RAMAZANI EFENDİMİZ GİBİ YAŞAMALIYIZ

08 Haziran 2016 - 14:47

 

                Ramazan'da Peygamberimiz'in yaptığı ibadetleri bizler de yapmaya gayret ediyoruz. Oruç tutuyoruz, Kur'an okuyoruz, teravih namazı kılıyoruz ama Efendimiz (sav) gibi Ramazanı ne kadar yaşıyoruz?

                Ramazan ayında Vahiy meleği ile müşerref olan, Kur'an ahlakı ile bezenmiş, bizlere Kur'an-ı Kerimin ‘Üsve-i hasene/‘en güzel örnek’ diye tanıttığı Peygamberimizin Ramazan ve oruç günlüğünde bizim için güzel örnekler vardır. Müslümanlar  Peygamberimiz'i varlığından haberdar olsa ve onu kabul etse de tam olarak tanımıyor.  Bilmediğimiz için de örnekleyemiyoruz. Peygamberimiz'i hayatımıza göre değil, hayatımızı peygamberimize ayarladığımız vakit Ramazan'ı da bayramı da onun yaşadığı gibi yaşayacağız.

                Beni Ramazana eriştir diye dua eden Efendimiz için Ramazan, bir eğitim kampı, bir yenilenme fırsatı, bir donanım ve dolum ayı idi. O, Ramazan’dan aldığı enerji ile Ramazan sonrası hayatını şekillendirirdi.

                Ramazan, onun için bir rahmet, bereket, mağfiret ayı; hayır ve güzellikler pazarı; kullukta yoğunlaşma fırsatı idi. Ramazan’da Allah (c.c) ’tan en sevgili kuluna vahiy inmiş, O'nda kulluk oruç, namaz, şükür, zikir ve dua ile karşılık bulmuştur. O, bu konuda “Ramazan’a eriştiği halde, günahlarından bağışlanmayıp cehenneme girene yazıklar olsun!” (El-Münzirî, et-Terğîb, II, 215-216) derdi.

KURANI ANLAMAK ESASTIR

                Sahabe Ramazan ayında “Rabbim bana ne diyor? Ne demek istiyor? Neleri benden istiyor?” sorularına cevaplar bulmaya çalışırlardı. Bizim mukabele dediğimiz, ama sadece yüzünden okuduğumuz Kur’an’ı, onlar yüzünden okumakla kalmaz birde o ayetler üzerinde anlama, kavrama ve yaşama maksadı ile ciddi bir zihni çaba verirlerdi. Allah’ın ne dediğini Kur’an’ın lafızları ve manasının içerisinde, ne demek istediğini ise maksat da ararlardı.

ORUÇ TUTMAK ESATIR

                Efendimiz, Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz. (Bakara/183) emrince diğer aylarda da oruç tutardı, ama Ramazan tümüyle Onun oruç ayı idi.  Onun orucu, yalnızca midenin aç susuz kalmasından ibaret olmayıp, mide başta olmak üzere tüm organlarına oruç tuttururdu. O, orucu gönlü, beyni, dili ve tüm hücreleriyle tutardı.

TERAVİH RABBE YAKLAŞMA VESİLESİDİR

                Peygamberimiz günlük olarak nafile ve farzlarıyla namazlarını kılardı, ama Ramazanda bu namazlarına teravih namazlarını da ekler ve şöyle buyururdu: “Yüce Allah, size Ramazan orucunu farz kıldı, ben de Ramazan gecelerinde (teravih namazıyla) kıyamı sünnet eyledim...” (Ali en-Nâsıf, et-Tâc, II, 46)

SAHURSUZ VE İFTARSIZ ORUÇ OLMAZ

                O, iftarı ve sahuru terk etmez ve geçiştirmezdi. Onları vaktinde ve özenle yapardı. Oruç için sahur yapmayı bereket görürdü. Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket vardır. (Buhari, Savm: 20, Müslim, Sıyâm: 45) derdi. İftarda acele eder, İnsanlar iftarda acele ettikleri müddetçe hayır üzere devam ederler. (Buharî, Savm: 45; Müslim, Sıyân: 48) buyururdu.

İFTAR DUASIZ OLMAZ

                O, iftar anlarını dua fırsatı olarak değerlendirir, “Üç kişinin duası reddedilmez: iftar edinceye kadar oruçlu, adil lider ve mazlum” (Tirmizi) buyururken şöyle dua ederdi: “Allahım, yalız senin için oruç tuttum, sadece sana güvenip inandım ve senin rızkınla iftarımı açtım.” Allah’a hamdolsun. Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşallah sevap kesinleşti (Ebu Dâvud, Savm: 22).

İFTAR MİSAFİRSİZ OLMAZ

                Oruçluya iftar ettirmek O’nun Ramazan güzellikleri arasındaydı. O’nun mütevazı sofralarında zengin fakir herkese yer vardı. Bu konuda  Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.(Tirmizî, Savm: 82) derdi.

                O, her zaman cömertti, O’nun cömertliği Ramazan ile sınırlı değildi. Verirken fakirlerin nurlarını korur, sahip olduğunun en güzelinden ve sevgiyle verirdi. Ramazan’da ise daha cömert olurdu.

RAMAZAN KURANSIZ OLMAZ

                O, her zaman Allah’ı zikrederdi, Ramazan’da daha çok zikrederdi. Bu kutlu ayda dualarına dua katardı.

                O, “O Ramazan ayı ki, insanlara kılavuz olan, iyi ile kötüyü ayıracak olan, hidayet rehberi ve apaçık deliller halinde bulunan Kur’an onda indirildi…” (Bakara/ 185) ayeti gereğince  her zaman Kur'ân okuyan Hz. Peygamber, Ramazan'da daha çok Kur'ân okur, daha çok ibadet ederdi. Onun mukabelelerine Vahiy meleği ve ashabın seçkinleri eşlik ederdi. Onun vahiy meleği ile karşılıklı Kur'ân okuyup ezberini sağladıkları ay da Ramazan’dı.

                O, Ramazan’ın son on günü içerisinde, dua, istiğfar, zikir ve ibadet fırsatı olan Kadir gecesini arar ve kadir gecesini ihya etmeye teşvik ederdi: “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek kadir gecesini ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır”(El-Münzirî, et-Terğîb). 

                Ramazanın bu coşku ve heyecanı son on güne girince zirvelere taşınırdı. Çünkü son on gün Hira günleri; yani itikâf günleriydi. O günler beşerin melekleşme yolunda yürümeye başladığı günlerdi. O günler, içerisinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin aranması gereken günlerdi. O günler, Allah ile kurbiyetin/yakınlığın en üst düzeyde tesis edilmesi gereken günlerdi. İtikâf ile Allah’ın zimmeti altına giren o güzide nesle, muallimleri olan Efendimiz (sav) bir şeyi daha öğretiyordu; o da Fıtır sadakasıydı.  Bu sadaka, zekâttan ayrı olarak her fıtrat sahibinin Allah adına ve O’nun namına vermeyi öğrenmesi ve toplum içerisindeki sosyal dayanışmayı daha da güçlendirmesi için yerine getirilmesi istenilen bir yükümlülüktü.