Sevgi saygı olmazsa şiddet kaçınılmaz

10 Mart 2011 - 02:57

Sevgi saygı olmazsa şiddet kaçınılmaz   Afyon Kocatepe Üniversitesi tarafından düzenlenen Çarşamba Sabah Toplantısında bu hafta "Kadınlar Günü" konusu ele alındı. Toplantıya Rektör Vekili Prof. Dr. Belkıs ...

Sevgi saygı olmazsa şiddet kaçınılmaz

 

Afyon Kocatepe Üniversitesi tarafından düzenlenen Çarşamba Sabah Toplantısında bu hafta “Kadınlar Günü” konusu ele alındı. Toplantıya Rektör Vekili Prof. Dr. Belkıs Özkara başkanlık yaptı.

 

Toplantıda ilk sözü alan İş Adamı Kadir Altınkaya, ebeveynlerle birlikte aynı evde sürdürülen büyük aile tipi yaşamın aile içi şiddeti engelleyici bir tarafının olduğunu belirterek, “Aile içi şiddet son zamanlarda ekonomik nedenlere bağlanıyor ama bana göre birbirinden ve saygı pratiğinden uzak bir yaşam tarzı ortaya çıktı. Şiddetli geçimsizlik tabiri çoğunlukla eşler arasında kullanılıyor ama kardeşler, iş ortakları, işçi-işveren, vb. herkes arasında anlaşmazlıkların çok fazla olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla birbirine karşı sevgi ve saygı beslenmediği noktada şiddet kaçınılmaz oluyor. Şiddete yasalarla karşı koyulabilir ama bireysel mahremiyete girecek kadar güçlü yasal düzenleme de mümkün değildir. O yüzden şiddete sebep olan, biraz da yaşam biçimimiz, konut yapılanmamız, şehirleşmemiz, kent planlamamızdaki yanlışlıklardır. Bu nedenle insanlar biraraya gelip sağlıklı iletişim kuramıyorlar” dedi.

TÜM İLDE İŞLEVSEL BİR GÖRE VYERİNE GETİRDİK

Sosyal Hizmetler İl Müdürü Şevki Ceylan, “Ben Afyonkarahisar’da, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın il müdürüyüm. Bu anlamda tüm ilde işlevsel bir görev yerine getirdik. Ulaşabildiğimiz her noktaya, herkese ulaşmaya çalıştık. Bu alanla ilgili en büyük sıkıntı, kadınlarımızın yetiştiriliş tarzından kaynaklanıyor. Şöyle bir söz vardır: ‘Bebek kundakta, çeyiz sandıkta’. Kız çocukları yetiştirilirken, öncelikli olarak erkeği mutlu etmesi, erkeğe hizmet etmesi öğretiliyor. Hatta yeni evlenen çiftler için ilk günden öğütlenen, hoş olmayan bir söz vardır: ‘Kedinin bacağını ilk günden ayıracaksın.’ Yani, ilk günden kadının gözünü korkutmak gerektiği şeklinde yanlış bir davranış biçimi vardır. Yeryüzünde kadın ve erkek varolduğu günden bu yana birbirleri üzerinde hakimiyet kurma çabası içerisine girmiştir. Bu, kültür ve eğitim düzeyi hangi düzeyde olursa olsun hep varolan bir durumdur. Eğer kadının ekonomik gücü ve özgürlüğü yoksa başına geleceklere katlanmak durumunda kalıyor. Ekonomik özgürlüğü varsa bu durum boşanmayla sonuçlanabiliyor. Zaten elimizdeki verilerde ekonomik özgürlüğü olan kadınların boşanma oranlarının çok fazla olduğunu görüyoruz. Şiddet konusuna gelince de toplumda kadına şiddet konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor ama bunların hiçbiri gündeme gelmedi. Bu sorunu tek başına yasal düzenleme ya da bir kurum ile çözüleceğini düşünmek mümkün değildir ” dedi. Ceylan, toplumda kızların küçük yaşta evlendirilmesi, berdel, fuhuş, vb. şekilde kadınların sömürüldüğünü de sözlerine ekledi.

KADINLA İLGİLİ SORUNLAR BÜTÜNSEL ELE ALINMALI

Rektör Vekili Prof. Dr. Belkıs Özkara, toplumda kadınla ilgili sorunun ekonomik, sosyal ve kültürel, dini, yasal ve politik bir tarafı ile birlikte bütünsel olarak ele alınması gerektiğini belirterek, “Sorunun sadece sevginin yokluğu ya da sadece eğitimle ilgili eksikliklerin tamamlanmasıyla çözülmesi mümkün değil. Bunları etkileyen bir dizi faktör var. Koruyucu büyük ailenin yok oluşunun arka planında da ekonomik birtakım faktörler var” dedi. Prof. Dr. Özkara konuşmasında, “Kadınlar Günü”nün ortaya çıkışıyla ilgili olarak da bilgi vererek, “Özellikle endüstrileşme ile birlikte büyük fabrikalar ortaya çıktıktan sonra bu fabrikalarda çalışanlarla ilgili ciddi sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Tabi bu sorun, toplumsal dönüşmeyle de ilgili. Bir tarafta tarımsal faaliyetle uğraşan insan, işi ile ilgili bağımsız. Yani, ne zaman çalışacağına, ne üreteceğine kendisi karar veriyor. Diğer tarafta ise aynı şekilde çalışan zanaatkarlar vardı. Toplumda hakim olarak bağımsız bir çalışma modeli varken, fabrikalarda makinelerle birlikte çalışan bağımlı bir çalışma biçimi doğuyor. Yani, artık insanlar kendisi karar veremiyor; insanların ne zaman çalışmaya başlayacağına, kaç saat çalışacağına, ne üretileceğine başkası karar veriyor ve bağımsız çalışma biçimine alışkın olan insanlar, fabrikalarda ciddi bir problem kaynağı oluyor. Ardından kadınların ve çocukların çalıştırılmasına karar veriliyor. Fabrikalarda 16 saate kadar uzayan, güneşin doğuşu ile batışı arasındaki süreyi kapsayan ve sürekli makinada dinlenmeden, aralıksız, rutin bir biçimde çalışma modeli isyanlara, iş bırakma eylemlerine, grevlere sebep oluyor. Bunun sonrasında da bir fabrikada çıkan yangında kadın işçiler hayatını kaybediyor ve bunun anısına da 8 Mart, “Kadınlar Günü” olarak belirleniyor. Zaman içerisinde de genel bir konsepte dönüşüyor ve bu şekilde kutlanıyor” diye konuştu.