Hicret, Nebevî Bir Harekettir
Hicret, Nebevî Bir Harekettir Hicret, Peygamberlerin ortak kaderidir. Tevhide davet eden her peygamber hicret rehberidir. Hicret'in, Hz. İbrahim'in babasına ve içinde yaşadığı topluma hitaben "Sizden de, ...
Hicret, Nebevî Bir Harekettir
Hicret, Peygamberlerin ortak kaderidir. Tevhide davet eden her peygamber hicret rehberidir. Hicret’in, Hz. İbrahim’in babasına ve içinde yaşadığı topluma hitaben “Sizden de, Allah’tan başka yalvardıklarınızdan da kopup ayrılıyorum. Yalnız Rabbime yalvarıyorum” (Meryem/48) ikazı Hicretin Nebevi mücadeledeki yerine güçlü bir vurgudur. Hz Muhammed (sav)’in “Kâfirlerle savaş devam ettiği müddetçe hicret sona ermeyecektir.” (Nesai: Bey’at/15) sözü ise hicret’in zaman, mekan ve toplumlar üstü bir ibadet olduğunu teyit eder.
Kurtuluşa götüren hicret “pislikten hicret et” (müddesir:5) emrinde, ifsada, azaba götüren hicret ise “Ya Rabbi kavmim bu Kur’an-ı terk etti”(Furkan 30) beyanında kendine yer bulmuştur. Yani hicret hem kurtuluşa, hem de azaba neden olan hayatın ta kendisidir.
Hicret, hem Kur’anı Kerim’deki muhtevası ile hem de Hz Muhammed’in mücadelesindeki konumu ile İslam’ın temel kavram ve hükümlerini toplumsal veya tarihsel şartlara hapsedenlere verilmiş güzel bir cevaptır.
Hicret, Namaz, İnfak, Sabır, Cihad, Oruç vb. tüm ameller gibi bütün müminlere Allah’ın bir emridir. Hicret diğer ameller gibi insanı günahlardan uzaklaştırıp takvaya eriştiren bir ibadettir.
Hicret, daha hızlı sıçrayabilmek için gerileme ve gerilmedir. Cephe değişikliğidir.
Hicret, kavmiyetçilik, ırkçılık, şehircilik anlayışına vurulan darbenin adıdır. Ülke vatandaşlığından ümmet bilincine yükselmektir.
Hicret, müslümanların, zulüm düzeninin bir parçası olarak yaşamayı reddedip, zulme karşı çıkma ve son verme eylemidir.
Hicret, câhiliyye ile, onun kural, kurum ve bağlılarıyla ilişkileri koparıp atmak, bağımsız ve özgür olarak İslâm’a teslim olup, O’nun hâkimiyeti için çalışmaktır.
DÜNYADA İZZET VE DEVLETİN, AHİRETTE İSE CENNETİN BEDELİ HİCRETTİR
Mü’min kimse, hür olarak insanca ve dâvâsı uğruna yaşayabilmek için gerekli her bedeli ödemeye hazırdır.
Hicret, sıkıntılarla birlikte Allah’ın ekstra lütuflarına mazhariyetin de bir vesiledir. Yüce Yaratıcı’nın şu müjdeleyici beyanları da bunu göstermektedir: “Kim Allah yolunda hicret ederse dünyada gidecek çok yer, genişlik ve bolluk bulur. Kim evinden Allah’a ve Resulü’ne hicret niyetiyle çıkar da yolda ecel gelip kendini yakalarsa o da mükâfatı haketmiştir ve onu ödüllendirme Allah’a aittir. Allah gafurdur, rahimdir (affı, merhamet ve ihsanı boldur).” (Nisâ, 4/100) “Zulme mâruz kaldıktan sonra Allah uğrunda hicret edenleri, elbette dünyada güzel bir yere yerleştiririz. Âhiret mükâfatı ise daha büyüktür. Bunu bir bilselerdi!” (Nahl, 16/41)
Hicret, Allah katında en üst mertebeye erme ve kurtuluşu kazanmaya vesiledir. “İman edip hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler var ya, işte onlar Allah indinde daha yüksek derecelere sahiptirler ve işte onlardır umduklarına nail olanlar!” (Tevbe, 9/20)
Hicret, affedilmeyecek günahların affına ve gözün görmediği, kulağın işitmediği, beşerin aklından dahi geçemeyeceği derecede sürprizlerle dolu Cennet’e girmeye vesiledir.
“Onların Rabbi de dualarına şöyle icabet buyurdu: Sizden gerek erkek, gerek kadın hayır işleyen hiçbir kimsenin çalışmasını zâyi etmem. Çünkü siz birbirinizdensiniz, birbirinizden farkınız yoktur. Benim rızam için hicret edenlerin, vatanlarından sürülenlerin, Benim yolumda işkenceye, zarara uğrayanların, Benim yolumda savaşanların ve öldürülenlerin, elbette kusurlarını örtecek ve elbette onları Allah tarafından mükâfat olarak içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğim. En güzel ödüller Allah’ın yanındadır.” (Âl-i İmrân, 3/195),
“Bundan sonra şunu bil ki: Şüphesiz ki senin Rabb’in, mihnet ve işkenceye, zulme ve baskıya uğradıktan sonra mücahede edip sabreden, ardından da hicret edenlerle beraberdir. Evet, Rabbin, onların bütün bu güzel hareketlerine karşılık elbette onları bağışlayıp ihsanda bulunacaktır. Çünkü O gafurdur, rahîmdir.” (Nahl, 16/110