Mümin Asla Kaybetmez
Mümin Asla Kaybetmez Bir adamın Rasûlüllah'a (sav) gelerek 'Ey Allah'ın Resulü! Ben çok aç ve fakir düştüm'demesi üzerine Rasûlüllah (sav) hanımlarından birine, yanında bir şey olup ...
Mümin Asla Kaybetmez
Bir adamın Rasûlüllah’a (sav) gelerek “Ey Allah’ın Resulü! Ben çok aç ve fakir düştüm”demesi üzerine Rasûlüllah (sav) hanımlarından birine, yanında bir şey olup olmadığını sormak üzere adam gönderdi. Hanımı: “Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, yanımda sudan başka bir şey yoktur.” dedi. Sonra diğer hanımına adam gönderdi. O da aynı şeyi söyledi, bütün hanımları aynı şeyi söylediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sav): “Bu adamı kim bu gece misafir ederse, Allah ona merhamet etsin.” buyurdu. Ensar’dan Ebû Talha isimli bir şahıs kalkıp, “Ben ey Allah’ın Rasûlü!” dedi ve adamı evine götürdü. Hanımına “Bu, Rasûlüllah (sav)’in misafiridir. Hiç bir şeyi bundan esirgeme ve ikram et” dedi. Kadının “Bende, çocukların yiyeceğinden başka bir şey yok” demesi üzerine “Onları bir şeyle avut ve uyut. Misafirimiz içeri girdiğinde, bizim yemek yediğimizi ona göster. Sonra lambayı düzeltmek için kalk ve söndür” dedi. Kadın bunları yaptı. Oturdular, misafir yedi, onlar geceyi aç geçirdiler.
***
Sabah olunca adam Rasûlüllah (sav)’e gitti. Rasûlüllah (sav) ona bakınca gülümsedi. Sonra: “Bu gece misafirinize yaptığınızı, Allah çok beğendi.” dedi ve Yüce Allah: “Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler.” mealindeki ayeti indirdi” buyurdu.
“Onlardan (Muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir” (Haşir 9) ayetinde ön plana çıkan sözlükte tercih etmek manasına gelen îsâr; ahlâkî bir terim olarak, bir kimsenin kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanması, başkasının yararı için fedakârlıkta bulunmasıdır.
***
Mahlûkat içerisinde etik değerlere en çok ihtiyacı olan varlık insandır. Dinin emir ve yasaklarının hatta ibadetlerin asli hedefi, iman ağacın meyvesi ahlâkî güzellikleri kazandırmaktır. İnsanoğlunun mutluluğu, huzuru, sıhhati, ruh ve bedeninin uyumlu olmasına ve ihtiyaçlarının giderilmesine bağlıdır.
İlâhî dinlerin gönderiliş gayesi, tüm insanlığın dünya ve ahiret mutluluğunu temin olup son din İslâm da bu amaca uygun en mükemmel mesajlar ve prensipler içerir. Günümüz müslümanlarına bu anlamda kazandırılması gereken ahlaki vasıfların başında isar duygusu gelmektedir. Ensar-Muhacir kardeşliğinin ve Medine’de tesis edilen toplumsal barışın altında da ihtiyaç halinde bile daha fazla ihtiyaç sahibi olanı tercih etme duygusu vardır. Allah aşkı yerine, para hırsıyla yanıp tutuşan gönüllere; ahireti unutup dünyaya sarılanlara; etrafında kendisinden başka yaşayanların varlığını hissedemeyecek kadar yalnızlaşanlara; vermenin, yardım etmenin hazzını bilmeyenlere, îsâr derecesinde bir fedakârlığı anlatmak ve onlardan bunu beklemek elbetteki mümkün olmayacaktır.
***
“Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve yetime yedirirler. Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz. Derler” (İnsan 8/9) ayetinde övülen isar hasletinin kaynağı, müminin dinî hazlara erişip imanın yakîn derecesine yükselmesi; aynı zamanda Allah’a ve Peygamberi (sav)’e karşı aşırı sevgi beslemesi; meşakkate karşı dayanma gücünü kendi rûhunda bulmasıdır. İsar duygusunu anlayabilecekler, Allah ve Resulü (sav)’e âşık olmanın bedelini bilenler ve bunu ödemeye hazır olanlardır.
Onlar “Bir kimse, bir mü’minden dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da kıyamet gününde o mü’minin sıkıntılarından birini giderir. Bir kimse darda kalana kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve âhirette kolaylık göِsterir. Bir kimse, bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve âhiretteki ayıplarını örter. Mü’min kul, din kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da o kulun yardımındadır. Bir kimse ilim elde etmek için bir yola girerse, Allah da ona cennetin yolunu kolaylaştırır. Bir cemaat, Allah Teâlâ’nın evlerinden bir evde toplanıp Allah’ın kitabını okur ve onu aralarında müzakere eder, anlayıp kavramaya çalı؛ırlarsa, üzerlerine sekinet iner ve kendilerini rahmet kaplar. Melekler onları kuşatırlar, Allah Teâlâ da onları kendi nezdinde bulunanların arasında anar. Amelinin kendisini geride bıraktığı kişiyi, nesebi öne geçirmez” hadisine kulak verenlerdir.