Şifalı bitkiler reçeteye girdi
Evliya Çelebi'nin seyahatnamesine göre 17. Yüzyıl'da, İstanbul'da 2 binin üzerinde aktar yaşıyormuş. O yıllarda 'kökçü' diye de çağırılan aktarlar, arabalar üzerinde zencefil, ravent, karanfil, biber, tarçın, sümbül yağı, sarısabır gibi 3 bin çeşit mal satarlarmış.
Günümüzde ise bu çeşitler oldukça çoğaldı.
Afyonkarahisar’da da 3 nesildir aktarlık yapan Soner Çakır, hem atalarından gördüğü ve duyduklarını hem de okulunda öğrendikleri bilgiler ışığında insanlara şifa dağıtmaya çalışıyor.
Bir hastalığa ilaç iyi gelmediği gibi her şifalı bitkinin de iyileştiremeyeceği hastalıkların odlunu belirten Çakır, son 15 yılda insanların daha da bilinçlenerek, kendilerinden şifalı bitki istediklerini söyledi.
Ülkemizde de artık şifalı bitkilerin reçetelere yazılabildiğini hatırlatan Soner Çakır, diğer ülkelerde olduğu gibi henüz ülkemizde bu reçeteleri karşılayacak bir sosyal güvenlik kurumunun olmadığının da altını çiziyor.
Mevsimsel hastalıkların arttığı günümüzde sizler için Aktar Soner çakır ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
*Soner Çakır kimdir?
-Soner Çakır, Afyonkarahisar’da doğdu ve burada tahsilini yaptı. Üniversiteyi Kimya, Gıda ve İşletme olarak üç ayrı bölüm bitirdim. 8 yıldır bu işi kendi adıma yapıyorum ancak 3 nesildir bu işin içindeyiz.
*Yabancılık çekmiyorum diyorsunuz yani…
-Evet yabancılık çekmediğim gibi eğitimini de aldığım için daha verimli olduğuma inanıyorum.
*Vatandaşımızın ilgisi nasıl?
-Son 15 senedir ilgi arttı. Daha doğrusu geriye dönüş 15 yıldır devam ediyor. 15 yıldır satışlarımız günden güne artarak devam ediyor. Geçtiğimiz yıl yasal prosedüre de kavuştuk. Doktorlar da reçete yazıp bize gönderebiliyorlar.
*Reçeteyi SGK karşılıyor mu?
-Hayır şu anda öyle bir uygulama yok ama bu kadarlık bir düzenleme bile bizleri rahatlatmış durumda. Doğala dönüşü onlar da gördüğü izin artık küçük hastalıklara şifalı bitkileri yazabiliyorlar.
Benim eşim İngiltere vatandaşı orada doktorlar girip gibi hastalıklara ilaç yazmıyorlar. Reçeteye şifalı bitkileri yazıp gönderiyorlar.
*Orada bu reçetelere ödenek var mı?
-Evet onlarda bu tür reçetelere ödenek var ama bizde yok. Onlarda küçük hastalıklara ilaç verme adeti yok. Beslenme ile geçirilebilecek hastalıklarda ilaç yazmıyorlar. Zaten birçok hastalığın nedeni vücudun direncini kaybetmesidir. Vücut direncini beslenme ile kazanabiliyorsa ilaca da gerek görmüyorlar. Ama bizde öyle değil. İlaç yazmayan doktorlara başka gözle bakıyorlar.
*Bu mevsimlerde vücudun direnci daha da düşüyor…
-Tabi bu mevsimlerde bir soğuk bir sıcak ortamda kalanlar daha kolay hasta oluyorlar. Bir kişinin hasta olması demek diğerine bulaştırması da kolaylaşıyor. İster istemez yakın temaslarda bu geçişler daha da kolaylaşıyor.
*Şu anda kaç çeşit ürününüz var?
-Burada şu anda 5 binin üzerinde bir ürün çeşidimiz var. AVM’lerle yarışır duruma geldik diyebiliriz çeşitlilik sayısı bakımından.
*Hepsinin ne işe yaradığını bilebiliyor musun?
-Büyük bir bölümünü biliyorum. Yüzde 80’ini biliyorum diyebilirim. Bilmediklerimizi de gün geçtikçe ağır ağır öğreniyorsunuz. Yani bilgileri sürekli tazelemek gerekiyor bu da bizlere gün geçtikçe bir şeyler katıyor.
*Bu kadar değişik ürünün teminini nasıl sağlıyorsunuz?
-Bölge bölge toptancıları var. İzmir’den Ankara’dan, İstanbul’dan daha değişik birçok ilden gelen toptancıları var. Baharat grubumuz da olması nedeniyle Mersin limanından da mal çekiyoruz.
*Kendi ürünleriniz var mı?
-2016 itibariyle kendi ürettiğimiz ürünlerimize de başladık. Organize Sanayi Bölgesinde paketleme servisimizi kurduk. Bundan sonra kendi ürünlerimizin paketlemesini de kendimiz yapmış olacağız.
*Bölgemiz itibariyle şifalı bitler bakımından nasıl bir bölge?
-Bölgemiz bu konuda oldukça iyi bir bölge. Türkiye’de 3’ncü bölgedir. Orman ve Su İşleri Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu da bunları bildiği için ilimize Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Merkezini onun için kurdu. Biz endemik bitkiler bakımından dünyada da önde gelen illere arasındayız. Kurulma amaçlarından biri de oydu zaten ama toplayıcı bulma şansımız pek yok. Çiftçilerimizin bu konuya henüz ilgileri yok. Çok az diyebiliriz. Şimdilerde bir Çınar yaprağı furyası başladı. Biz toplayıcı bulmada sıkıntı çekiyoruz.
*Akdağ bölgesinde 220’nin üzerinde şifalı bitki var mesela…
-Evet onların 75’i endemik bitki bölgeye has bitkiler mesela ama yurt dışından gelip oralarda bu bitkileri topluyorlar biz buradan toplayamıyoruz.
*Peki biz nasıl toplayabiliriz bunları?
-Aslında bu konuyla ilgili Halk Eğitim Müdürlüklerinde bir kursla sağlanabilir. Ülkemizde Ziraat Mühendisleri de oldukça çok fazla. Bu sayede onlara bir iş kapısı açılmış olacaktır. Bildiğim kadarıyla Orman İl Müdürlüğünde bu konuyla ilgili bir çalışma var ama son durumu nedir bilmiyorum.
*Bununla ilgili bir proje üretilemez mi?
-Bizim daha önceden hazırladığımız “Tabiat” diye bir projemiz var. Ama devamını getiremedik. Halen onunla da uğraşıyoruz. Aslına bakarsanız toplayıcıların eğitilmesinden sonra iyi bir kazanç kapısı açılacaktır. Yani sadece 3 aylık papatya döneminde bile toplanacak bir papatya toplayana 25-30 bin lira para kazandırabilir. Az rakamlar değil bunlar ve gerçek rakamlar. Yurtdışından da bu konuda talepler var karşılayamıyoruz. Öte yandan bu sene Ihlamur getirttik Gürcistan’dan ama dalımızdaki Ihlamuru da kuruttuk. Böyle bir ülkeyiz. O yüzden diyoruz ki bilinçli toplayıcı yetiştirilirse bunların önüne geçilmiş olur.
*En çok talep hangi ürüne geliyor?
-En çok talep neye geliyor, bunu bir sıralamaya sokarsak, bu mevsimlerde zencefil, zerdaçal, ıhlamur, papatya, adaçayı, hatmi gibi ürünleri sıralayabiliriz. Ancak bu mevsimine göre değişir elbette. Bir de moda ürünler var. Televizyonlarda reklamı çıkan ürünlere rağbet daha fazla diyebiliriz.
*Şu an o ürünlerden hangisi var ilgi gören?
-Şu anda goji beryy var, Çınar yaprağı var, bunları şu anda yetiştiremiyoruz. Yulaf samanı var bunların yanında mesela.
*Çınar Afyon’da da oldukça fazla öyle değil mi?
-Elbette bir de bu konuda 5 yapraklı çınar deniliyor ki bizim bölgemizdeki tüm çınarlar 5 yapraklıdır. Bir de öyle bir avantajımız var. Bir de diğer illere göre bir avantajımız daha var. Çınar çok yıllık bir bitki, çok yıllık olmasına rağmen oldukça da çok çınar ağacı var. Bu yaprakların toplama mevsimi ise ağaca su yürüdüğü zamandır. Gündüz kesimi yapılır ve kurutulur. Kuruyan çınar yaprağı şifa açısından fayda vermez.
*Mevsimsel hastalıklar malum… İnsanlarımıza neler tavsiye edersiniz bu mevsimsel hastalıklardan korunmaları veya kurtulmaları için?
-Özellikle bu mevsimlerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için Eknezya bitki çayının herkesin evinde olup da kullanması gereken çaylardan biridir. Özellikle bölgemizde hatmi çiçeği de çok fazla mutlaka kullansınlar. Özellikle süte demlesinler. Süte demlenen hatmi çiçeği öksürüğü anında kesecektir. Balgam oluşmasını da engelleyeceği için tükürük bezlerimizi de çok güzel çalıştıracağı için öksürüğü engeller.
*Evimizde kullanıp da bilmeden attığımız şifa kaynakları var mı?
-Ben size şöyle söyleyeyim. Şeker hastaları yedikleri meyvelerin çekirdeklerini mutlaka tüketsinler. Hiç birini çöpe atmasınlar. Neden biliyor musunuz/ Bu çekirdekler şekeri en güzel şekilde dengeliyor. Elmanın, eriğin, kaysının içindeki çekirdekler daha neler neler şekeri dengeliyor. Bunları mutlaka tüketsinler. Kabuklarını atmasınlar sirke yapsınlar mesela. Bu sirkeleri temizlikte de kullanabilirler.
*Sirkeyi temizlikte nasıl kullanacaklar?
-Bildiğimiz camsilleri kullandıkları tüm yüzeylerde sirkeyi de kullanabilirler. Hem bakteri oluşumunu engellerler hem de daha güzel bir temizlik elde ederler. Sirkeyle yapılan temizlikte kirlenme daha uzun olur. Uzun süre sildiğiniz yer kirlenmez yani. Sirkeyle temizlik aynı zaman da sünnettir.
*İnsanlar size nasıl ulaşıyor? Tavsiye üzerine mi? Bilerek gelenler var mı?
-Bilerek gelen çok müşterimiz var. Bilinçli müşteri sayımız da git gide artıyor. 15 yıldır yaşanan artış bilinçli insanları da beraberinde getirdi. İlaç yerine bunları kullandık daha çabuk iyileştik diyenlerin sayısı da arttı. Bununla ilgili Sağlık Bakanlığı da özel bir çalışma yapıyor. Üniversitelerde ders notu olarak bile işlendiği söyleniyor, temennimiz inşallah olur. Çünkü insanlar iyi beslenirse hasta olmazlar. Bu çok önemli. İnsan vücudu kendi kendini yenileyen bir makine aslında. Vücut bunu yaparken siz de onu kolaylaştırıcı şeyler yaparsanız daha güzel olacaktır. Bir çay bardağı su içerisine yarım limon sıkıp içerseniz, kan dolaşımını hızlandırır ve küçük kaşıntıları ortadan kaldırır. Bu pratik bir çözümdür.
*Şifalı bitkilere hangi yaş grubu insanlar daha çok ilgi gösteriyor?
-Öncelikle genç yaş grubu var bu konuya ilgili olan. Daha sonrasında da yaşlı yaş grubu var diyebiliriz. Orta yaş gurubu henüz bu konuya fazla ilgi göstermiyor. Çok ilginçtir. Aslında orta yaş grubun daha fazla ilgi göstermesi gerekirken bu grup ilgi göstermiyor. Yeni gelen nesil sağlıklı beslenmeyi öğrenerek geliyor. Bunlara biraz da televizyonların etkisi var diyebilirim. Yaşlılarımız ise kullandıkları ilaçlardan fayda görmediğini gördüğü zaman bize geliyor. Aslına bakarsanız bu da iyi değil. Çünkü bazı ilaçların verdiği faydayı bitkiler vermeyebilir, bitkilerin verdiği faydayı da ilaçlar vermeyebilir. Bunun en güzeli doktorlarımızla bağlantılı olarak bu işin sürdürülmesi gerekir. Televizyonda duyduğuna inanma gibi bir özelliği var ülke insanımızın bu da iyi bir şey değil.
*Vatandaşlarımıza neler önerirsiniz?
-Vatandaşlarımıza öncelikle önerim; araştırsınlar… Ama net bilgiyi öğrenebilmeleri adına da mutlaka bu işi yapanlara sorsunlar. Bu şu rahatsızlığa iyi geliyormuş deyip direk olarak kullanmasınlar. Bir tansiyon hastası düşük tansiyona iyi gelen bir ürün kullanıyor ama sıkıntısını da görüyor. Orada tansiyon lafını duydu ya, düşük tansiyona iyi gelip gelmeyeceğini bilmiyor. Hepsine iyi gelecek sanıyor.
İnsanlarımızın öncelikle güvendiği ve bildiği insanlardan bu bitkileri almaları çok önemli. Aktar, aktarmak kelimesinden geliyor. Biz de bu bilgileri insanlara aktarmak zorundayız. Bizler kendimizi ne kadar çok geliştirirsek insanlara aktaracağımız bilgeler de o derece çok ve verimli olur.
*Fiyat olarak ürünleriniz ne kadar? Hangi fiyat aralığında?
-Bu oldukça farklılık seyreden bir konu. Şu anda elimizde 1.5 liraya verdiğimiz ürün de var, 65 bin liraya verdiğimiz ürün de var.
*Nedir o 65 bin liraya sattığınız ürün?
-Safran… İspanyol safranı 65 bin lira kilogramı. İran safranı var 30 bin lira. Onun için fiyatlar arasında uçurumlar var. Onu biz bile tutturamıyoruz artık. Bazen stokumuz kalmıyor. Niye diye soruyorlar açıklayamıyorsun. Bir de mevsimine göre değişen ürünler bunlar. Bir papatya furyası başlıyor yetiştiremiyorsun. Yılda 300 kilogram papatya satıyorsun ama onu bir haftada satıp geçtiğimiz de oluyor.
*Safran ne işi yarıyor?
-Biz genelde dolaşım bozukluklarına veriyoruz. Zaten bir gramı bir insana bir ay yeten bir ürün. Bir de toplanması falan da çok zor bir ürün olduğu için fiyatı oldukça fazla. Ama genelde insanlarımız da İran safranı tercih ediyorlar.
*Burada bal da görüyorum…
-O konuda biraz muzdaripiz. Televizyonlarda 5 kilogramı 100 liradan bal satılıyor. İnsanlar mağdur ediliyor. Biz de burada balın kilogramı 110 lira dediğimiz zaman insanlarımız bir garip bakıyor. İyi balın kilogramı 80 liradan başlar ama insanlarımız bunu bilmiyor. Süzme balların fiyatları 60-70 liradan başlıyor. İyi bir balı en düşük fiyatı 70 liradır en yüksek fiyatı ise 250 liradır. Bunun dışında fiyatlarda satılan ballara itibar edilmemesi gerekir.
*Vakit ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederim.
-Ben de sizlere çok teşekkür ederim. Vatandaşlarımıza da sağlıklı günler dilerim.