FITRAT ÖZDE OLANI ORTAYA ÇIKARMAKTIR
Fıtrat, varlıkların yapısını oluşturan, geliştiren ve değiştiren kanunlar bütünüdür. İnsanların, hayvanların, bitkilerin, yerin, göğün, kurumların, kavramların hâsılı her şeyin yapısı ve işleyişi fıtrata göredir. Bir cisimden ...
Fıtrat, varlıkların yapısını oluşturan, geliştiren ve değiştiren kanunlar bütünüdür. İnsanların, hayvanların, bitkilerin, yerin, göğün, kurumların, kavramların hâsılı her şeyin yapısı ve işleyişi fıtrata göredir.
Bir cisimden başka bir cismin meydana gelmesi, ona ait tohumun yarılıp açılmasından, filizlenip büyümesinden meydana gelir. Gelişen o canlı tekrar tohuma dönüşmekte, tohum tekrar filizlenip aynı cins canlının neslinin devamını sağlamaktadır.
Fıtrata uygun yaşamak, insanın beden toprağına yüklenen fıtrat tohumunu, vahiy yağmuru ile buluşturmak, canlı kalmasını temin etmektir. Vahiyden ışığını, ısısını, suyunu, havasını almayan fıtrat çürümeye mahkûmdur. Bu bağlamda yapılması gereken; Allah’ın boyasına boyanmaktır… Kuran ahlakı ile ahlaklanmaktır… Sünneti seniyyenin disiplinine girmektir…Nitekim Allah Teâlâ mahlûkatını kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hal, bir kabiliyet üzere yaratmıştır.” (İbn Manzur, Lisânü’l-Arab, Beyrut, (t.y.), V, 55).
FITRAT BOŞLUK KABUL ETMEZ
Fıtrat üzere olmak, yaratıldığı gibi olmak demektir.Allah Tealâ’nın “ahsen-i takvim”, yani en güzel şekilde yarattığı gibi olmak, o hali korumaktır. İnsanoğlunun yaratılışındaki orijinalliği demektir.
Allah-u Teâlâ’yı, mahlûkatı, kendisini bilen, fıtrat üzere olan Adem olarak şereflenir, haniflerden olur, halife sıfatını kazanır. Fıtratını korumak isteyen de takva zırhını kuşanmalıdır. Boşluk kabul etmeyen fıtrat, hangi korkuları, sevgileri, bilgileri yüklerseniz ona göre şekillenir. Her şeyin ne hikmetle yaratıldığını bilen, adetullaha, sünnetullaha, fıtratullaha uygun hareket eder.
İBADETLER FITRATI KORUMAK İÇİNDİR
İslâm fıtratın dinidir. İnsan ve ona ait organlar fıtrat üzere kaldıkları sürece, Allah’a teslim olurlar. Eğer onlara dış etkenler tesir etmezse, onların fıtratında âlemlerin Rabbine teslimiyet vardır. Müslümanların her namazda “Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir. ” demeleri, sahip oldukları şehvet ve öfke duygusuna yenilmek istemediklerinin göstergesidir. Allah (c.c) iradesi ile ibadet etme imkanı verdiği insanı ve cinleri, ibadet ve kendine kullukla mükellef kılmış, emaneti onlara indirmiş, nimetlerin şükrünü eda etmelerini istemiş diğer mahlukatı sorumlu tutmamıştır. Allah (c.c.) insanın aslını bu şekilde temiz ve saf kılmıştır. “Onlar nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah bir toplumun durumunu değiştirmez” (13/Ra’d, 11), “Biz ona hayır ve şer olmak üzere iki yol gösterdik” (90/Beled, 10), “Biz ona yolu gösterdik, ya şükredici veya nankör olur” (76/İnsân, 3).”Rabbim buyuruyor ki: Ben bütün insanları Hanîf (sâlim fıtrat, tevhid) üzere dünyaya gönderdim. Sonra şeytanlar onları dinden saptırdılar. Benim helâl ettiklerimi onlara haram ettiler, insanlara Bana şirk/ortak koşmalarını söylediler. Oysa o ortaklar hakkında hiçbir delil indirmemiştim.” (Müslim, Cennet 63; Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, 162)
Fıtratın tekamülü için ibadetlerin düzenli bir şekilde yapılması, kişiyi güzel ahlaklı, çevresine ve kendisine karşı sorumlu bir birey yapar. Güzel ahlak, doğru ilkelerin insanda davranış haline gelmesi, alışkanlığa dönüşmesi durumudur. Hz. Aişe’nin ifadesiyle Hz. Muhammed’in güzel ahlakî Kuran ahlakî idi. O bir sözünde “İnananların iman yönünden en mükemmeli ahlakî en güzel olanıdır.” buyurmuştur. (Tirmizi, İman, 2612 hadis.).