Şenol'dan Bakan Avcı'ya suçlama!
Türkiye Kamu-Sen İl Temsilcisi Nizamettin Şenol: Nabi Avcı döneminde MEB teşkilatında iyiden iyiye ağırlığını hissettiren paralel çeteler şu anda MEB'in başındaki en büyük beladır
Türk Eğitm-Sen Şube Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen İl Temsilcisi Nizamettin Şenol, 2015-2016 Eğitim-Öğretim Yılının sona ermesi dolayısıyla bir açıklama yaparak, “Nabi Avcı döneminde MEB teşkilatında iyiden iyiye ağırlığını hissettiren paralel çeteler şu anda MEB’in başındaki en büyük beladır” dedi.
Şenol’un açıklaması, özetle şöyle: “Bu eğitim-öğretim yılı başladığında Türkiye 1 Kasım seçimlerine hazırlanıyordu. Eğitimciler, seçimlerin ardından yeni kurulacak hükümet ile birlikte eğitimde beklenen değişimin, dönüşümün yaşanmasını umut ediyordu. Ancak aradan geçen süre zarfında eğitimde olumlu yönde bir gelişme yaşanmadığı görüldü. 1 Kasım seçimlerinin ardından Nabi Avcı ve ekibi yerini muhafaza ederken; eleştirdiğimiz, yanlış gördüğümüz, eğitime, eğitimcilere zarar verdiğine inandığımız hususlarda Bakanlığın düzeltici adımlar atmadığına hep birlikte tanıklık ettik. Son olarak Kabine’de bir değişikliğe gidildi ve Avcı görevini İsmet Yılmaz’a devretti. Öncelikle Sayın Yılmaz’a bir kez daha görevinde başarılar diliyoruz. Umuyoruz ki; Bakan Yılmaz dönemi, eğitimdeki sendikal görünümlü paralel yapılanmayı, ikircikli anlayışları, torpili, yandaş furyasını, baskıyı, ötekileştirmeyi sona erdirir ve bu dönemde eğitimin asıl meselelerine çözüm üretilir. Bakan’ın tabi tüm bunları başarabilmesi için eğitimde dümeni ele alması, kararları paralel çetelerden bağımsız, eğitimin menfaatlerini düşünerek alması gerekmektedir.”
EĞİTİM ÇALIŞANLARI BASKIYA, TEHDİDE, ŞANTAJA MARUZ KALMIŞTIR
Nabi Avcı döneminde MEB teşkilatında iyiden iyiye ağırlığını hissettiren paralel çeteler şu anda MEB’in başındaki en büyük beladır. Milli Eğitim Bakanlığı taşra teşkilatında hâkimiyeti kaybetmiş bir görüntü içerisindedir. Taşra teşkilatı paralel bir yandaş sendikanın adeta eline teslim edilmiştir, eğitim çalışanları baskıya, tehdide, şantaja maruz kalmıştır. Bu paralel çetelerin işaret ettiği isimler ya makamlara getirilmekte ya da yerlerinden edilmektedir. Bunlar sayesinde MEB’de kariyer, liyakat, ehliyet kavramlarının içi boşaltılmıştır. Dolayısıyla okullarda kalite hızla düşmektedir. Hatta milli eğitimde üst düzey göreve gelmiş bazı kişiler artık sendikal kimlik taşımamasına rağmen malum yandaş sendikanın faaliyetlerine katılmakta, o sendikanın önlükleri ile sokaklarda boy göstermektedir. Öncelikle bundan kurtulmak, eğitimi paralelcilerin değil, Bakan’ın yönetmesini sağlamak son derece önemlidir. Ayrıca Sayın Yılmaz’ın herkese kucak açması, sorunları büyük bir olgunlukla dinlemesi ve çözüm noktasında adımlar atması, hukukçu kişiliğini de devreye sokarak, yargı kararlarını dikkate alması taleplerimiz arasındadır.
BAŞARI YERİNİ BAŞARISIZLIĞA BIRAKIYOR
Eğitimimiz ne çektiyse torpille makamlara getirilen insanlardan, ayrımcılıktan, adam kayırmacılıktan çekti. Son olarak ‘anasının ak sütü gibi helal olsun’ denilen, başarılarıyla okullarından söz ettiren okul yöneticileri bir gecede koltuklarından edildi, yerlerine kula kulluk yapan, biat kelimesini hayatının anlamı yapan, candaş, yandaş ordusu getirildi. O günden bugüne okullarımız iyi yönetilmiyor, çalışanlar arasında ayrımcılık yapılıyor, başarı yerini başarısızlığa bırakıyor.
Öte yandan haksız yere görevlerinden alınan okul yöneticilerinin açtığı davalar da bir bir sonuçlanıyor. Yargı kararları okul yöneticilerinin lehine çıkmasına rağmen Milli Eğitim Bakanlığı bu kararları uygulamamakta diretiyor. Bakanlık, adeta hukuk tanımaz tavrıyla adaleti ayaklar altına alıyor. Şunu da belirtelim ki; hak yiyenlere idari cezalar, hapis cezaları verilmiştir. Buna rağmen torpil, yandaşçılık, sendikamsı paralel çetelerin icraatları son sürat devam etmektedir. Bilindiği gibi MEB, Danıştay İDDK kararının ve kamuoyu baskısının ardından yönetmelik değişikliği yaparak okul müdür yardımcılığı ve müdür başyardımcılığına yapılacak atamalarda sadece yazılı sınavı ve puan üstünlüğünü kıstas olarak getirdi ancak şu anda görev yapan okul müdür yardımcılarını bir yönetmelik değişikliği ile bunun dışında tuttu. Bu haksızlığa ilişkin açtığımız iptal davası ile Danıştay söz konusu maddenin yürütmesini durdurdu.
DEVLET OKULLARINA YETERLİ MİKTARDA ÖDENEK AYRILMIYOR
Eğitimizdeki sorunlar elbette yukarıda saydığımız konularla sınırlı değildir. Kalabalık sınıflar, devlet okullarına yeterli miktarda ödenek ayrılmaması ve bundan dolayı kırık camı, sırası, lavabosu, tuvaleti olan, kütüphane ve laboratuvardan yoksun okulların sayısının fazla olması, hizmetli yetersizliği nedeniyle okullarımızın hijyenik olmaması, okullarda salgın hastalıklar yaşanması, devlet okulları yerine özel okullara teşvik verilmesi, öğretmenlerin itibarının ayaklar altına alınması, öğretmenlere yönelik şiddetin önüne geçilememesi, eğitimde kalite problemi yaşanması, okullaşma oranlarının yüzde 100 düzeyine ulaşamaması da eğitimin diğer önemli sorunlarındandır.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğiz; öğretmenlerin kalite problemi olduğunu düşünenler, öğretmenlerden kaynaklı olmayan tüm bu sorunları nasıl görmezden gelmektedir? Dolayısıyla Bakan Yılmaz’ın daha koltuğuna yerleşmemişken öğretmenlerin kalitesinin artmasına ilişkin diye getirdiği söylemini Türk Eğitim-Sen olarak kınıyoruz. Bu açıklama şık olmamış ve öğretmenlerimizi yaralamıştır. Bakan Yılmaz bu açıklamasıyla dolaylı olarak öğretmenlerin kalitesiz olduğunu ima etmiştir. Öğretmenlerimiz yaklaşık 2 milyon öğrenci arasından üniversite kazanarak eğitim fakültelerine giren, burada 5 yıl dirsek çürüterek, KPSS’ye girerek, kısacası bileğinin hakkıyla öğretmen olmuştur. Öğretmenlerin kalite problemi yoktur; okulların fiziki ve ödenek yetersizliği problemi vardır, sınıfların kabalık olması, öğretmen açığı, ücretli öğretmen istihdamı, fırsat eşitsizliği, torpil ile yapılan yönetici atamaları, adam kayırmacılık, yandaş tutumlar nedeniyle eğitimin ve eğitim yönetiminin kalite problemi vardır.
TÜRKİYE ÜCRETLİ ÖĞRETMEN CENNETİNE DÖNDÜ
Öğretmen atamalarının yetersizliği her eğitim-öğretim yılının en önemli sorunlardan birisidir. Bilindiği üzere sendikamızın yaptığı araştırmaya göre Türkiye’de ücretli öğretmen sayısı 73 ilde 70 bin 293’e ulaşmıştır. Bu rakam Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ücretli öğretmen cennetine döndüğünü göstermektedir. Dolayısıyla bu kadar çok ücretli öğretmenin görev yaptığı ülkemizde öğretmen açığının hangi boyutlarda olduğunu tahmin etmek zor değildir. Buna rağmen hem Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz hem de MEB Müsteşarı Yusuf Tekin Ağustos ayında öğretmen ataması yapmayacaklarını söylemiştir. Bu noktada şunu da söylemeden geçemeyeceğiz: Ağustos ayında atama yapılmayacağının ilk sinyalini eski Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı vermişti. Hatta Avcı resmi eğitim kurumlarındaki net öğretmen ihtiyacı sayısının 66 bin 574 olduğunu iddia etmişti. Oysa Türkiye’de 70 bin 293 ücretli öğretmen görev yapıyorken, üstelik bu öğretmenlerin bir kısmı lisans ya da eğitim fakültesi mezunu bile değilken, 66 bin 574 öğretmene ihtiyaç olduğunu söylemek büyük bir çelişki değil midir?
YARDIMCI HİZMETLER SINIFINA DA EK GÖSTERGE VERİLMELİ
Sadece öğretmenlerimiz değil, memur, hizmetli, daktilograf, teknisyen v.b. tüm eğitim çalışanları ekonomik yönden sıkıntı içerisindedir. Diğer yandan yardımcı hizmetler sınıfında görev tanımı yapılmadığı için bu insanlar angarya işleri de yapmak durumunda kalmaktadır. Dolayısıyla Yardımcı Hizmetler Sınıfının görev tanımı mutlaka yapılmalı, bu insanların yükü azaltılmalıdır. Ayrıca her yıl eğitim-öğretim yılı başında ödenen ‘Eğitim-Öğretime Hazırlık Ödeneği’ brüt bir maaş tutarında ve hizmet sınıfı ayrımı yapılmadan, personelin tamamına ödenmelidir. Yardımcı Hizmetler sınıfında yer alanlar ek gösterge de alamamaktadır. Talebimiz; öğretmenlerin ek göstergelerinin 3600’e yükseltilmesi, tüm kamu görevlilerinin ek göstergelerinin 800 puan artırılması ve yardımcı hizmetler sınıfına da ek gösterge verilmesidir.
Hatırlanacağı üzere MEB geçen eğitim-öğretim yılında diplomaya dayalı alan değişikliği yapmamış, bununla ilgili beklentisi olan öğretmenleri hayal kırıklığına uğratmıştır. Dolayısıyla MEB bu yaz diplomaya bağlı alan değişikliğini mutlaka yapmalıdır.
MEB il içi sıraları ikinci kez çalıştırmalıdır. Sıraların çalıştırılmasıyla il içinde oluşacak yer değişikliklerinden oluşan boş normlara eğitim kurumlarına yer değiştirebilecek ve açık normlar hakkaniyete uygun olarak doldurulacaktır.
ATAMALARDA AİLE BÜTÜNLÜĞÜ KORUNMALIDIR
Aile bütünlüğü önemsenmeli ve eş durumu özrü bulunan tüm öğretmenlerimiz aileleriyle birleştirilmelidir. İller arası tayinlerde yeterli kontenjan açılmalıdır. Mahrumiyet bölgelerinde çakılı kalmak bu öğretmenlerimizin kaderi olmamalıdır. İl içi özür tayinleri yapılmadığı için aynı ilin birbirinin yüzlerce kilometre uzak ilçelerinde görev yapan eşlerin tayin sorunu da çözülmelidir.
Uzman öğretmenlik, başöğretmenlik konusunda kıdeme dayalı bir düzenleme yapılmalıdır.
Tıpkı geçen yıl olduğu gibi öğretmenler seminer çalışmalarını istedikleri yerde yapabilmelidir. Bu konuda her yıl farklı bir uygulama yapılmamalı, bu düzenleme yönetmelik maddesi haline getirilmelidir.”●Kurtuluş