundadırlar.Çünkü test yapılmayan Berber esnafı ve çalışanlarında ya biri yada bir kaçında Covid-19 Çıkarsa Allah muhafaza Afyonkarahisar’da nasıl bir riskin içine sokmuş olursunuz Hiç düşündünüz mü?<br />
Hafızam beni yanıltmıyorsa Cuma günü İl Hıfzıssıhha Kurulu toplanarak Kuaförler ve Pazarda tezgah açamayan ama yeni genelge ile tezgah açabilecek olan esnaf için toplandı ve alınacak tedbirleri açıkladı. Valilik sitesinden ve sosyal medya hesaplarından da bu konu ilan edildi.<br />
Alınan Hıszıssıhha Karalarında Açılışı yapılacak olan ve kapatıldığı günden bu tarafa ustası, kalfası ve çırağı bir şekilde dışarıda olan, yada bir şekilde hastalık bulaşmış olma ihtimali olan ve koltuğa oturacak olan müşterisine yakın teması olabilecek olan berber ,kuaför ve güzellik merkezi çalışanlarının Covid-19 testi yapılacağına dair bir hüküm de bulunmuyordu.<br />
Kurulda görev yapan o kadar hekim ve eczacı var. Haydi diğer kurul üyeleri bu işi bilmiyorlar. Meslekleri bu değil diyelim ama oraya katılan sağlıkçı üyelerin bu konuyu atlamamaları gerekirdi. Ya benim bu konu hakkında bilmediğim ve test yapılmasını gerektirecek bir durum yok ondan dolayı gerek görülmedi ki, öyle olsaydı Uşak’ta da bu işin yapılmamış olması gerekmezmiydi?<br />
Uşak’ta yapılan test sonuçlarını sizinle paylaştım Uşak’taki berber ve kuaförler ile güzellik merkezi çalışanlarına yapılan testlerde 43 pozitif çıktı.<br />
Aynı soruyu Açılan AVM çalışanları için de tekrar etmek zorundayım açılan AVM’lerde çalışan personele Covid-19 testi yapıldı mı? Bu konuda da bir açıklama yapılmadı.Ama anlaşılan o ki burada da test yapılmadı.<br />
Şimdi bunları yazdım diye bazı berberler bana kızacak ekmeğimizle oynuyorsun diye, hatta belki de beni tehdit bile edecekler, yazıyı kaldır kaldırmazsan vs.vs. diye.<br />
Beyler belki kendi açınızdan haklı olabilirsiniz emeğinizle geçiniyorsunuz ama hem sizin hem yanınızda çalışanların hem sevdiklerinizin ve de hem size traş olmaya, bakım yaptırmaya gelen müşterilerinizin hayatını tehlikeye atmaya hakkınız yok.<br />
Bakın Uşak’ta yapmışlar,Bizde neden yapılmadı diye soruyorum Konu hem hassas, hem teknik. Bu konuda uzman olmadığımdan muhataplarına ve yetkililere sizler ve Afyonkarahisar halıkı adına soruyorum;<br />
Afyonkarahisar Valisi Sayın Mustafa Tutulmaz’dan konu ile ilgili açıklamanın yapılacağını ve gerekli Covid-19 testlerinin esnafa yapılarak sonuçlarının şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmasını merakla bekliyoruz.Ayrıca test yapılmaması gerekiyorsa neden yapılmaması gerektiğinin de bildirileceğine olan inancımız tamdır.Bu konuda Sayın Vali Tutulmaz’ı görece davet ediyorum.  <br />
Ayrıca Birkaç sorum da Oda yetkililerine olacak ;<br />
1- Her meselede beyanat çeken Berberler ve kuaförler Odası Başkan Yardımcısı Suat Uygur temsil ettiğiniz esnaflara yanında çalışanlara Covid-19 testi yapıldı mı?<br />
2-Yapılmadıysa Oda olarak bunu yetkililerden neden talep etmediniz?<br />
3-Haydi kendi sağlığınızı ve sevdiklerinizin sağlığını düşünmediniz ,Afyonkarahisar halkının sağlığını düşünmediniz mi ? Bu kadar halkımızın sağlığı basit ve ucuz mu?<br />
Çünkü bu yazıdan sonra vatandaşların kafasında soru işaretleri oluşacak ve berber esnafından uzak duracaklardır. Konunun şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmasını acilen bekliyor aynı açıklamaları da buradan sizlere duyuracağımı ilan ediyorum.<br />
 <br />
 ]]></description>
<author>Halil İbrahim Kocaerkek</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/halil-ibrahim-kocaerkek/afyonkarahisarda-berberlere-covid-19-testi-yapildi-mi/1390/</link>
<pubDate>Tue, 12 May 2020 03:17:02 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mayıs</title>
<description><![CDATA[<br />
Mayıs ayı önemli günlere tanıklık etmektedir.6 Mayıs’ta darağacında üç fidanı 6 Mayıs 1972 te kaybetmişlik. Gençliğinin baharında olan Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bağımsızlığın yolunda canlarını vermişlerdi.<br />
Yine 6 Mayıs hıdrellez olarak kullanılır ülkemizde.<br />
Bir başka 6 Mayıs etkiliği ise Dünya Radyolar Günü olması.<br />
Mayıs ayının ikinci Pazar günü her daim Anneler Günü olarak kutlanır.<br />
Yine 19 Mayıs ve Gençlik ve Spor Bayramı Mayıs ayına değer katan günlerdir.<br />
Şimdi kısaca yorumlarımız paylaşalım.<br />
6 Mayıs Bağımsızlık<br />
 Dünya'nın neresinde olursa olsun, gençlik cevherdir, mücadeledir, delikanlılıktır.<br />
Onun için Atatürk Büyük Nutuk'un sonunda gençliğe seslenmiştir.<br />
Subaylara,öğretmenlere,doktorlara,mühendislere,bilim adamlarına değil gençliğe seslenmiştir.<br />
Çünkü o biliyordu ki gençlik cevherdir, ateştir. Vatansever gençlik ülkesinin bağımsızlığı tehlikeye düştüğünde, önüne arkasına bakmaz Gençliğin hedefleri ve geleceği belirleyen bir örgütü varsa, başarıya ulaşmaması için bir nedende kalmaz. Atatürk 34 yaşında Ordulara kumanda eder bir genç subaydı.<br />
 Vatanı için, ülkesinin bağımsızlığı için mücadele eden 68 Gençliğinin önderlerinden "DENİZ-YUSUF-HÜSEYIN" Türkiye'nin bağımsızlığı için, bir yandan Amerikan emperyalizmine, bir yandan da yerli işbirlikçileri karşı mücadele ettiler.<br />
 İdam sehpasında söyledikleri onların canlarını bu ülkenin bağımsızlığı için verirken hiçbir şeyden, hiçbir güçten çekinmediklerini, ortaya koymaktadır.<br />
 Onun için 6 Mayıs Bağısızlık ve Mücadele Günüdür.<br />
 Türk Milletinin kalbine yazılmıştır Denizler. Onu kimse söküp atamaz.<br />
 Günler böyle oluşur. Mücadele meydanlarında, idam sehpalarında.<br />
Yoksa 3-5 i bir araya getirerek değil.<br />
 Darağaçlarından doğan 6 Mayıs Bağımsızlık gününü kim söküp atabilir bu milletin kalbinden.<br />
Hıdırellez<br />
Eskiden ilimizde hıdrellez sabahında gençler Karahisar Kalesi’ne çıkıp Kız Kulesi'nden, 'Ahtım, bahtım/Evlenecek vaktim' diye bağırırlardı. Bunu yapanın hemen evleneceğine inanılırdı.<br />
Yine hıdrellez gecesi dilekler bir kağıda yazılır, ağaçlara asılırdı. Evi olmayanlar tuğladan, taştan küçük ev maketleri yapıp pencereye bırakırlardı.<br />
Kale'ye çıkan bazı kadınlar yol üzerindeki ağaçlara dilekleri gerçekleşsin diye çaput bağlarlardı.<br />
Hıdrellez günleri mutlaka pikniğe gidilir, kırlarda eğlenilirdi.<br />
Daha bir sürü gelenek sayılabilir.<br />
Halk arasında bu gece Hızır ile İlyas Peygamberin buluştukları ve dileklerin gerçekleşeceği inanışı vardır.<br />
Hızır ve İlyas sözcüklerinden Hıdrellez sözcüğü türemiş ve yüzyıllardır böyle anıla gelmiştir.<br />
Herkesin farklı bir dileği mutlaka var.<br />
Her şey gönlünüzce olsun.<br />
Hıdrellez hayatlarımıza gerçek anlamda bahar getirsin.<br />
Eskiden ilimizde hıdrellez sabahında gençler Karahisar Kalesi’ne çıkıp Kız Kulesi'nden, 'Ahtım, bahtım/Evlenecek vaktim' diye bağırırlardı. Bunu yapanın hemen evleneceğine inanılırdı.<br />
Yine hıdrellez gecesi dilekler bir kağıda yazılır, ağaçlara asılırdı. Evi olmayanlar tuğladan, taştan küçük ev maketleri yapıp pencereye bırakırlardı.<br />
Kale'ye çıkan bazı kadınlar yol üzerindeki ağaçlara dilekleri gerçekleşsin diye çaput bağlarlardı.<br />
Hıdrellez günleri mutlaka pikniğe gidilir, kırlarda eğlenilirdi.<br />
Daha bir sürü gelenek sayılabilir.<br />
Halk arasında bu gece Hızır ile İlyas Peygamberin buluştukları ve dileklerin gerçekleşeceği inanışı vardır.<br />
Hızır ve İlyas sözcüklerinden Hıdrellez sözcüğü türemiş ve yüzyıllardır böyle anıla gelmiştir.<br />
Herkesin farklı bir dileği mutlaka var. Herşey gönlünüzce olsun.<br />
Hıdrellez hayatlarımıza gerçek anlamda bahar getirsin.<br />
Radyo yayıncılığı 93 yaşında…<br />
Türkiye’de radyo yayıncılığı, bundan tam 93 yıl önce, 6 Mayıs 1927'de, Sirkeci'nin meşhur Büyük Postane’sinin bodrum katında, Eşref Şefik'in yaptığı bu anonsla başladı.<br />
Radyo yayıncılığının 93’üncü yılında, radyoya gönül vermiş ve halen aynı heyecanı hisseden yayıncılar olarak,<br />
Ülkemizde radyo yayıncılar her daim üvey evlat muamelesi görmüştür. Böyle olmasına rağmen radyo emekçileri yılmadan yorulmadan seslerini ulaştırmak adına zamanla yarışır durumdadır.<br />
“6 Mayıs Radyo Günü”nü kutlamanın mutluluğunu, onurunu yaşıyoruz.<br />
Birlikte nice yıllara.<br />
Anneler Günü<br />
Pazar Günü Anneler Günü. Analarımız adına ne yazsak ne söylesek yetmez Bu nedenle Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiiri ile yazımıza noktayı koyalım…<br />
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl/ Kaç geceler bana ninni söylerdi Hasta olunca oydu başucumda bekleyen / Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.<br />
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl / Uzun kış geceleri masal masaldı<br />
Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar/ Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.<br />
Tüm fedakar annelerin bu özel gününü kutluyorum.<br />
Önce sağlık sonrasında ise mutlu ve aydınlık yarınlar diliyorum….<br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/mayis/1389/</link>
<pubDate>Thu, 07 May 2020 15:22:54 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÜÇ BAYRAMLI GAZETECİLER</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
 Başka meslekte var mı bilmem ama bizim gazetecilere bir yılda üç kez bayram. Etkinlik anma, bayram ve benzeri adına ne derseniz diyelim üç ayrı günü var medya çalışanlarının.<br />
Yıla 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ile başlıyor bizim habercilerin etkinliği<br />
 <br />
Neydi 10 Ocak ?<br />
Basın patronları gazete çıkarmayınca basın emekçileri halkı habersiz bırakmamak adına birlikte tek bir gazete çıkarmışlardı.<br />
Çalışan Gazetecilerin birlik ve dayanışmanı sembolize ediyordu.<br />
3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü ile devam ediyor.<br />
Ve son olarak ta 24 Temmuz.<br />
 Basında sansürün kaldırılmasından dolayı Gazeteciler ve Basın Bayramı olarak kutlanıyor 24 Temmuz.<br />
 <br />
 3 MAYIS DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ<br />
3 Mayıs, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 1993 yılında aldığı bir karar ile tüm dünyada Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanmasına karar verilen bir tarih.<br />
Bugünün kutlanmasındaki amaç; basının demokrasiyi korumaktaki rolünü  vurgulamak, etik gazeteciliği ön plana çıkarmak ve dünyada basının aşırı sansür edildiği ülkelere bir mesaj göndermek. Bunun yanında gün boyu çeşitli organizasyonlar ile görevini yaparken öldürülen gazetecileri anmak ve yetkililere sorumluluklarını hatırlatmak.<br />
 <br />
Bakalım basın karnemize…<br />
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) tarafından hazırlanan 2020 yılı basın özgürlüğü endeksinde Türkiye 180 ülke arasında 154'üncü sırada yer aldı.<br />
 <br />
Türkiye, geçen yıl 157. sıradaydı.<br />
80 ülke içerisinde 154. sırada yer aldı. Türkiye’nin 154. sırada bulunduğu listede birinci sırayı Norveç aldı. Norveç’i Finlandiya ve Danimarka takip ederken dünyada 180’inci sırada ise Kuzey Kore bulunuyor. Kuzey Kore son sırayı bu yıl geçen yılın sonuncusu Türkmenistan'dan devraldı.<br />
 <br />
Listede Eritre 178 ve Çin de 177’inci sırada.<br />
 <br />
85 GAZETECİ HAPİSTE<br />
3 Mayıs Dünya Gazeteciler Günü olması hasabi ile biz meleTürkiye'de tutuklu gazeteci sayısıyla ilgili basın örgütlerinden farklı açıklamalar yapıldı.<br />
Türkiye Gazeteciler Sendikası raporuna göre 1 Nisan 2020 tarihi itibariyle yargı reformuna rağmen 85 gazeteci hala hapiste.<br />
TGS raporunda 2020 Türkiye'sinde gazetecilerin kalemlerini özgürce kullanamadığını ifade etti:<br />
"Son 10 yılda medya çalışanları üzerindeki baskının sadece parmaklıkların ardıyla sınırlı olmadığını, medya sahipliğinin yandaşlaştırıldığını, davalar ile gazetecilerin yıldırılmak istendiğini, medya çalışanlarına fizikî saldırılarla gözdağı verildiğini herkes biliyor. Gazeteciler özgürlüğünü yitirirken toplumumuz haber alma hakkını, ülkemiz de demokrasisini kaybediyor."<br />
TGS, Türkiye'de medya özgürlüğü alanında yaşanan ihlallerini şu şekilde sıraladı.<br />
'Yargı Reformu'na rağmen 85 gazeteci hâlâ hapiste<br />
Son bir yılda 103 gazeteci, 108 kez gözaltına alındı.<br />
Gazeteciler en az 239 günü gözaltında geçirdi.<br />
Son bir yılda 28 gazeteci cezaevine girdi.<br />
Bu gazetecilerden 9'u hâlâ tahliye edilmedi.<br />
6 gazeteci, iddianame hazırlanmasını bekliyor.<br />
11 gazeteci gözaltındayken darp edildiğini beyan etti.<br />
2 gazeteci çıplak aramaya maruz kaldığını bildirdi.<br />
Son bir yılda gazetecilere en az 76 yeni soruşturma açıldı.<br />
Gazetecilerin sanık veya davalı olduğu en az 166 yargılama yapıldı.<br />
48 gazeteci beraat etti.<br />
 <br />
Gazeteciler Virüs mü?<br />
Gazeteciler toplamda en az 178 yıl 6 ay 9 gün hapis cezasına çarptırıldılar.<br />
Gazeteciler aleyhine en az 148.380 TL tutarında adli para cezası verildi.<br />
 <br />
Son bir yılda en az 37 gazeteci fiziki saldırıya maruz kaldı.<br />
 Fiziki saldırıya uğrayanların 23'ü ulusal, 14'ü yerel medya çalışanı.<br />
Son bir yılda RTÜK'ten medyaya 20 idari yaptırım kararı çıktı.RTÜK toplamda 16 defa yayın durdurdu.<br />
Uluslararası Basın Enstitüsü’nün hazırladığı rapora göre 15 Temmuz 2016’dan beri kapatılan medya kuruluşu ve basımevi sayısı 170’e ulaşırken, Hükümet medyanın yaklaşık yüzde 95’ini etkisi altına aldı.<br />
Böyle bir tablo olmasına rağmen gazetecilere hala virüs gözüyle bakılan bir yapı var.<br />
Ülkemizde basın karnesi oldukça zayıf.<br />
Her daim söylüyoruz basın ülkedeki demokrasinin aynasıdır aslında.<br />
Demokrasinin gelişmesi için basının daha özgür olması lazım.<br />
Özgür basın demokrasinin temelidir.<br />
Mutlu ve aydınlık yarınlara…<br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/uc-bayramli-gazeteciler/1388/</link>
<pubDate>Wed, 06 May 2020 21:38:29 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GANİMET GİBİ</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Sevgili dostlarım sizleri bu zorlu geçen günlerde bundan tam yirmi beş yıl önce o zamanlar çok fazla kişinin bilmediği Akdağ Tokalı kanyonu macerasını kaleme almıştım onu sizlerle paylaşmak istiyorum.<br />
 <br />
O yıllarda yolu çok kötü olan ve tabiat parkı olmayan Kocayayla ile bu günün arasında çok farklılıklar var elbette. Şimdi o yıllara yani maziye geri dönmeye ne dersiniz?<br />
 <br />
Haydi öyleyse sırtınızı koltuklarınıza dayayın ve hayal edin...<br />
 <br />
Keskin dönüşler yapan vadi yatağında yürümek hem eğlenceli hem de bir o kadar yorucuydu. Dev tomruklardan oluşan doğal köprülerden yürüyerek geçiş bizim daha dikkatli olmamızı hissettiriyordu.<br />
 <br />
Akdağ Tokalı kanyonu için ekibimize yeni gelen misafir arkadaşlarda vardı. Tüm uyarılarımıza rağmen, uygun olmayan kıyafetlerle gelmesi kendilerinin ve ekibimizin moralini bozmasına neden oldu.<br />
 <br />
Tüm buna rağmen Sorkun Kasabası’ndan arabalarımıza binerek çok zor şartlar altında Akdağ Kocayayla'ya vardık. Yılkı atlarının, ceylanların arasında yaklaşık sekiz kilometre daha yeşillikler içerisinde yol aldık. Sonra kanyonun bulunduğu alanın hemen girişinde arabaları park ederek, kanyonun tüm güzelliğini içimize sindire sindire yürümeye başladık.<br />
 <br />
Tokalı kanyonunu keşfeden ve burasının bu gün Türkiye'nin en güzel kanyonlarından birisi olmasını sağlayan Sorkun Kasabası’nın eski belediye başkanlarından arkadaşım İhsan Vurkan olduğunu bilen çok az kişi vardır.<br />
 <br />
Sevgili arkadaşım İhsan Vurkan eski bir define hikayesinden yola çıkarak buraya "Tokalı kanyonu" adını vererek tanınmasını sağlamıştır. Her neyse ekip arkadaşlarımla yolumuza devam ederek, kanyonun genişlediği bir yerde durduk. Sel sularının sürüklediği kuru ağaç dalları ganimet gibi duruyordu önümüzde.<br />
 <br />
Burada kanyon gezisine katılan ekip arkadaşlarımız ile birlikte fotoğraflar çekip güzel günü ölümsüzleştirmenin keyfini yaşadık. Kısa bir nefes molasından sonra tekrar yolumuza devam ediyoruz. Zaman zaman suyun içinde zaman zaman kanyonun dışından zorlu yürüyüşler olsa da buranın tadını almaya çalışıyoruz. Bazen  su seviyesi az olan yerlerde durup şakalaşıp serinliyoruz.<br />
 <br />
Öyle bir yere geliyoruz ki gökyüzüne baktığımızda neredeyse bulutları göremeyecek durumdayız çünkü yaklaşık yüz elli, iki yüz metre kayalar yükselmiş, yükseldikçe de kayalar birbirine yaklaşmış. Ekipte bulunan diğer arkadaşlara başlarına baretlerini takmalarını, söyleyip tek sıra halinde buranın geçilmesi gerektiğini ve yüksek sesle konuşulmamasını, anlattım. Çünkü bu alan sesli konuşmalardan yankılanıp taş parçalarının gelebileceğini, olası bir yanlış durumda hazırlıklı olmalıydık. Ağır adımlarımızla bu bölgenin tadını çıkararak geçip kısa bir süre sonra o görmek istediğimiz noktaya geldik. Kanyonun dar bir noktasına geldiğinizden iki kayanın arasına sıkışıp kalmış büyük bir taş parçası ile karşılaşıyorsunuz. İşte hedef noktamız burası. Tokalı kanyonun burasını geçtiğiniz anda artık Denizli sınırlarındasınız. Biz artık kanyonun Denizli kısmını tamamlamak istemedik. Çünkü burayı geçmek için gerekli tüm teknik donanımlarımız yoktu. Zaten su seviyesi az olduğu için kanyonun bu kısmına gelebildik. Su seviyesi yüksek olsaydı kanyonun hemen başında geri dönmemiz gerekiyordu. Çünkü ekibin tüm sorumluluğu bendeydi. Bu arada hepimizi bir heyecan kapladı. Ekibimizden iki arkadaşımız tüm uyarılarımıza rağmen ortalarda yoktu. Herkes panik içerisinde bir sağa bir sola aramaya koyuldu kısa bir şekilde, zaten etrafımız kayalık alandı. Geri dönüşümüzü hızlandırmak istedim bayan arkadaşlarımızın sorumluluğunu bir arkadaşa bırakarak kanyonun biraz daha içine girerek hızlı bir şekilde hareket ederek dikkatlice aramaya koyulduk. Bir yanda geri dönen arkadaşlarımızı düşünürken aradığımız iki arkadaş ile karşılaştık. Onları ikna edip geri dönüşümüzü başladık. Ekibimizin bir bölümü bizden yaklaşık iki kilometre kadar öndeydiler. Seri yürüyüş yaparak ve öndeki ekibinde bizi beklemesi nedeni ile tekrar birleşerek yolumuza devam ettik.<br />
 <br />
Yorucu ama çok büyük keyif aldığımız Tokalı kanyon girişine geldiğimizde inanın herkes bitkin bir haldeydi. Orman içindeki çeşmeden tüm ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra, hepimiz yorgun argın araçlarımıza binerek türkülü, şarkılı, sazlı sözlü bir şekilde, ikibin dört yüz rakımlı  Akdağ yaylası eteklerinden aşağı doğru yol almaya başladık. Tüm arkadaşlarımızın mutluluğu hepsinin gözlerinden okunuyordu. Akdağ'dan Sorkun Kasabası’na indiğimizde sol tarafta piknik alanı var orada yemek ve ihtiyaç molası verdik.<br />
Bu arada kıyafeti yürüyüş için uygun olmadığını söylediğimiz halde bizimle olmak isteyen bayan arkadaşımın halini görmeliydiniz. Dediklerime uymadığı için çok pişman olduğunu söylemesi beni mutlu etmedi çünkü o ayaklarının altı neredeyse parçalanmış bir durumdaydı. Onu hastaneye götürmemiz gerekiyordu. Molayı kısa kesip Sandıklı'ya doğru yola çıktık.<br />
İşte böyle geçen bir günün ardından sizlerde stressiz uzak bir gün geçirmek istiyorsanız, spor kıyafetlerinizi giyerek Akdağ Kocayayla' da gezebilirsiniz. Tokalı kanyonuna gitmek isterseniz orayı bilen bir rehberle gitmenizi tavsiye ederim.. Sevgi ile kalın..<br />
 ]]></description>
<author>MUSTAFA TÜRK</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/mustafa-turk/ganimet-gibi/1387/</link>
<pubDate>Wed, 06 May 2020 15:15:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sosyal Medyada Gösteriş Tüketimi</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Gelin biraz tüketim, gösteriş ve istifçilik hakkında konuşalım. Aldığımız her şeyi paketinden çıkarır çıkarmaz başka bir plastik kutuya yerleştirmemizin elzemliği hakkında… O mükemmel istifçiliğimizi internet kanalıyla dünya üzerindeki herkese gösterme isteğimiz hakkında...<br />
 <br />
İnsan, gezegenimizin en bencil memeli türü… Yiyemeyeceğinden fazlasını tabağına alan, giyemeyeceğinden fazlasını satın alan, her yerde ayak izini bırakan, bununla da gurur duyan tuhaf bir varlık. İstifledikleri eşyaları dolaptan taşınca, büyük bir eve çıkıp giysi odalarının olduğunu gizli bir kibirle anlatmaları da epey sıradan oldu şu günlerde. İnternet profillerine hobi olarak “alışveriş” yazacak kadar da basit varlıklar. Birisinin zanaatı ile üretilen bir eşyayı veya sanayide seri üretim ile üretilmiş bir şeyi satın almak nasıl hobi sınıfına girer? Hobinin nasıl bir şey olduğundan o kadar uzaklar ki, şu karantina günlerinde bile yığınla insan, bir daha ellerine almayacakları paletlerle, fırçalarla tuvallere ancak bir filin yapacağı resim kadar resim yapabiliyorlar. Üstelik filler hassas ve duygulu hayvanlar. (Ayrıca o filin de resminin arkasında bir acı yatıyor ne yazık ki… Bu da ayrı bir konu…) Karantina insanlarının ürettiği şeyler ise yalnızca kitsch* olarak nitelendirilebilir. Bu matah şeyi de sosyal medya hesaplarından gösteriyorlar.<br />
 <br />
Neyse ne diyorduk, akabinde bunu düzen takıntısı da izliyor, kimileri bulaşık tabletlerini paketinden çıkarıp boş plastik kutulara falan koyuyor. O kutuların ağzını sıkıca kapayıp dolaba falan koyuyorlar ki tabletler kaçamasın. Cidden bunlara lüzum var mı? Belki fuzuli alışverişlerin yarattığı pişmanlık nedeniyle, bazı insanlar, bu takıntılı düzene vicdanları tarafından yönlendiriliyor bile olabilir. “Bakın ne kadar işe yarıyor, gördünüz mü” maksatlı... Daha sonra leblebileri tek tek kurdeleleyip şatafatlı tabaklarda servis edenler falan var. Pardon Antep fıstığı falan olacak, ne o öyle fakir gibi leblebi. (Tıpkı geçmişte ananas meyvesinin zenginlik ve güç simgesi olduğu için evlerde verilen partilerde sergilendiği, alacak maddi gücü olmayanların ise kiraladığı o dönemler gibi.) Bunlar da internet ortamında gösteriliyor. Uzun bir süredir hayatımızda olan gösteriş tüketimine lüksü simgeleyen her madde örnek olabilir. İşlevsiz olsa bile. Böylece, insan ait olduğu sosyal statüden yukarıya çıkmak için kendi gelir düzeyinin üzerinde harcama yapıyor, borçlanıyor vs. Sahip oldukları eşyaları göstererek sürdükleri bu yaşam, bir sosyal medya kültürü olan “flexing” kültürünü de bize hatırlatıyor. Düşük özsaygısı olan bir bireyin kendi varlığını değerli görmesi, anlamlı bulması, ancak sahip olduğu madde fazlalığından ve markasının pahalı oluşundan geçiyor. Bu yüzden internet üzerinde insanlar, sahip oldukları eşyaları sergiliyor. Belki yeni aldığı bir otomobili farklı bir konu üzerinden gösteriyor vs. Martin Lindstrom, Brandwashed kitabında bunu şöyle özetlemiş: Bir insanın kıyafeti üzerindeki logo ne kadar büyükse, özsaygısı o kadar küçüktür.<br />
 <br />
Sevgiyle kalın.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
*"Kitsch, var olan bir tarzın aşağı bir kopyası olan sanatı sınıflandırmak, ifade etmek için kullanılan Almanca bir terimdir. Bu terim ayrıca, kibirli ve bayağı bir tada sahip şeylere ve ticari kaygılarla üretilmiş olan banal, rüküş ve sıkıcı ürünlere gönderme yaparken de kullanılır."<br />
 ]]></description>
<author>JALE ADEMOĞLU</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/jale-ademoglu/sosyal-medyada-gosteris-tuketimi/1386/</link>
<pubDate>Mon, 04 May 2020 15:57:18 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Faso fiso DSÖ</title>
<description><![CDATA[<br />
Kelebek etkisi teorisi bir bakıma gerçek oldu.<br />
Çinli yedi, dünyanın karnı ağrıdı.<br />
Ya da ne amaçla üretildiği aşağı yukarı belli virüs, firar etti.<br />
Her neyse ne!<br />
Son bin yıldır dünyaya yayılan salgınların hemen tamamının kaynağı Çin, insanlığı bu kez daha büyük bir pandemiyle tehdit ediyor.<br />
Ancak..<br />
Çin'in virüsün kaynağı olması kadar bu amaçla kurulmuş Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) körlüğü de en büyük sorunlardan birisi olarak karşımıza çıktı.<br />
Amudu fukarasından uydurdukları açıklamalarla zevahiri kurtarma derdine düşen bu örgüt,dünyada sağlığının en büyük problemi durumunda.<br />
***<br />
Kuruluş amacı dünya üzerinde insanlığın sağlık sorunlarına yönelik politikalar üretmek olan DSÖ, 7 nisan 1948 tarihinde dünya halklarının sağlığı, barış ve güvenliğinin sağlanmasını temel unsur kabul ederek yirmi altı üye ülkenin onayıyla faaliyete geçti.<br />
Zaman içerisinde başarılara da imza atan bu kuruluş, son pandemideki rolü nedeniyle bugün ciddi eleştirilerin odağı haline gelmiş durumda.<br />
Geri kalmış ülkelerde ortaya çıkan açlık, kıtlık, lokal salgınlarla mücadele için masa başı açıklamalarla yetinen DSÖ'nün, Coronavirüsün dünyayı tehdit edebilecek bir küresel salgına dönüşebileceğini göremediği en büyük eleştiri noktası.<br />
Öyle ki..<br />
Kimi açıklamalarının tehlikeyi sezmenin çok ötesinde olduğu anlaşılan DSÖ'nün dünyadaki seyahat kısıtlamalarına gerek olmadığı gibi bir açıklamayla virüsün pandemiye dönüşmesine yaptığı katkı bir yana..<br />
"Çin makamları tarafından yapılan ön soruşturmalar romanın insandan insana bulaştığına dair net bir kanıt bulamadı" şeklindeki tweeti ise olayı nasıl da kavrayamadıklarına en güzel örnek.<br />
***<br />
Dünyanın en büyük sağlık örgütünün başına doktor bile olmayan bir eski dışişleri bakanın atanması, bizde de zaman zaman görülebilen banka yönetimine emekli general atanması olayından farklı değil ki..<br />
Son bin yıldır dünyadaki salgınların yüzde 90'ının nedeni olan Çin'in yanında saf tutmaya devam eden bu örgütün virüslere Çin şehirlerinin isimlerinin verilmemesini istemesi ise hali pürmelalini ortaya koyması açısından ilginç bir örnek.<br />
Dünya Sağlık Örgütü Başkanının, “Uyarılarımızı dinleyen ülkeler şu an daha iyi durumda” demesi akıllara durgunluk verecek bir pişkinlik olarak kayıtlara geçerken, asıl odaklanılması gereken nokta, bu kuruluşun Çin'in kirli oyunlarına alet olmaktan çekinmediği iddialardır.<br />
Ebola ilacı Remdesivir ile ilgili çıkan "Hiçbir etkisi yok" haberlerinin, Çin'in bir propagandası olduğu ortaya çıktı. Dünya Sağlık Örgütü, olayın ortaya çıkmasının ardından özür dileyerek "Remdesivir etkisiz" yazısını geri çekti.<br />
***<br />
Artık, emekli diplomatların arpalığı haline gelen ve sağlık adına dünyaya hiçbir katkı sunmayan, sunması da beklenmeyen bu örgüt, bugün ciddi bir tehlikedir.<br />
Bazılarına az gelse de, hiçbir şey yapmadıkları halde, kırmızı pasaportlu yöneticilerinin emrinde yüz milyonlarca dolar tutarında bütçesi olan DSÖ, kendi kendisini fasa fiso bir kuruluş duruma düşürmüştür.<br />
Dünyada sağlığı koruma amacındaki bu örgüt, yanlış ya da kasti uygulamalarıyla birilerinin taşeronu halindedir.<br />
İnsan sağlığına kast ettiği açıktır.<br />
Hala kaba etlerinden hala açıklama uydurma çabalayan hem Çin, hem de DSÖ bunun bedelini ödemelidir.<br />
Salgından önce İsviçre'de keyif çatıp, bir iki açıklamayla maçı götüren bu örgüt, pandemiden sonra ise tüm dünyayı Trump'ı destekler hale getirecek kadar anlamsız uygulamalar ortaya koymuştur.<br />
Zaten, bu destekle Trump maça girdi ve hem Çin'e hem de DSÖ'ye sert daldı..<br />
Dünya Trump reisin maçı kazanmasını bekliyor..<br />
 <br />
 ]]></description>
<author>POLAT YILMAZ</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/polat-yilmaz/faso-fiso-dso/1385/</link>
<pubDate>Sat, 02 May 2020 14:40:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>1 MAYIS MÜCADELE GÜNÜ</title>
<description><![CDATA[<br />
Emekçilerin bayramı 1 Mayıs virüs engeline takıldı.1Mayıs tarihine kısa bir göz atalım önce.<br />
Yıl 1856, Ameleler Avusturya'nın Melborn kentinde, 8 saatlik çalışma süresi için yürüyüş yaptı. İlk 1 Mayıs yürüyüşüdür bu.<br />
Yıl 1886 ve bu kez yer ABD'nin Şikago kenti. 500 bin işçi 12 saatlik çalışmaya karşı yürür. Amaçları bir günlük tatil ve günde 12 yerine 8 saat çalışmadır.<br />
Yürüyenlerin yarısı beyaz, diğer yarısı siyahtır. Beyaz ve siyahlar birlikte hareket etmiştir. Ancak baskı ile sonuçlanır bu eylem 4 idam 4 işçi ise ağır hapis cezası alır.<br />
Ülkemizde ise 1 Mayıs ilk defa 1923'de kutlanmıştır.<br />
22 Nisan 2009'da resmi bayram ilan edilmiştir.<br />
YAŞ 12<br />
MESAİ 16 SAAT<br />
ÜCRET YARIM<br />
Emek ile sermaye arasındaki çelişkiden çıkmıştır 1 Mayıs..<br />
Sanayileşmenin ilk yıllarında kentleşme başlamıştır. Köylerden kentlere göç edenler işçi sınıfına dahil olur. İlk başlarda işçi az olduğundan ücretler iyidir. Küçük toprak sahibi köylüler dahi işçi olmaya başlar. Fakat zamanla göçlerin artması ile potansiyel işçi de artırmıştır. Bu emek rekabetine yol açmıştır. Dolayısı ile işveren ücretleri azaltma politikası izlemiştir.<br />
Sermayedarlar emek ücretini aşağı çekmek adına çocuk işçi almıştır. Fabrikalarda 12 yaşa düşen işçiler 16 saat çalışmıştır Sermaye kadın işçileri istihdam ederek yarı ücret vermişlerdir. Çalışma çağındaki erkekler bu kez işsiz kalmıştır. Ya da ücretleri aşağıya çekilmeye çalışılmıştır. Ayrıca işyerleri sağlıksız ve tehlikelidir. İş güvenliği ve güvencesi yoktur. Yetersiz beslenme ve olumsuz çalışma şartları ölümlere neden olmaktadır. Emekçiler varoşlarda sağlıksız yaşamaktadır. Genç nüfus ölümü emekçiler arasında yaygındır.<br />
KAPİTALİST ANLAYIŞ SÜRÜYOR<br />
1950'den sonra ortaya çıkan gelişmiş ülkelerde bir nebze işçi hakları oluşur. O yıllarda yine devlet sermayenin yanındadır. Buna rağmen emekçilerin az da olsa hak almayı başarabilmiştir. Bunun birinci nedeni yüzyıl süren mücadele. İkinci nedeni ise kısa süren refah devletleridir.<br />
Daha doğrusu "sosyal demokrat" iktidarlardır. Ya da onların dünya siyasetini yönlendirmesidir.Bugün kapitalist anlayış aynı hızla devam etmektedir. Fakat emekçi hareketleri yok olma seviyesindedir. Ülkemizde sendikalaşma oranı yüzde 12 civarındadır.Ancak mevcut sendikalarda menfaat yuvası derneklere dönüşmüştür.Artık emekçi sınıfı gün geçtikçe yok olmaktadır.<br />
VİRÜSLÜ BİR MAYIS<br />
İlk kutlandığı günden bu yana dünyanın dört bir yanında benzer taleplerle, siyasal iktidarların emek düşmanı politikalarına, ekonomik ve sosyal hak gasplarına karşı alanlara çıkılarak kutlanan 1 Mayıs, tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını  nedeniyle bu yıl yine benzer taleplerle, fakat her zamankinden farklı koşullarda kutlanacak.<br />
Dünyanın dört bir yanında salgın nedeniyle hastalananların sayısının 3 milyonu, yaşamını yitirenlerin sayısı 200 bini geçti, Kovid-19 salgını sonrasında çok sayıda ülkede halkın sağlığını korumak amacıyla çeşitli önlemler alındı ve devlet bütçelerinin önemli bir bölümü salgın nedeniyle iş ve gelir kaybı yaşayanlar için ayrıldı.<br />
Ülkemizde bazı sektörlerde üretimin sürmesi işçilerin sağlığından daha önemli görüldü ve salgın koşullarında çalışmak zorunda bırakılan yüz binlerce emekçi göz göre göre virüsün kucağına itildi.<br />
İşçiler iş ve geçim kaygısı nedeniyle virüsün yaratacağı bütün risklerle baş başa çalışmak zorunda bırakıldı. Salgınla mücadele edilirken bile işçilerin en temel insani talepleri görmezden gelindi.<br />
Öyle ki salgın gerekçesiyle açıklanan paketler ve yapılan yasal düzenlemelerle işçilerin işini, ekmeğini, sağlığını ve yaşamını güvenceye alan hiçbir somut tedbir almadılar. İşini ve gelirini kaybeden milyonlarca insana doğrudan gelir desteği yapmak yerine kredi vererek onları borçlandırma politikası izlediler.<br />
Yüz binlerce işçinin yaşamını riske atan ‘Ya açlık ya hastalık’ dayatması ve ‘Üretim devam edecek’ ısrarı nedeniyle, binlerce işçi hastalanma riskiyle ve ölümle burun buruna çalıştırılıyor.<br />
DİSK’in üyeleri arasında yaptığı bir araştırmaya göre işçiler arasında pozitif vaka oranının Türkiye ortalamasından 3.2 kat daha fazla çıktı.<br />
DÜNYADA 200 TÜRKİYE DE 7 MİLYON İŞSİZ OLACAK<br />
Kovid-19 salgını nedeniyle dünya ekonomilerinin en az birkaç yıl ciddi bir ekonomik daralmayla karşı karşıya kalacağı, dünya çapında 200 milyon .Türkiye’de ise en az 7 milyon işsiz olacak.<br />
Böylesi zorlu bir döneme denk gelen 1 Mayıs 2020’de kitlesel yürüyüş ve mitingler yapılamayacak olsa da, bu yıl 1 Mayıs’ta işçi ve emekçilerin bulundukları her yerde kapitalizmin yağma ve sömürü politikalarına, koronavirüs salgını bahanesiyle hayata geçirilen hak gasplarına karşı ortak talepler, dillenmesi gerekiyor.<br />
0 marş haline şiirin sözleri ile yazımıza noktayı koyalım. Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir 1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı Tüm emekçilerin bayramını kutluyorum…<br />
Mutlu ve aydınlık yarınlara….<br />
 <br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/1-mayis-mucadele-gunu/1384/</link>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2020 17:28:15 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>COVİD -19 ÇAKALLIKLARI</title>
<description><![CDATA[BUYRUN BURDAN YAKIN<br />
<br />
Şaka gibi<br />
Sosyal Medyada çok dolaşan bir yazı<br />
Normalde hastalar internetten randevu alıp Polikliniğe geliyorlar..Çoğunlukla da gelmeyen hasta pek olmuyordu. Fakat son zamanlarda online sistemden randevu olan hastalarda gelmeme oranı yüksek olmaya başladı. Biz kendi kendimize herhalde insanlar sonradan hastalık kaparım diye endişe ettikleri için vazgeçtiler diye düşünüyorduk.<br />
Sonradan gelmeyen hastaların içinde çok fazla 65 yaş üzeri 20 yaş altı genç veya çocuklar olduğunu gördük.<br />
Benim ilk aklıma gelen ya bunlar randevu almış ama sokağa çıkamadıkları için gelemeyeceklerini düşünüp gelmiyorlardır dedim.<br />
Fakat birkaç gün önce alışveriş yapacaktım ki Kasada önümde sıra bekleyen iki kadının sohbetine kulak misafiri oldum.<br />
Olay aynen şu, hanımlar ertesi gün bir yere gidecekler, biri ötekine ben gelemem çocuk var çıkamayız dedi.. Öteki de internetten boş bir doktora randevu al, onu printerda bas. Sokakta sorunca gösteriyorsun sorun olmuyor. Benim babam hep böyle geziyor dedi.<br />
Hadi bakalım.. ne dersiniz.. Çakallıkta sınır tanımaz milletim!<br />
<br />
Not: Bu yazı ile ilgili ve yetkileri doğruluğunu araştırarak gereğini yapmak üzere göreve davet ediyoruz.<br />
 ]]></description>
<author>Halil İbrahim Kocaerkek</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/halil-ibrahim-kocaerkek/covid-19-cakalliklari/1383/</link>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2020 01:52:52 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>TÜRKİYE&amp;#39;NİN TOPLUMSAL BELLEĞİ ve TÜRK TARİH KURUMU (TTK) BAŞKANLIĞI ATAMALARI</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
TOPLUMSAL HAFIZANIN - TARİH BİLİNCİNİN GELECEK KUŞAKLARA AKTARIMI<br />
 <br />
Tarih bilmek, herhangi bir milletin vatandaşları için çok önemli olmayabilir hatta güzel bir hobi olabilir ama binlerce yıllık tarihsel olayın ve belki de binlerce savaşın merkezi olmuş ya da çıkarcılığın hedefi olmuş bir coğrafyada yaşayan (ya da yaşamış olan) Türkiye vatandaşları için hayati öneme sahiptir.<br />
İPEK YOLU ve KARA ALTIN GÜZERGAHI üzerinde bulunan Anadolu –Türkiye’de yaşamanın bedelinin çok ağır olduğunu biliyoruz.<br />
Tarih bilmek, sadece geçmişi bilmek anlamak değil, geçmişden gelen tecrübeleri kullanarak yeni bakış açısıyla, ÖNGÖRÜLERLE GELECEĞİN GERÇEKLER ÜZERİNE YENİDEN KURGULANMASI için de önemli bir veri kaynağıdır.<br />
Tarih pozitif bir bilimdir ve dünyamızda vuku bulmuş olayların sadece kronolojisi değil, matematiğidir de.<br />
 <br />
GELECEK KUŞAKLARIN TARİH DERSLERİNİN İÇERİĞİ ve TARİH GEÇMİŞİN YENİDEN İNŞAASI<br />
 <br />
Türkiye'deki okullarda ve toplum kültüründe ki tarih eğitiminin yetersizliğini Avustralya'ya göçmen olarak yerleştiğimde anladım. Avustralyalıların çoğu Birinci Dünya Savaşını / Çanakkale savaşını çok iyi biliyorlardı ve ben tarih konusunda çok fazla birşey bilmediğimden dolayı çok mahcup olurdum. Her yıl özellikle 25 Nisanda Çanakkale 'de Türklerle savaşlarını UNUTMAMAK için görkemli anmalar düzenlenen bu ülkeye göçmen olarak yerleşmeden önce Avustralya ile Türkiye arasındaki hatta dünya tarihinin bu çok önemli tarihsel bağından hiçbir haberimin olmamasını çok tuhafı bulmuştum. Hatta bu bağın önemini sık sık medyada bazı etkinliklerde Yunan ve Ermeni toplumlarının Türkiye ve Türkler aleyhine sayısız ve son rahatsız edici düşmanca suçlamalarına şahit olarak bin kat daha şaşırıp kalmıştım. Bağrından kopup geldiğim milletim için gün geçtikçe aldığım bu olağanüstü rahatsız edici tepkiler çok etkiledi beni. Bundan böyle Türkiye tarihini bu olağanüstü önemli tarihsel dönemindeki bazı ayrıntıları bilmemek benim için büyük eksiklikti.<br />
 <br />
Kendi kişiliğime düşkünlüğüm milletimin de kişiliğe karşı yapılan saldırılar karşında hassasiyetimi artırdı. Tarihi önemsemek zorunda kaldım. Orada bana gerekli tarih kitapları olmadığından dolayı yabancı kaynaklardan tarihi bilgileri araştırmaya başladım.<br />
 <br />
Sonuç olarak, kişilerin tarihi bilgisinin ne kadar önemli olduğunu idrak etmiş olarak konulara ilgim arttı. Neredeyse işi gücü bırakıp bu konuya kendimi adeta adadım. Bu nedenle mesleki hiçbir eğitimim olmadığı halde yıllardır tarih konusunda kendime öz eğitim vermeye çalışıyorum.<br />
 <br />
Peki, benim bu konulara hiçbir gelir elde etmeden hiçbir çıkar gözetmeden eve kapanıp günde uzun saatlerce ve yıllarca tarih bilincimi geliştirerek Türkiye'yi - Türklerin itibarını Ermenilere ve Yunanlılara hatta Süryanilerin suçlayıcı iddialarına karşı savunmak için verdiğim çaba adına buharlaşıp giden yıllarımın suçu neydi?<br />
 <br />
Peki ya genç nesiller bu önemli konunun önemini nasıl fark edecek, bu konuda nasıl ve hangi düzeyde ve formatta kendilerini eğitebilecek?<br />
 <br />
TÜRKİYE'DE TOPLUMSAL BELLEĞİN DURUMU<br />
Tarih tv dizilerinden öğrenilir mi?<br />
Son yıllarda, ülkemizde toplum tarihi bilgilerini dizilerde, gerçek olmayan anlatımıyla magazinleştirilmesine maruz bırakılması ayrı bir tartışılmalı bir durumdur.<br />
 <br />
Kısa süre önce, Osmanlı'ya ve cumhuriyet tarihinin arşivini barındıran MİLLİ KÜTÜPHANENİN kapatılmasını da çok ilginç buluyorum. Yurt içinden ve yurt dışından tarih uzmanların sürekli araştırma yaptığı bu kurumun neden kapatıldığını bir türlü anlayamadım.<br />
<br />
Malumunuz olduğu üzere, özellikle Ermeni iddiaları, 24 Nisan tarihi konusunda (hatta Yunanlılar da 19 Mayıs için) ülkemize yıllardır yurt dışındaki parlamentolarının aldığı olumsuz kararlar her gün bizleri üzmeye devam ediyor. Bu konuda yetkili ve ilgili devlet kurumları sadece savunma amaçlı bir iki demeci ötesine gitmeyen ve uygun olmayan açıklamaları Türkiye için büyük problem yaratmaya devam ediyor.<br />
 <br />
TARİH UZMANLARIMIZ NEREDE?<br />
Örneğin, yaşayan tarih, Kuzey Kıbrıs lideri ve Ermeni iddialarına savaş açmış olan platformlardan Talat Paşa komitesi kurucularından RAUF DENTAŞ'ın her türlü görevinin elinden aldığına şahit olmuştuk.<br />
 <br />
TÜRK TARİH KURUMUNUN İŞLEVLERİ NE OLMALI?<br />
ATATÜRK'ün önderliğinde ve Türkiye Cumhuriyetinin en önemli kurumlarından olan Türk Tarih Kurumu başkanı sayın Prof. Dr. Yusuf Hallaçoğlu'nun en etkili olduğu alan olan ve yurtdışında yüzlerce devletin sözde Ermeni soykırıma karşı amansız mücadele etmesine rağmen görevden alındığını hatırlayalım.<br />
 <br />
Ardından gelen sayın Prof.Dr.Kemal Çiçek de çok değerli bir bilim insanıydı elbette ama sessiz kaldığını biliyoruz ( son kitabı değerli ve okunması gerekir ).<br />
 <br />
Bu uzmanlarımız tarih kurumunun birikimiyle yıllarca medyada Ermeni iddiaları konusunda adeta Türk halkını eğitmişlerdir. Bir zamanlar TRT de bu konuda çok çalışmıştır. Yurtdışındaki vatandaşlarına da bu konuda adeta uzaktan eğitim verirlerdi..Şahsen ben yurt dışından saatlerce, günlerce bu açık oturumları izlerdim ve çok yararlandım.<br />
 <br />
Özellikle, son 10 yıldır, Ermeni iddiaları konusunda medyada görüşü alınan daha önce konu üzerinde yıllarca çalışmış bazı uzmanlarımızı fikirlerini açıklamalarına fırsat verildiğine artık şahit olmuyoruz.<br />
 <br />
Bütün bunlar devam ederken Türk Tarih Kurumu başkanlığına yeni bir atama yapıldı. Yeni başkanın ATATÜRK'ÜN kurduğu Tarih Kurumuna yakışır çalışmalar yapmasını umuyorum. Türk Tarih Kurumu’nun en azından (1990-2008'lerin) eski işlevine dönmesini bekliyorum.<br />
 <br />
TÜRK TARİH KURUMDAN BEKLENTİMİZ NE OLMALI?<br />
Karşımızdaki 10 ya da 20 milyonluk devletlerin diasporaları ve lobileri yıllardır sürekli Türkiye aleyhine saldırılarda bulunurken, 82 milyonluk Türkiye'nin meşhur Ermeni iddiaları 3T (Tanıt - Tanı - Toprak) karşısındaki siyasi geleceğinin savunmasını çok az sayıdaki kişi ile yapılması ne kadar doğrudur?<br />
 <br />
LOBİCİLİK VE SİVİL DİPLOMASİ<br />
Bu ve benzer tür konularda, Türkiye'nin Lobicilik adına, bağımsız bir kaç kişinin inisiyatifinde olmasının olağanüstü diplomatik eksiklik - öngörüsüzlük - vizyonsuzluk olduğunu düşünüyorum.<br />
 <br />
Yeni atanan TÜRK TARİH KURUMU başkanın ya da başkanlığının, 1970'lerden beri ülkemiz aleyhine yapılan yüzlerce devletin parlamentolarının Türkiye aleyhine aldığı kararlara karşı cevap verecek komisyonları kurmasını; Diaspora-Sivil Diplomasi - Lobicilik çalışmalarını teşvik etmesini diliyorum.<br />
 <br />
"ÇARESİZSEN ÇARE SENSİN " mottosuyla,<br />
Daha BARIŞÇIL DÜNYA özlemiyle<br />
 ]]></description>
<author>Julia Gül Arslan</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/julia-gul-arslan/turkiyenin-toplumsal-bellegi-ve-turk-tarih-kurumu-ttk-baskanligi-atamalari/1382/</link>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2020 15:47:07 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR ASIRLIK BAYRAM KUTLU OLSUN</title>
<description><![CDATA[<br />
Tam bir asır önce emperyalizme boyun eğmeyen Türk Milleti Mustafa Kemal etrafında toplanarak kanı ve canı pahasına bağımsızlık mücadelesi verdiler.<br />
Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir<br />
Günlerden 23 Nisan 1920 Cuma. Hacıbayram’da kılınan cuma namazından sonra Meclis’e doğru yüründü ve Büyük Millet Meclisi açıldı. Meclisin sıraları çevredeki okullardan getirilmişti. Meclis’in ilk zabitleri ise Mahir İz, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ve Vehbi Koç’tur.<br />
Bu Meclis’te muhalif ve muvafık görüşlüler de bir tek amaç etrafında toplanmışlardı.<br />
“saltanat ve makam-ı hilafetin düşman nüfuzundan ve esaretinden kurtarılması ve milletin istiklalinin sağlanması” söyleniyordu.<br />
İşte bu yüzden Mustafa Kemal 1919’da müfettiş paşa olarak Anadolu’ya geçti. 1923’te Türkiye’yi Lozan barışında istediklerini elde ettikten sonra 29 Ekim Cumhuriyet ilan edildi. Dönemin küresel güçlerinin paylaşmayı düşündükleri bir imparatorluktan doğacak olan yeni Türk devletinin müjdesi bundan 100 yıl önce atıldı.<br />
O günkü mecliste Bu önemli gün Ulu Önder Atatürk tarafından çocuklara bayram olarak armağan edilmiştir. Günümüzde 20 milyondan fazla çocuğun olduğunu ve yarsından fazlasının da yoksul olduğunun altını çizelim.<br />
23 Nisan ve çocuk<br />
Çocuk denilince dünyada çocuklara bayram armağan tek liderdir Atatürk. Biz çocukluğumuzda siyah önlük giyer beyaz yakalık takardık. Saçlarımız üç numara tıraşlı olurdu. Kız çocuklarının ise bakımlı uzun saçları vardı.Kara tahta beyaz tebeşir çocuklarıyız biz.İşte bu nesil 29 Ekim, 23 Nisan ve 19 Mayıs törenlerine farklı coşkuyla hazırlanırdık.<br />
23 Nisan çalışması bir hafta önce başlardı. Bir heyecan bir yarış ki sınıfta en iyi şiir okuyan öğrenci belli olurdu. Sonra okuldaki diğer öğrenciler arasında en iyi olan tören alanında kürsüye çıkar coşkuyla şiirini okurdu. Kutlama töreni Kaymakam yanındaki İlçedeki en rütbeli komutan ve Mili Eğitim Müdürü birlikte alanda yer alan öğrencilerin ve halkın bayramını kutlardı.<br />
Sesi en tok ve gür öğretmen sunardı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ardından Kaymakam konuşur. Çocuklar şiirlerini seslendirirdi. Bitiş zamanı en iyi şiir ve kompozisyon yazan öğrencilere alanda protokol tarafından ödüller verilirdi.O dönemin en iyi ödülü tabiî ki kitaptı.Sonrasında tören yürüyüşü olur.Tüm öğretmenler ve öğrenciler geçit resmi ile protokol ve halkı selamlardı bando müziği eşliğinde.<br />
Afyon vekilleri<br />
Demokrasinin temellerinin atıldığı ve ulusumuzun bağımsız yaşama iradesinin tüm dünyaya ilan edildiği 23 Nisan 1920 ülkemiz için dönüm noktası bir tarihtir. Ulu Önderin 19 Mayıs 1919’da kurtuluş mücadelesini başlatmasının ardından ilk meclis seçimlerle açılmıştır. Burada seçimlerle açılması son derece önemlidir. Atatürk, ilk meclise illerden şu isimler vekil olarak gelsin dedi zannediliyor. Oysa tüm illerde ileri  gelenler bir araya gelip, Ankara’da kurulacak olan Meclis’te ilimizi kimler temsil<br />
edebilir diye isimler tespit ederek seçim yapmışlardır.<br />
Dönemin Milletvekilleri:<br />
Ali Çetinkaya (Asker),Halil Hilmi Bozca (Hukuk),Hulusi Kutluoğlu İsmail Şükrü Çelikalay(Din adamı)Mehmet Şükrü Koç (Hukuk),Mustafa Hulusi Çolguner (Müftü) Ahmet Nebil Yurteri (Din adamı) ve Ömer Lütfi Ergeşö (Asker) İlk Afyonkarahisar Milletvekillerine baktığımızda Hukukçu –Asker ve Din adamı olduğunu görüyoruz.<br />
İlk milletvekillerinin siyasi partisi yoktu.<br />
İkinci dönem de Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekilleri olarak meclise Al Çetinkaya İzzet Ukvi Aykurt (Mülkiye),Kamil Miras(Din Amili),Musa Kerim Tunç (Asker)Ruşen Eşref Ünaydın (Gazeteci) ve Mehmet Sadık(Hukuk) girmişti.<br />
TBMM 3. Döneminde ise 6 olan milletvekili sayısı 7 ye çıkıyor. Tek parti olan CHP mebusu olarak bu kez listede Mehmet Sadık ve Kamil Miras yok.Yeni mebuslar İzzet Akosman(Ekonomi) Cemal Akçin (Hukuk) ve Ziya Nuri Paşa(Doktor)<br />
Gazi Meclis<br />
23 Nisan’da milli irade tecelli etmiş ve Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Gazi Meclis oluşmuştur. Bu son derece önemlidir. O günün şartlarında tahta sıralarda çalışan, hanlarda yatan ilk dönem vekillerimizi rahmet ve saygıyla anıyorum. Bu isimler çok zor şartlar içerisinde görev yapmışlardır. Dünya tarihinde bunun bir örneği yoktur. Dünyada İstiklal savaşı yürüten meclis yoktur. Bu sadece gazi meclisimize has bir durumdur. Bu yüzden TBMM dünya tarihinin gelmiş geçmiş en şanlı, en kahraman meclisidir. Meclisimiz ülkesini kurmuş, bağımsızlığını kazanmış ve Cumhuriyetini ilan etmiştir.<br />
Egemenlik Kayıtsız şartsız milletindir. Bazı dönemler sekteye uğrasa da böyle olmaya devam edecektir.<br />
Hepimize Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.<br />
Mutlu ve aydınlık yarınlara<br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/bir-asirlik-bayram-kutlu-olsun/1381/</link>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2020 21:03:22 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR IŞIK SÖNDÜ</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Köy enstitüleri 17 Nisan 1940 tarihinde kuruldu. O dönemin Milli Eğitim Bakanı ve şair Can Yücel’in de babası olan Hasan Ali Yücel ile İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç'un büyük emekleriyle. Bu yıl kuruluşunun 80. Yıldönümüydü.<br />
Türkiye çapında etkinlikler planlansa da koronavirüs krizi buna engel oldu. Peki, köy enstitülerinin hikayesi nasıl başladı?<br />
1936'da Çankaya'da Mustafa Kemal başkanlığında bir toplantı yapılıyor. O dönemin Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç.<br />
Diyor ki Mustafa Kemal, ‘Biz Cumhuriyet'i köylere götüremedik. 40 bin köyün 35 bini okul ve öğretmensiz. Bir çözüm bulalım’<br />
 <br />
Askerde Çavuş ve Onbaşı olanlardan Öğretmen<br />
İsmail Hakkı Tonguç, bu konuda araştırma yapmak için görevlendiriliyor. Araştırmalar sonucunda ve Mustafa Kemal'in önerisiyle askerliğini başarıyla yapmış çavuş ve onbaşıların çok kısa sürede altı aylık kurslardan geçirilerek köylerde eğitmenlik yapacak şekilde yetiştirilmesi projesi başlıyor.<br />
 Bu deneyim, deneysel pedagoji yani köyün kendi çocuklarıyla içten canlandırılması olayı. Sadece eğitim öğretim değil, bütün o modern tarım ve hayvancılıkla ilgili teknik ve becerilerin köye iletilmesi olayı olarak başlıyor.17 Nisan 1940 tarihinde TBMM'den Köy Enstitüleri Yasası çıkıyor.<br />
Köy enstitüleri aynı zamanda pozitif ayrımcı olarak tanımlanıyor. O dönemde kız öğrenci bulmak çok zor. Ülkedeki o ilk kız öğrencileri okula göndermek için Tonguç bir yöntem buluyor. Deniliyor ki ‘ Yanında bir kız öğrenci getiren erkek öğrenci, enstitülere sınavsız kabul edilecek’<br />
O dönem okumak için bilmedikleri illere, ilçelere giden köy çocukları günümüz öğrencileri kadar şanslı değil. Onları hazır binalar beklemiyor. En azından  ilk yıllarda. Yemekhaneleri, yatakhaneleri, sınıfları kendileri inşa ediyorlar. yani harç kararken kimya öğreniyorlar. Binanın çatısını yaparken Pisagor teoremini öğreniyorlar, elektrik döşerken teknik öğreniyorlar. Bu nedenle köy enstitüleri eğitim sistemi, ezberci olmayan, hayatın gerçek problemleri üzerinden öğrenmeyi sağlayan bir eğitim sistemidir.<br />
 Köy enstitüleri sadece bir öğretmen yetiştirme kurumu değil aslında.<br />
 <br />
Her meslekten insan yetişti<br />
1946 yılına kadar 20 köy enstitüsü kuruldu. 1947'de 21'incisi.<br />
 Köy enstitülerinden yaklaşık 1600-1700 kız öğrenci mezun oldu.<br />
1400 sağlıkçı yetişti.<br />
17 bin 300 öğretmen, 8 bin 500 eğitmen vardı.<br />
 Köy enstitülerinin kurulduğu 1940 yılında Türkiye’nin nüfusu 17 milyon 800 bin, kapatıldığı 1954 yılında 20 milyon 900 bin civarındaydı.<br />
Sadece 6 yıl içinde 15 bin dönüm tarla tarıma elverişli hale getirildi ve bu tarlalarda üretime başlandı,<br />
750 bin fidan dikildi, 1200 dönüm bağ oluşturuldu, 150 büyük çaplı inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 100 km yol, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 20 uygulama okulu ve 12 elektrik santrali yapıldı. <br />
 <br />
 <br />
Peki,  neden kapatıldı?<br />
1945 yılından sonra CHP içindeki dengeler değişiyor. 1940'lı yılların başında CHP’de ilericiler ve hümanistlerin egemenliği var. 46-47'de ise CHP içerisindeki sağ bir grubun, tutucu, muhafazakar gurup yönetimde söz sahibi oluyor. Bu arada .Dünyadaki dengeler de değişiyor ayrıca. Türkiye’nin NATO'ya girme yolculuğu. Sovyetler Birliği olayı. Oradaki aydınlanma hareketi, insanlaşma, özgürleşme hareketini tehdit olarak algılayan bir feodal toplum yapısı ve dış dinamiklerin etkisiyle İsmet İnönü Köy Enstitülerine gereken desteği vermedi. Veremedi.<br />
Ve akabinde köy enstitülerindeki sistemi değiştirmeye başlıyor. Köy enstitüleri demokratik eğitim kurumuydu. Öğrencinin yönetime katıldığı bir eğitim kurumuydu. Bunu kaldırıyorlar. Kitap okuma tartışma saatlerini ortadan kaldırıyorlar. 1950 yılında da köy enstitülerindeki karma eğitime son veriliyor. Erkekler ayrı bir yere, kızlar ayrı enstitülere gönderiliyor. Ve 1954 yılında Demokrat Parti döneminde köy enstitüleri ilköğretmen okullarına dönüştürülüyor.”<br />
“Köy enstitüleri, hayatın gerçek problemlerini öğrenmeyi ve özgür, aktif yurttaşlar yetiştirmeyi hedefleyen eğitim kurumlarıydı. Bakınız yaşları 50 üzerinde olanların tamamına bir Köy Enstitüsü  mezunu hocanın eli değmiştir. Ve o insanlar soran sorgulayan bir nesil olarak şimdiki zamana kadar geldiler.Bu okulların kapanmasından dolayı sonraki nesil   Düşünce devrimini, kültür devrimini, merak eden, eleştiren insan yerine biat eden bir yapıya büründü.<br />
Sözün özü bir ışık söndü.Işık olmayanca karanlığa büründük.Yazımıza bir soru ile noktayı koyalım.<br />
Eğer bu sistem devam etmiş olsaydı FETÖ yapılanması ortaya çıkar mıydı.  Ne dersiniz ?<br />
 ]]></description>
<author>İSMAİL AKAR</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-akar/bir-isik-sondu/1380/</link>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2020 01:27:39 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>23- 24- 25 Nisan ve ULUSLARIN DAYANILMAZ ÇIKARLAR ÇATIŞMASI!</title>
<description><![CDATA[100 YILLIK BİR ARMAĞAN PAKETİ<br />
23- 24- 25 Nisan ve<br />
ULUSLARIN DAYANILMAZ ÇIKARLAR ÇATIŞMASI!<br />
 <br />
Ard arda gelen 23-24-25 Nisan günlerini farklı milletler farklı anlayışlarına göre kutlar ya da anma etkinlikleri düzenler.<br />
 <br />
23 Nisan ve TÜRKLER<br />
23 Nisan, Atatürk'ün Türk Milletini kulluktan vatandaşlığa geçirme serüvenin bir özetidir. 23 Nisan kutlaması Atatürk'ün Türk milletine dev bir armağan paketidir değili midir aslında?<br />
 <br />
Türkler, 23 Nisan gününü genelde çok masumca, hatta çocukça bir ruhla kutlamalarına karşın hemen ardından gelen günleri diğer milletlerin çok ciddiye alarak yüksek düzeyde stratejiler peşinde oldukları günlerdir.<br />
 <br />
24 Nisan, ERMENİLER ve DÜŞMANLIK<br />
24 Nisan, Ermeni milletinin sözde soykırım anma günü olarak kabul ettikleri bu günü, uluslararası seviyeye çekme amacıyla büyük bir ihtirasla ve düşmanca hareket ettikleri bir gündür. Burada ilginç olan, petrol uğruna işbirlikçisi oldukları ülkelerin parlamentolarına sözde soykırımı kabul ettirme çabasıyla Türklere karşı haddinden fazla DÜŞMANCA bir hareketle hatta tarihi son derece tek taraflı bir şeklinde çarpıtarak olumsuz siyasi bakış açısıyla anma günü ilan etmişlerdir. Çoğu Batılı devletin parlamentolarında bu sözde soykırım tanınmıştır.<br />
 <br />
24 nisan günü Ermenilerin propagandalarının Türklere karşı amansız bir düşmanlıklarını kitaplar, etkinlikler, filmler, saptırılmış belgesellerle, makalerle, tartışmalarla,... dünya medyasinda yer alırlar. Yıllardır takip ettiğim edemediğim bu tartışma gruplarının daimi müdavimleri vardır ve olağanüstü bir çabayla hiç de nazik olmayan çekişmeler sürdürülür.<br />
 <br />
Bildiğimiz üzere, 1911'den itibaren Osmanlı hasta adam olarak ilan ediliyor. Osmamli yıkılırken düşmandan kurtuluş ve bağımsızlık savaşı verildiği süreçte. Ermeni örgütlerinin faaliyetleri malumdur ve yaklaşık 600 yıl beraber yaşadığı topraklarda Türklere katliam yapmaya başladılar. Düşman üniforması ( Rusya ve Fransa) giyerek onlar adına çalışan Ermenilerin önde gelen liderlerinden sadece 236'sının tutuklandığı 24 Nisan tarihini soykırım günü olarak ilan etmeleri ne kadar ilginçtir değil mi?<br />
 <br />
25 Nisan, ANZAKLAR ve DOSTLUK<br />
25 Nisan, Anzak'ların ( Avustralya ve Yeni Zelanda) Şafak Törenlerinde Gelibolu'yu İngiliz kraliyeti adına işgal günü olmasına rağmen Arıburnu'na karadan asker ÇIKARMA GÜNÜ olarak bilinmekte birlikte bu iki ülkenin milli kimliklerinin şekillendirdiği düşünülen ulusal bir gündür.<br />
25 Nisanda Avustralya'nın her eyaletinde ve hatta her bölgesinde ulusal çapta ve Çanakkale’de Türkiye de anma etkinlikleri yapılırken Türkiye ve Türkler aleyhine değil daha çok DOSTLUK vurgusu söz konusudur.<br />
 <br />
Türkiye'deki kutlamalar aslında 1920-1929 Türk devrimlerinin bir kısmını temsil eder. 23 Nisan, 1920 yılında Mustafa Kemal Atatürk meclisi açarken ve Türkiye cumhuriyeti kurarken hem 'TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE' öngörüsüyle hem de milletini kulluktan çıkarıp yurttaşa dönüştürerek devletinin egemenliği armağan ettiği EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR diyerek cumhuriyetin kurulmasına temelini atarak Milli Egemenliğin temsilini halkına bıraktı.<br />
 <br />
23 Nisan 1920, İstanbul'un işgaline rağmen Mustafa Kemal Atatürk'ün sadece dünya tarihinin ilk örneklerinden birisi olan emperyalizme karşı bir duruşun ilanı degil, düşmana teslim olmuş imparatorluğun sultanına karşı da bir duruş olması açısından olağanüstü bir dik duruşun ve yeniden doğuşun ve Türk devrimlerinin başlangıcıdır.<br />
 <br />
Kısacası, 23 Nisan Çocuk bayramının çok ama çok daha ötesinde bir gündür. Atatürk'ün savaştan çıkmış bir milletin öksüz çocuklarını onurlandırmak için ilan ettiği 23 Nisan, ağırlıklı olarak çocuk bayramı olarak görmek aslında birçok şey görmezlikten gelmektir.<br />
 <br />
Aslında 23 Nisan'ın çocuklara çocuk bayrami olarak ilan edilme tarihi 1929'dur ve kutlamalara daha sonraki yıllarda başlanmıştır ve 23 Nisan dünyada çocuklara armağan edilen ilk çocuk bayramıdır.<br />
 <br />
19 MAYIS ve YUNANLILAR<br />
 <br />
Çoğumuz bilmez ama Yunanlılar da 19 Mayısı soykırım günü olarak anıyorlar ve dünyanın her yerindeki siyaset adamlarını bitmeyen düşmanlıkları konusunda olumsuz etkileyerek parlamentolara dünya barışını tehdit edecek şekilde adeta kin ve nefret kararlar aldırıyorlar.<br />
 <br />
DÜNYA BARIŞI DEYİNCE<br />
 <br />
DÜNYA BARIŞI deyince akla Atatürk gelmesi gerekmez mi?<br />
 <br />
Hangi dünya lideri, asker olmasına rağmen yurdunda barış isterken aynı zamanda dünya da barışını istemiştir?<br />
 <br />
Hangi dünya lideri, savaşların milletler için hayati olmadığı sürece cinayet olacağını söylemiştir?<br />
 <br />
Gerçek düşmanın emperyalizm ( sömürgeci) yani yayılmacılık odaklı, dünya servetini ellerine geçirip kendileri refah içinde yaşarken diğer zayıf milletleri birbirine düşürenler olduğunu, zayıf kalmış milletlere refahı çok görüp hatta yaşam hakkı tanımayan dünya güçleri, dunya nimetlerinin paylaşım savaşının sonuçlarını başka milletlere yükleyerek düşmanlık ruhunu yüklemek, hatta hasta ruhlu milletlere dönüştürmek büyük bir zalimlik değil midir? .<br />
 <br />
Her zamanki gibi yine şöyle bitirelim.<br />
Düşmanlık düşmanlığı doğurur bu da dipsiz bir kuyudur.<br />
 <br />
NOT:<br />
23 NİSAN ve HÜKÜMET<br />
Hükümet 23 Nisan kutlamalarına dair nasıl bir çalışma yapmış diye bir araştırma yaptım.<br />
 <br />
TBMM başkanı Mustafa ŞENTOP başkanlığında bir sempozyum düzenlenmiş. Sempozyumun katılımcılardan talepleri ya da katılımcıların konularına ana hatlarıyla baktığım kadarıyla bu duyuruyu inceledigimde MUSTAFA KEMAL ATATÜRKün bu kutlamanın merkezinde olması gerekirken onun eşsiz etkisinden bir kelime ya da yaklaşımın olmaması çok vahim değil midir?<br />
 <br />
Çanakkale savaşında sonra<br />
23 Nisanda da Atatürk'ü yok sayarak kutlamak petrol zengini Emperyalizme hizmetin ta kendisi değil de nedir?<br />
 ]]></description>
<author>Julia Gül Arslan</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/julia-gul-arslan/23-24-25-nisan-ve-uluslarin-dayanilmaz-cikarlar-catismasi/1379/</link>
<pubDate>Tue, 21 Apr 2020 15:00:13 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İHTİYACI İHTİYAÇ ÂNINDA GİDERMEK</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Sosyal medyada dolaşan bir hikayeyi paylaşmak istiyorum<br />
 <br />
Bir Torba Şeker<br />
Bundan 30 yıl kadar önce, Gaziantep’te helvacılık yapan Ökkeş usta iflas eder. Elinde avucunda ne varsa yitirir. Alacaklarını tahsil edemez, işçilerini çıkarır, iş yerini kapatmak zorunda kalır. Ama bir yerlerden de tekrar başlaması gerekmektedir. Helvacı Ökkeş ustanın cebinde beş parası yoktur. Kalkar, hiç tanımadığı toptan şeker satan bir dükkâna gider. Kendisini tanıtır, helvacılık yaptığını, iflas ettiğini anlatır. Parasının olmadığını, iş yerinin tekrar üretime geçebilmesi için acil bir torba şekere ihtiyaç duyduğunu, ancak şeker parasını helvayı yapıp sattıktan sonra ödeyebileceğini söyler.<br />
Şeker satıcısı Bahaddin usta, Ökkeş ustayı dikkatlice dinler, yerinden kalkar, yanında çalışanını çağırır: Oğlum, bir at arabası çağır, 20 torba şeker yükleyin, Ökkeş ustamın dükkânına indirin der. Şekerci Bahattin usta küçük bir kağıda da isim, adres belirtmeden, sadece ”20 torba şeker” yazar, kâğıdı Ökkeş ustaya uzatır, ardından da ”Ökkeş usta, sıkma canını! Sen şu şekeri al, kazanını kaynat, helvanı yap, sat. Ne zaman elin rahatlarsa o zaman gel borcunu öde” der.<br />
Ökkeş usta şaşkındır, ne diyeceğini bilemez. Bir torba şeker derken, 20 torba şeker bulmuş olmanın heyecanını yaşar. Hiç tanımadığı biri tarafından kendisine güvenilip 20 torba şeker verilmesi karşısında gözleri dolar, hıçkırıklara boğulur. Ökkeş usta şekeri alır, iş yerine döner. Kısa sürede helva üretimine tekrar başlar. Yaptığı helvaları satar, şeker borcunu ödeyecek parayı toparladığında Bahattin ustanın yanına gider. Bahattin usta güler yüzle, ayakta karşılar, çay kahve derken, parayı Bahattin ustaya uzatır; Bahattin ustam; Allah senden razı olsun, bizi tekrar ayağa kaldırdın, çark dönmeye başladı dediğinde Bahattin usta; Yok! Kazanmanın sebebi ben değilim. Belki vesile olmuş olabilirim ama ne varsa sendendir der, sonra da yanında çalışanlara; Ökkeş ustama 30 torba şeker yükleyin talimatını verir. Ökkeş usta sözünde durmuş, borcunu ödemiş olmanın huzurunu duyarken, Bahattin usta da karşısında işini tekrar kazanmış, sözünde duran birini görmenin bahtiyarlığını yaşar.<br />
Merhamet etmek iyidir. Ancak acımak yetmiyor. Önemli olan ihtiyaç duyana, ihtiyaç duyduğunu, ihtiyaç duyduğu anda verebilmektir.<br />
 ]]></description>
<author>Halil İbrahim Kocaerkek</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/halil-ibrahim-kocaerkek/ihtiyaci-ihtiyac-ninda-gidermek/1378/</link>
<pubDate>Sun, 19 Apr 2020 19:18:59 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İKİ ÜÇ KİŞİ</title>
<description><![CDATA[ <br />
Çok sevdiğim saygısını her zaman gösteren arkadaşım, Psikoloğ Beğüm Hocaoğlu zaman zaman  İnternet üzerinden konuklar alıp onlarla gündeme dair güzel akıcı bir proğram yapıyor. İşte o konuklarından birisi Çin'in kuzeyinde yaşayan Afyon'lu Melek Bangir Ejaz isimli  genç bir hanımdı.<br />
Tabiki konu hepimizi yakından ilgilendiren Coronovirüs. Çin'de yaşam, yiyecekler, hijyen, sosyal hayat üzerine samimi içten konuşmaları çok güzeldi. Gecenin bir saatinde bu satırları yazmaya başladım.<br />
 <br />
Zor günler yaşadığımız bu günler, hepimizi umutsuzluk ve tükenmişlik içine alsa  bile yaşamdan kopmadan izolasyon, hijyen kurallarına uyarak çok yakın bir zamanda güzel günleri hep birlikte eskisi gibi yaşayacağımızı unutmayın asla. Biliyormusunuz orta yaş üzerinde bir çok insan çocukluğunu, gençliğini geçmişi düşünür oldu bu aralar çünkü hayatları boyunca böylesine bir virüsün insanları evlerinde kalmalarına neden olmamıştı? Bu anlamda oradaki mutlulukları, korkuları, sevinçleri, üzüntülerini, aşkları, mahalledeki komşularını filim şeridi gibi gözlerinin önünden akıp gitmesine engel olamadıklarını hissediyorum. Sevgili dostlarım, arkadaşlarım, isterseniz o filim şeridini harika bir şekilde kaleme alınmış bir yazı ile size aktarmak isterim. Aslında gençlerin okumasını çok isterim ama onların köşe yazıları okuma yerine internet üzerinden arkadaş avı peşindeler büyük bir ihtimalle.<br />
Her neyse ben sizi o güzelim günlere tekrar götürmek istiyorum.<br />
 <br />
Eskiden...<br />
Banyo taburesine oturmadan önce su döken nesiliz biz.<br />
Annemizin sinirlenince kafamıza ‘dannk’ diye ses çıkartan taslarla yıkandık,<br />
Banyodan sonra havluya sarılıp sobanın yanına geçtik..<br />
Saçlarımızdan düşen suları sobaya düşürür cısss sesini dinlerdik.<br />
En güzel mahalle maçlarını annemizin zamansız banyo yaptırmaları yüzünden kaçırdık.<br />
Cumadan verilen ödevi pazar akşamı yapan nesiliz.<br />
Aynı simidi iki üç  kişi yiyip aynı şişeden gazoz içtik.<br />
Arkadaşın bisküvisinden alınca içi yanan değil mutlu olan nesildik.<br />
Anne terliğinin tadına doyumsuz bakmış,pazar banyosunu genelde leğende ülfet sabunu ve maşrapayı kafasına yiye yiye yıkanmış tertemiz çocuklardık.<br />
Her sabun kokusunda çocukluğum aklıma gelir bu yüzden..<br />
Bizler kardan adam yapıp erimesin diye dua eden çocuklardık.<br />
Sokak oyunundan vazgeçemeyip,<br />
Salça ekmek yiyip doyan çocuklardık.<br />
Yere düşen ekmeği öpüp başımıza koyardık,<br />
Tuvaleti geldiğinde annesi eve alır korkusuyla sokağa çiş yapan çocuklardık.<br />
O günler çok çok güzeldi hele hele bugünlerle karşılaştırıldığında.”<br />
Çocuk gibi çocuktuk biz!.<br />
Huzur ve saygı da vardı,<br />
mutluyduk küçücük dünyamızda<br />
Sabahtan aksama kadar oyun oynardık.<br />
 <br />
Karnımızın acıktığını unuturduk oyun oynarken.<br />
Gazoz kapaklarıyla oynayan çocuklardık,<br />
Çelik çomak oynardık,<br />
çember çevirirdik,<br />
çomaktan bez bebekler yapardık, ekmeğimize toz seker atıp yerdik<br />
Yaprakları içine pirinç diye kum koyar sarardık<br />
Ölen bir kuş görürsek gömer mezar yapar dua okurduk mutluyduk…<br />
Çam ağacının kabuğundan araba traktör yapardık, yaramazlık yapardık annemizden dayak yememek için saklardık, ilkokulda soba ile ısınırdık…<br />
Biz küçükken çok büyüktük.<br />
Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık.<br />
Güzeldik biz küçükken.<br />
Kaşlarımızı almayı bilmezdik,makyaj çok büyüklerin işiydi sevmezdik.<br />
Arkadaşlarımızla beraber bir gece uyuyabilirsek eğer velinimetti bizim için, çok lükstü, hayaldi belki de…<br />
Bizler bahçeli evlerimizde çevremizdeki insanlara güvenerek büyüdük.<br />
Annelerimizin dizlerinin dibinde sokakların, bahçelerin, ağaçların, tozun toprağın kokusunu içimize çekerek büyüdük.<br />
Kapı önlerine paspas serip evcilik oynardık, kapı önünde çizgili oynardık, kaldırım taşına oturur saatlerce oyalanırdık…<br />
Oyuncaklarımız mutfak eşyalarımız yoktu….<br />
Ekmeğin arkasındaki kağıdı sökmek için uğraşırdık,hep kağıt kalırdı…<br />
Bizim hiç bir şeyimiz yoktu ama yine de mutluyduk.<br />
O günleri yine doya doya yaşamak için neler vermezdim ki…!<br />
Biz çocuk gibi çocuktuk…!<br />
Coronovirüs'süz günler çok yakında buna kavuşmayı çok istiyorsak,<br />
 <br />
'' Evde kal"<br />
"Sosyal mesafeyi koru"<br />
"Hijyen kurallarına uy"<br />
Her şeyin  gönlünüzce olması dileği ile hoşçakalın ama dostça kalın.<br />
 ]]></description>
<author>MUSTAFA TÜRK</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/mustafa-turk/iki-uc-kisi/1377/</link>
<pubDate>Sun, 19 Apr 2020 16:39:31 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>VİRÜS DOĞUDAN YÜKSELİR</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
"Işık doğudan yükselir" derler ki, bu sözü herkes bilir.<br />
Işık doğudan geliyor da virüs gelmiyor mu!<br />
Gelmez mi, yüküyle..<br />
Zira..<br />
Işığın yükseldiği yerdeki Çin, tarihten bilinir; tüm kitlesel salgınların, kaynağıdır. Bakın tarihe,<br />
 insanlığı kasıp kavuran tüm salgınların tek adresi var; Çin..<br />
Yarasa, pangolin başta olmak üzere toksisitesi olabildiğince yüksek yiyeceklerin bol<br />
bol tüketildiği Çin'deki beslenme kültürü dünyanın başına sayısız kez bela oldu.<br />
Son salgına neden olduğu düşünülen yaygın adıyla 'Wet market'ler (ıslak pazar) özellikle Çin<br />
ve kimi Güneydoğu Asya ülkelerinde yaygın.<br />
Tüm dünyayı perişan eden ve halen de sonu belirsiz duruma sürükleyen her türden<br />
"zoonotik hastalıkların" salgın şeklinde yayılmasına bu pazarların kaynaklık ettiğine inanılıyor.<br />
Her türden hayvanın satıldığı ıslak pazarların ortak özellikleri müşterilerin satın<br />
aldıkları hayvanların hemen oracıkta kesilmesi, doğranması, paketlenmesi..<br />
Hijyen mi?<br />
O da ne!<br />
Elbette H'si bile yok..<br />
***<br />
Bugün tüm dünya, açıktan ya da gizliden coronavirüsün kaynağını araştırıyor, giderek artan<br />
bir baskıyla virüsün kaynağını açıklaması için Çin'i sıkıştırıyor.<br />
Eldeki tüm deliller Çin'deki iki noktada birleşiyor. Birisi hayvan pazarı. Diğer Wuhan<br />
Viroloji Laboratuarı.<br />
Çin, her iki noktanın da virüsün kaynağı olduğu iddialarını reddediyor. Hatta, dünyanın<br />
görüntülerini tiksinerek izlediği canlı hayvan pazarını kapatmayacağını, binlerce yıldır<br />
bu gıdaları tükettiklerini açıkladı.<br />
Wuhan Viroloji Laboratuarı'yla ilgili ise hemen hiçbir açıklama yapılmazken, burada<br />
nelerin döndüğünü sıradan insanların bilmesi zaten imkansız.<br />
Virüsü gerçekten burada mı üretildi, üretirken yanlışlıkla veya sakarlıkla<br />
kaçırdılar mı..<br />
Bilinmiyor..<br />
***<br />
Virüsün nereden kaynaklandığı konusunda oldukça ketum davranan Çin'in, son<br />
salgının ülkesinde yarattığı tahribatı da net olarak açıklamadığı yönünde ciddi kaygılar var.<br />
Dünyanın el kalabalık ülkesinin son salgınla ilgili bilgileri kararttığı yönünde genel bir<br />
eğilim var.<br />
Misal...<br />
İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre, coronavirüs<br />
salgını Çinlilerin bahsettiği gibi Aralık 2019 değil Eylül ayında başlamış olabilir.<br />
ABD Başkanı Trump, "Çin verileri gizliyor, ölü sayısında ABD Çin'e yaklaşamaz,<br />
inanmıyorum" dedi. Trump'ın açıklamasının ardından Çin, coronadan bin 290 ölüm<br />
daha açıkladı.<br />
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, "Çin'in koronavirüsün yönetiminde bizden daha iyi<br />
olduğunu söyleyecek kadar saf olmayalım. Bilmiyoruz. Açıkçası bilmediğimiz şeyler oldu" dedi.<br />
Belçika'da şu an Çin'den daha fazla ölüm vakası var.<br />
Mevcut algı şöyle: Çin, hem virüsün ortaya çıkış zamanını, kaynağını açıklamıyor hem<br />
de dünyaya malzeme-ilaç yardımı yapıp, Amerika ile ağız dalaşına giriyor.<br />
***<br />
Öyleyse..<br />
Hem inandırıcılıktan yoksun..<br />
Hem de komik ve karanlık bir duruş..<br />
Dünya yüz yıl önceki dünya değil. Kullandığınız aeresoldan, klimanızın sağladığı konfora<br />
kadar pek çok eylem ve madde tüm cümle alemi ilgilendiren sonuçlara neden oluyor.<br />
O halde..<br />
Çin, belki alışkın değil ama mutlaka şeffaf olmayı öğrenmeli..<br />
Coronavirüs konusunda tüm dünyaya bir açıklama borcu olduğunu unutmamalı..<br />
Küresel salgının kaynağı ne olursa olsun, bilgiyi karartan herkes, her kurum, her devlet<br />
aslında ağır bir insanlık suçu işliyor..<br />
Göreceli ekonomik gelişmişliğini korumaya çalışan Çin,virüsün değil, ışığın yükseldiği yer<br />
olarak anılmak istiyorsa, şeffaflığın bir erdem olduğunu aklından çıkarmamalı..<br />
 <br />
 ]]></description>
<author>POLAT YILMAZ</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/polat-yilmaz/virus-dogudan-yukselir/1376/</link>
<pubDate>Sat, 18 Apr 2020 12:33:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MUHTEŞEM KÜÇÜK ŞEYLER</title>
<description><![CDATA[ <br />
En son ne zaman parlamasına neden olduğunuz bir çift çocuk gözünde kendinizi gördünüz?<br />
En son ne zaman ailenizle komik bir film izlediniz?<br />
En son ne zaman bir kedinin kedi öpücüğüne şahit oldunuz? Sizi sahiplenip size sürtünmesini hissettiniz?<br />
Bir köpekle en son ne zaman selamlaştınız, yol arkadaşı oldunuz?<br />
En son ne zaman sevdiklerinizle karnınızı tuta tuta güldünüz?<br />
En sevdiğiniz şarkı çalarken, en son ne zaman hayaller kurdunuz?<br />
Tanımadığınız küçük bir insanın, içten bir gülümseme ile kalbine en son ne zaman dokundunuz?<br />
Cebinizde kalan son paranızı en son ne zaman bölüştünüz?<br />
Bir insanın hayallerine ulaşmasını, fikirlerle veya yapıcı eleştirilerle en son ne zaman desteklediniz?<br />
Güzel kitaplar içinde, notlar tuta tuta, büyük bir iştahla en son ne zaman kayboldunuz?<br />
En son ne zaman kardeşlerinizle gökyüzünü izlediniz?<br />
En son ne zaman ufak bir çocukla koca yaşınıza aldırmadan yuvarlandınız, koştunuz, çocuklaştınız?<br />
En son ne zaman içinizdeki çocuğu dinlediniz?<br />
En son ne zaman bir ağacı veya bir çiçeği suladınız?<br />
En son ne zaman hayvanlara mama, su bıraktınız?<br />
En son ne zaman birine hediye veya birinden hediye aldınız?<br />
En son ne zaman birine kitap okudunuz?<br />
En son ne zaman en iyi arkadaşlarınızla çocukluk anılarınızı kahkahalarla konuştunuz?<br />
Hayatınızı en son ne zaman gözden geçirdiniz?<br />
 <br />
Hayatımızı gözden geçirdiğimizde, bize mutluluk veren çoğu şeyin aslında küçük şeylerden oluştuğunu göreceğiz…<br />
 <br />
 <br />
Sağlıklıysak, sevdiklerimiz yanımızdaysa, hayatta olmayan sevdiklerimizi anabileceğimiz bir sürü anımız varsa ve hala çabalıyorsak, iyi ve donanımlı bir insan olmak için kendimizi geliştiriyor ve gayret ediyorsak eğer,<br />
umut vardır, hem de her zaman…<br />
 <br />
Sevgiyle kalın,<br />
 <br />
Evinizde kalın.<br />
 ]]></description>
<author>JALE ADEMOĞLU</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/jale-ademoglu/muhtesem-kucuk-seyler/1375/</link>
<pubDate>Fri, 17 Apr 2020 21:09:16 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SEVMEK ŞART DEĞİL, SAYGI ŞART AMA YENİDEN DÜŞÜNMEK DAHA ŞART</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Julia Gül Arslan<br />
Malumunuz, bir toplumda insanlar birbirinin inancına, fikirlerine,... katılmayabiliriz ancak olmazsa olmaz olan karşı düşüncelere saygı duymak gerekiyor.<br />
 <br />
Beğenmedigimiz bir düşüncenin sahibi ile empati yapmadan, düşüncesinin kaynağını öğrenmeden, bilmeden yapılan itiraz havada kalıyor. Eğer derdimiz ego savasi degil fikir savasi ile karşı olduğumuz düşüncenin yanlış olduğunu değiştirmek istiyorsak buna ihtiyacımız var. Şövalye ruhunu ya lni zerafet ile karşı gelmek zorundayız. İnsanlar birbirine saygı duymazsa hiçbir toplum, hiçbir konuda gelişmez ve sürekli kaosda bulur kendini.<br />
 <br />
Yaklaşık 3 yıl önce katıldığım bir Facebook'a üyeyim. Ortalama 5200 üyesi olan bu grubun adı 'Turkish-Australians in Melbourne' ..Çoğu arkadaşım oradaki tartismalardan çok rahatsız olup daha fazla tahammül edemeyip ayrıldılar.<br />
 <br />
Grubun moderatorü bulunamıyor. Hapiste deniyor. Katildigimda 3000 uyesi vardı şimdi 2000 üye eklendi. Bu grupda sahte isimlerle yıllardır hakaret, istismar küfür, özellikle Atatürk'e iftra atmanın, aşağılamaların haddi hesabı yok.<br />
 <br />
Atılan iftiralara aşağılamalara,...tahammül etmesi cok zor bir grup. Ne ara kendi milletine bu kadar kindar yetişti kim yetiştirdi inanılabilir gibi değil. Ortak yönleri hemen hepsi de malum zihniyetten olmaları. İster partili olsun ister cemaate hepsi karşı devrimci militan adeta. Bu zihniyetin temsilcileri eğer Atatürk'e iftira ediliyorsa ses çıkarmıyor ama hükümetin yanlışları konusunda en ufak bir eleştiri ya da aksayan bir şey paylaşırsaniz muazzam hakaretlere maruz kalıyorsunuz.<br />
 <br />
Geçende "Hadi bakalım Corona için dua edin de size gelmesin" gibi birşey yazdım diye yazdım diye söylenmedik hakaret kalmadı bana da.<br />
Aşırı fanatik demiyeceğim dindar demeyeceğim ama olağanüstü yalan saptırma seçici yanlislarla çarpık algı yaratma hakaretleriyle ve CHP ve Atatürk'e muazzam kindar bir zihniyet.<br />
Çoğu şeriatı savunuyor. Üstelik birçoğu çoğu laik Avustralya'da yaşıyor ama Türkiyedeki laiklikligi getiren Atatürk'den ve Türkiye'deki laiklikten şikayet ediyor var.<br />
 <br />
Tarihin derinliklerini kendileri asla araştirmadan oradan burdan derleme kopyalama yapıştırma ile bilmedem tarihci gibi şeyler paylaşıyorlar. Bu kisilerin eline kim veriyor büyütün bu yalanları bilmiyorum ama çoğu 'Derin Tarih' diye bir dergiden ve Fesli'den geliyor referansları.<br />
Bütün bu nasıl bir durum ya da hareket ya da planlanmış zihniyetin amacı malum 1938'den beri, hatta Menemen Kubilay'dan beri karşı devrimci hareket elbette Vahabi islami adına şeriatı Türkiyeyi getirmek adına yıllardır beyinleri mıncıklanmış bilinçli ve bilinçsiz bir grup insanların hu düşünceyi yayma senaryosu. Bilindiği gibi son yıllarda Suudlar ile aramız pek iyi gitmiyor ama zaten Suud'ların arkasındaki güç hiç değişmiyor malum; emperyal-sömürgeci güçler!<br />
 <br />
Geçen Pazar, 12 Nisan, İsa'nin bazılarına göre Tanrı'nın oğlu dedigi ya da peygamber olarak düşündügü Hazreti Isa'nın yeniden dirildigi inancının kutlandigi günlerin başlangıcı. Her yıl farklı güne denk gelebiliyor çünkü Nisan ayının 2. haftası anılıyor ya da kutlanıyor.<br />
 <br />
Easter yani Paskalya, Hristiyanlığın en eski yaklaşık 2. yüzyıldan beri Hazreti İsa'nın çarmıha gerildikten sonra 3. günde dirilişi olarak kutlanıyor.<br />
 <br />
Doğu ve Batı kiliseleri arasında farklılıklar olmakla beraber bu inanç ya da inançsızlık Hiristiyan insanların ilişkilerini bozmuyor. Tartışsalar da iftira edilmiyor. Aşağılanmıyor ya da inanç üzerinden kimse siyaset yapmıyor.<br />
 <br />
Batı dünyasının dini alandaki Reformlarından dolayı Müslüman toplumlara göre daha bilinçli toplum dolayısıyla din siyasete alet edilemiyor, teşebbüs edilemiyor ya da bunun alıcısı olmuyor gibi gözüküyor.<br />
 <br />
Reform kelime olarak yenilik veya ıslahat anlamına gelmektedir. 16. yüzyılda gittikçe olumsuzlaşan dini şartlar ve kilisenin haksızlıkları karşısında Rönesans’ın da etkisiyle önce Almanya’da başlatılan ve kiliseleri dini değişiklik yapmaya zorlayan harekettir.<br />
 <br />
Bu dönemde din, kilise tarafından tamamen insanları sömüren ve dini inançları kullanan bir kurum halindeydi. Rönesans’ın etkisiyle, halk arasında özgür düşünceler harekete geçmiş ve Hümanizm (insan sevgisi) ön plana çıkmıştır.<br />
 <br />
Reformu başlatanlardan Alman din adamı Martin Luther adı çok önemliydi. 1517 yılında Roma’ya yaptığı bir yolculukta kilisenin insanları sömürdüğünü, din adamlarının güç ve statü için dini duyguları kullandıklarını fark etmiştir. Kilise’ye olan inancını tamamen yitiren Martin Luther, Almanya’ya döndüğünde 95 maddelik bir metin hazırlamış ve kilisenin duvarına asmıştır. Bu metinde kısaca ifade edilenler şunlardır;<br />
 <br />
1)- Tanrı ve kul arasına kimse giremez.<br />
 <br />
2)- Günahları sadece Tanrı affedebilir.<br />
 <br />
3)- Papalığın af yetkisi bulunmamaktadır.<br />
 <br />
4)- Endüljans belgesi satan din adamları sahtekar ve suçludur.<br />
 <br />
Bu metinden sonra Martin Luther, Papa X. Leon tarafından aforoz edilmiştir. Sonrasında Avrupa’ya yayılmaya başlayan bu metin, halkta büyük yankı uyandırmıştır.<br />
 <br />
Martin Luther’i destekleyen insanlar Protestan adında yeni bir mezhep kurmuşlardır. Kurucusu da Martin Luther olarak kabul edilmiştir.<br />
 <br />
Bu dönemden itibaren batı Rönesans’ını yaşamış bilim ve teknikle çok ilerleme kaydetmiştir. Çünkü kilise baskısını üstünden atan insanlar özgür düşünmeye ve sorgulayamaya başlayınca yaratıcılık ve üretkenlikleri artmıştır.<br />
 <br />
Sanatta ve sanayide bilimde ilerleme kaydetmislerdir. Din ile sömürmeye geçit verilmeyince insanlar sanata ilgi duymuşlardır.<br />
 <br />
Dinde reformlar ve Rönesans insanların özgür düşünmelerinin önünü açmıştır.<br />
Muhteşem filozoflar ve sanatçılar yetişmeye başlamıştır.<br />
 <br />
Batıli devletler, akabinde sanayi devrimlerini de gerçeklestirerek ve Doğuya hakim olmaya başlamışlardır.<br />
Bilimle gelen araştırmalar Ortadoğunun elindeki doğal kaynaklara doğru eğilimi başlatmıştır.<br />
 <br />
Ortadoğu toplumları bütün bu gelişmelerin (hala) çok gerisinde kalınca otomatikman sömürülen toplum durumuna düşürmüştür. Bu durumda. BATI sömüren (emperyalist-emperialism) kavramını türetmistir. Ortadoğu sömürülen durumuna düşmüştür. Beyinler metafizik yani uhrevi somut olmayan din baskısı ile bilimde ilerleme olmamış elinde Batıdan çok daha fazla doğal kaynaklara (özellikle petrol) sahip oldukları halkın üstünde din ile baskı kurarak butun bu zenginlikleri ellerinde tutmayı başarmislardır. Halkın bütün bunların farkina varmaması için büyük çaba verilmiştir.<br />
 <br />
Batıda dini bayramlar tatile, eğlenceye aynı zamanda ne yazik ki, tabii ki en kötüsü kapitalizme hizmet edecek şekilde ticarete dönüştürülmüş durum donuşerek o tarafda da halkı para harcamaya teşvik etmişlerdir. Bu gibi fini bayramlar bu yüzden önemlidir ama böyle olsa da gayet neşeli ve huzurlu geçmektedir.<br />
 <br />
Easter ya da Christmas (İsa'nin doğumu olan 25 Aralık). Hristiyanlık konseptine uygun şekilde herşey rengarenk Kapitalist sistem bu kutlamalarının devamını sağlayacak şekilde teşvik ediyor. Herkes birbirine zorunlu hediye alıyor. Muazzam bir sektöre dönüştürülmüş durumda.<br />
 <br />
2020 dunya çapındaki Corona salgınıyla sonra, neo liberalizm ya da neo kapitalist- yeni sermaye ekonomisinin maksadı aşan bu tür günler kutlanırken CORONA ÖNCESİ ve CORONA SONRASI olarak yeni bir bakış açısi geliştirileceginden ortak kanı. Elbette Batılı toplumlar hatalarından ders almasını bilen toplumlar.<br />
 <br />
Aynı ders çıkartma durumu bizim gibi İslami toplumlarda da mümkün olur acaba?<br />
İslam dünyasında da aydınlanma reform ve huzur getirir mi dersiniz?<br />
Getirir mi bilemem ama GETİRMELİ diyorum.<br />
 ]]></description>
<author>Julia Gül Arslan</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/julia-gul-arslan/sevmek-sart-degil-saygi-sart-ama-yeniden-dusunmek-daha-sart/1374/</link>
<pubDate>Tue, 14 Apr 2020 15:32:59 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BOK BÖCEĞİ</title>
<description><![CDATA[<br />
 <br />
Adamın biri bahçede otururken gözüne bir böcek takılır. Böcek, diğer hayvanların pisliğini yuvarlayıp ayaklarının ucuyla kendi yuvasına doğru itmektedir.<br />
Adam iç geçirerek;<br />
"Kurban olduğum yarabbim bu böceği ne diye yaratırsın" diye hayıflanır.<br />
Gel zaman git zaman. Adam hastalanır. Yatağa düşer. Doktor gelir, kontrolünü yapar.<br />
Adama döner;<br />
-Bahçelerde dolaşan bok böceği diye bir böcek vardır bilirmisiniz ?<br />
-Bilirim.<br />
-İşte o böceğin topladığı boklardan yiyeceksiniz 40 gün, günde bir kez.<br />
Adam çaresizce "tamam" der.<br />
40 gün bu böceğin topladığı dışkıları yiyen adam iyileşir ayağa kalkar.<br />
Aradan uzun bir zaman geçer. Adam gemiyle tatile çıkar. Okyanusun ortasında birden fırtına çıkar. Gemi ha battı ha batacak, vaziyet çok kötüdür. Herkes panik halde bir sağa, bir sola koşmaktadır. Herkes bu durumdayken adam kendine bir çay koyar oturur bir sandalyeye çayını yudumlar. Adamın bu rahat tavrını görenlerden biri;<br />
-Ya ne yapıyorsun. Gemi battı batacak. Sen oturmuş sakin sakin çay içiyorsun.<br />
-Allah'ın işine karışılmaz. Bir kere karıştım. 40 gün bok yedim. Şimdi karaya mı çıkartır,yüzdürür mü, öldürür mü onun bileceği iş. Ben karışmam.<br />
 ]]></description>
<author>Halil İbrahim Kocaerkek</author>
<link>https://www.kurtulusgazetesi.com.tr/yazarlar/halil-ibrahim-kocaerkek/bok-bocegi/1373/</link>
<pubDate>Fri, 10 Apr 2020 15:54:23 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>