KERBELÂYI ANLAMAK; HZ PEYGAMBERİ ÜZMEMEKTİR
KERBELÂYI ANLAMAK; HZ PEYGAMBERİ ÜZMEMEKTİR Hz. Hüseyin'in (r.a) Kûfe'ye doğru yönelişi, O'nun hicretidir. Yezid yönetiminin şiddet ve baskısından uzaklaşmak istiyor, 'İradelere baskının olmayacağı, İslam'ın insan hayatına ...
KERBELÂYI ANLAMAK; HZ PEYGAMBERİ ÜZMEMEKTİR
Hz. Hüseyin’in (r.a) Kûfe’ye doğru yönelişi, O’nun hicretidir. Yezid yönetiminin şiddet ve baskısından uzaklaşmak istiyor, “İradelere baskının olmayacağı, İslam’ın insan hayatına getirdiği hak ve adalet ölçülerinin sosyal hayata yansıyacağı bir idarî hayat” arzuluyordu.
Hz. Hüseyin (r.a), Hz Hasan’ın (r.a) Muaviye’ye karşı yönetim hakkını, zorla da olsa siyasi ihtiras sahibi birilerine bırakmasını yöntem olarak uygun bulmamış, kararına karşı olmasına rağmen saygı göstermiştir. Muaviye’nin hilafeti esnasında siyasi iktidarla ters düşecek, yanlış anlaşılacak, dengeleri bozacak söz ve davranışlardan sakınmıştır.
BİAT MECBURİYETİ ZULMÜ GETİRMİŞTİR
Muaviye’nin, iktidarı kendi soyu ile devam ettirmek hevesine kapılması ve oğlu Yezid’i veliaht ilan ederek halkı zorla da olsa biate sevk etmesi üzerine Muaviye’ye “Şu üç şeyden birini yaparsan ortalıkta hiçbir problem olmaz, lütfen iyi düşün!”
“Peygamber Efendimizin yaptığını yap. O, filancaya biat edin diye bir aday bırakmadı. İslam toplumu, özgür iradesiyle kendilerini yönetecek şahsı belirledi”
Bunu yapmıyorsan, Hz. Ebu Bekir’in yaptığının benzerini yap. O, kendisinden sonra hizmet edeceğine inandığı insanı, istişare ile belirledi. Belirlediği şahıs, kendi soyundan gelen biri değildi, Ömer b. el-Hattab Hazretleri idi. Sen de Hz. Ebu Bekir’in yaptığı gibi İslam toplumunun başına, kendi soyundan olmayan vasıflı, yetenekli bir şahsı aday gösterebilirsin”
MÜBAREK MEKÂNLARA SIĞINARAK KENDİLERİNİ KURTARDILAR
“Bunu da yapmıyorsan, o halde Hz. Ömer’in yaptığını yap! Aşere-i mübeşşereden sağ kalan ve Müslümanlar arasında muteber olarak bilinen altı kişinin bir meşveret meclisinde (şûra) bir araya gelmelerini ve üç gün içerisinde içlerinden birini Müslümanların başına halife olarak seçmelerini vefatı öncesinde vasiyet etmişti. Bu durumda sen de bir şûra oluştur. Bu şûra, İslam toplumunun kabul edeceği yöneticiyi üç gün içinde belirlesin!” teklifini götürdü.
Muaviye, oğlu Yezid’i yerine halef bırakınca Hz. Hüseyin (r.a) ve onun gibi biatten uzak duran şahsiyetler, ya Kâbe civarı gibi baskı yapılamayacak mübarek mekânlara sığınarak kendilerini kurtardılar veya biat zorlaması karşısında kerhen sükût ettiler. Biat hususunda yakın takibe alınanlar arasında ehli beytin ileri gelenlerinden olması itibariyle sahip olduğu şöhreti dolayısıyla en çok etkilenen kuşkusuz Hz. Hüseyin (r.a)’dı. Bu fiili durum dolayısıyla söz konusu takip ve tazyikin zararlarından hem kendisini hem de aile fertlerini nasıl kurtarabileceğini yoğun bir şekilde düşünmeye, bu hususta yakınlarıyla ve sevenleriyle istişareler yapmaya başladı. Kendine Kûfelilerden mektuplar gelmeye başlayınca bu hususta acele etmedi, amcasının oğlu Müslim b. Akîl’i elçi olarak meselenin içyüzünü öğrenip kendisine bir rapor göndermesi için Kûfe’ye gönderdi.
KERBELA KAÇINILMAZ KADERDİR
Hz. Hüseyin, artık, (60/680 Zilhicce/Eylül) tarihi itibariyle, dönüşü olmayan bir yola girmiş bulunuyordu. Müslim b. Akîl şehit edilip, Hz. Hüseyin (r.a) aradığını bulamayınca Yezid’in ordu komutanı Ömer b. Sa’d’dan “Hicaz’a dönmeye izin verilmesini, Şam’a gidip Yezid’le bizzat görüşmesine imkân verilmesini ya da bir sınır şehrine gitmeye müsaade edilmesini, oralarda ömrü boyunca din hizmetlerini yerine getirme imkanı verilmesini” talep etmişti.
Hz. Hüseyin (r.a) ve adamlarının alternatifsiz olarak Yezid’in hilafetine biat etmeleri istenince Ömer b. Sa’d’ın durumu iletmek üzere birkaç askerle Hz. Hüseyin (r.a)’e doğru yürüdüğü dakikalarda o, kılıcına dayanmış vaziyette hafifçe uyumuş ve rüyasında dedesini (Hz. Peygamber’i) görmüştü, Rasul-i Ekrem (s.a.v) ona kendi yanına gelmekte olduğunu söylüyordu.
Kız kardeşi Zeynep (r.anha), bunu Hz. Hüseyin (r.a)’ın ölümünün yaklaştığı tarzında yorumlayarak “Vay başımıza gelen!” diye feryat edince Hz. Hüseyin (r.a) onu teskin etti.
Ömer b. Sa’d’dan dokuz muharremi on muharreme bağlayan gece sabaha kadar mühlet istedi; geceyi, ibadetle, Kur’an’la, zikir, dua, tövbe ve istiğfarla geçirdi. Öte yandan o gece aile yakınlarının geri dönmelerinde ısrar ettiyse de hiçbiri bu teklifi kabul etmedi.
Hz. Hüseyin (r.a) saltanat elde etmek için değil, İslâmiyet’i ve dinin esasını korumak için harekete geçmişti. Hz. Hüseyin (r.a) dört bucağı sarmış zulme, gözleri karartmış hırsa karşı, üst olamayacaktı. Medine’de kalsaydı orada, Mekke’de kalsaydı orada şehit edeceklerdi.
EHLİ BEYTTEN BİR YUDUM SUYU ESİRGEMEK ZULMÜN ZİRVESİDİR
Hz. Hüseyin (r.a), Yüce Allah’a “Allah’ım! Eğer gökten bir zafer ihsan etmeyeceksen, bunu daha hayırlı bir şeyin sebebi kıl ve bu zalimlerden sen intikam al!” diyordu.
1,5 yaşındaki çocuğu Ali Asgar’ı eline almış, düşman askerine karşı tutup “Ey zalimler! Diyelim ki, ben günahkârım. Fakat şu günahsız çocuğa niçin bir damla su vermezsiniz?” demesi karşısında “Ey Hüseyin! Ubeydullah İbn-i Ziyad’ın kesin buyruğu bir yudum su verilmemesi hakkındadır. Bu değişmez. Ve bey’at etmeyince, ne sana, ne evlâdına su içmek nasip olmayacaktır” diyorlardı.
Hz. Hüseyin (r.a) 57 yaşında, bedeninde 33 mızrak, bir o kadar da kılıç yarası vardı. Yirmi üçü ehli beytten olmak üzere 72 şehit vardı. Benî Ümeyye ölüleri defnedilirken şehitler meydanda bırakılıyordu.