Gönül Coğrafyasını Kerbelaya Çevirmemek
Gönül Coğrafyasını Kerbelaya Çevirmemek Kerbelâyı anlamak; gönül coğrafyasını Kerbelaya çevirmemektir. Kerbela, Fırat kenarında kızıl renkli, suyu olmayan çorak bir topraktı. İmam Hüseyin çocuk ve kadınları göstererek, ...
Gönül Coğrafyasını Kerbelaya Çevirmemek
Kerbelâyı anlamak; gönül coğrafyasını Kerbelaya çevirmemektir. Kerbela, Fırat kenarında kızıl renkli, suyu olmayan çorak bir topraktı. İmam Hüseyin çocuk ve kadınları göstererek, ‘’su verin bunlara’’ diyordu. Buna yanaşmadılar. Bunun üzerine İmam Hüseyin: ‘’Yazıklar olsun size, Yahudi ve Hıristiyanlar bu sudan içiyor, siz ise peygamber torununa su vermiyorsunuz. Benim kanım size helal değildir, zulmediyorsunuz bana ve aileme, ben Resulullahın torunu değil miyim? ‘’ diyordu. Ama karşısında olan şer ordusu bu güzide insanın kanını dökmeye azmetmişlerdi. Kanını dökmüşlerdi.
***
Kerbala, Resûlullah (sav)’in “Hüseyin bendendir, ben Hüseyin’denim” buyurdukları Hz Hüseyin’in şehâdetine şahitlik etmiştir.
Müslümanlık iddiasında bulunanların, müminlerin emiri adına tutum takınan kişinin emriyle, nasıl ihanete uğradığına, nasıl şehit edildiğine şahitlik etmiştir.
Kerbala, Hz. Peygamber (sav)’in öpüp kokladığı başın, gözlerin, dudakların nasıl hakaret gördüğünü, İslâm’ın ne hâle düştüğünü, bütün âleme ilân etmiştir.
“İmam Hüseyin’i vurdular,
Kolun, kanadın kırdılar,
Al kanlara boyadılar,
Kerbela’da, Kerbela’da,
İmam Hüseyin susamıştı,
Bir yudum su aramıştı,
Ana yüreği yanmıştı,
Kerbela’da, Kerbela’da” ağıtları söylenir, dudaklarda mırıldanır olmuştur.
***
Hadisenin cereyan ettiği dönemde iktidarı elinde tutanlar, Hz. Hüseyin (r.a)’ın meselesini, davasını, yürüyüşünü anlama konusunda ciddi bir çaba göstermemişler ve ona karşı güç kullanmaktan başka bir şey düşünmemişlerdir. Ne yazık ki iktidarı oluşturanların basiretsizlikleri ve duyarsızlıkları neticesinde ortaya bir facia çıkmıştır.
Hz. Hüseyin (r.a)’ın mübarek başı kendine getirilince Yezid’in ağlayarak “Bana Hüseyin’i öldürmeden itaat ettirmenizi istemiştim. İbn Sümeyye’ye Allah lanet etsin. Hüseyin’le ben karşılaşsaydım, kendisini bağışlardım” demesi de kendisini kurtarmayacaktır.
Kerbelâyı Anlamak; Gönül Coğrafyasını Kerbelaya Çevirmemektir.
Kerbelâ olayı tüm insanlığın ve Alevisiyle Sünnisiyle bütün Müslümanların ortak acısıdır. Kerbelâ olayı bir mezhep çatışması olmayıp, mezhep tartışmalarına malzeme yapılamaz. Ayrıca Kerbela üzerinden bir ayrılık gayrılık oluşturmak müminler topluluğuna yakışmaz…
***
Medine’nin kenar semtlerinde fakirler vardı. Gece kapıları çalınırdı. Bakarlardı ki kapıda bir çuval un, karanlıkta kaybolup giden adamın Hz. Hüseyin olduğunu ancak Kerbelada şehit edilince anladılar.
Ne Mi Yapmamız Gerekir?
Aç olanı doyurmak, susuzları suya kandırmak, olmayana vermek, yaşatmak için yaşamak gerekir.
Düşene el uzatmak, insanların haliyle hallenmek, derdiyle dertlenmek, yaralarına merhem olmak, ağlayanın gözünün yaşını silmek gerekir.
Mazlumların yanında yer almak, zalimin zulmüne karşı koymak gerekir.
İnsan, mümin olsun olmasın, Allah’ın kulu ve güzel bir emanetidir. İnsanı insan görmek, herkesi kendimiz gibi bilmek, elinden ve dilinden emin olunan olmak, Merhametlilerin en merhametlisinin kulu olduğumuzu unutmamak gerekir.
İnsanların topluluk halinde yaşamaya başladığı günden beri, sen, ben, biz, siz, bizler, ötekiler gibi kavramlar hep kullanılmıştır. Dün vardı, bugün var ve yarın da olacak. Fakat karşımızdaki kim olursa olsun, onu bir şekilde yaftalarken, kendimizi de ötekileştiriyoruz. Ortak paydalarımızı unutuyor, üstünlük yarına giriyor ve benlik sevdasına düşüyoruz.
***
Aklı başında insanlar olarak aşure gibi, aynı kazanda kaynayıp, birbirimize tadımızı vermeyi bilmemiz gerekiyor.
Kısacası bugün mezhebi, meşrebi, dili, kültürü, coğrafyası ne olursa olsun dünyadaki bütün Müslümanların yeni kerbelalar yaşamaması için ortak bir dil, ortak bir kültür, ortak bir düşünce, ortak bir gönül birlikteliği geliştirmesi gerekiyor. Kardeşliğimizi tesis etmemiz gerekiyor.
Yeni Kerbelaların yaşanmaması için ortak bir dile, yüreklerimizi birleştirmeye, birbirimize gönül kapılarımızı açmaya ihtiyacımız vardır… Cimrilikten cömertliğe, Zulmetten nura, Dalaletten hidayete, Anarşiden sükûnete, Zulümden adalete, Nefretten sevgiye, Kinden şefkate, Esaretten hürriyete, Kölelikten efendiliğe, Batıldan Hakk’a, Şeytandan Allah’a, Çirkinden güzele, Taassuptan sağduyuya, Zarardan kârâ yürümek gerekir. Birbirimizi anlamak gerekir.