☰
✕

Beklentisiz Olmak Mucizelere Kucak Açmaktır

13 Ekim 2015 - 13:20

Beklentisiz Olmak Mucizelere Kucak Açmaktır   Kişi dünya ile ne kadar iç içe ise dünyadan beklentisi de o nispettedir. Dünya ve içindekilere haddinden fazla kadir kıymet verenler, ...

Beklentisiz Olmak Mucizelere Kucak Açmaktır

 

Kişi dünya ile ne kadar iç içe ise dünyadan beklentisi de o nispettedir. Dünya ve içindekilere haddinden fazla kadir kıymet verenler, dünyada misafir olduklarını ve kefenin cebinin olmadığını unutma gafletine düşerler. Allah’a el açma, O’ndan isteme konumunda iken başkalarına el açma ve dilencilikte bulunma zilletine düşerler.

En şerefli varlık insan, mahlûkata el açmayacak kadar aziz yaratılmıştır. Her şey kendine hizmet ederken görevini ihmal ederek, halifeliğin gereğini ifa edemeyenler kendilerini telef ederler. Mahlûkattan bir şey beklemek insanın kendi şahsına ve yaratıcısına karşı yaptığı en büyük hakaret ve en büyük saygısızlıktır. Kul, isteyeceğini yalnızca Allah’tan istemeli, Allah için vermelidir.

 

ACABA NEYİN DELİSİYİZ

Hem Hasan Basri Hazretlerine sahabe hakkında sorulduğunda “Eğer siz onları görseydiniz bunlar deli derdiniz. Ama onlar sizi görselerdi, bunlar Müslüman değil, bunlar ahirete iman etmiyorlar derdiler”  buyurması, dünyaya ne kadar daldığımızı, ne kadar dünyevi beklentiler karşısında acınacak duruma düştüğümüzü bize haykırmaktadır.

 

BURASI SENİN EVİN DEĞİL

Kişi dünyaya dünya kadar, ukbaya ukba kadar değer vermeli, kader planında takdir edilene rıza göstermeli, yarını adına kendini temize çıkarmaya çalışmalıdır. Dünya nimetleri karşısında nimetlerin kendini şımartmasına müsaade etmemeli,  nefsinin dizginlerini bırakmadan “Dikkatli ol, sen burada misafirsin, burası senin evin değil” diye bilmelidir.

Beklentisizlik, insanın yükünü azaltır. Beklentisiz olmak, dünyada akarsuyun sürüklediği çer-çöp gibi sürüklenmek değildir. Tevekkül bile tedbir almaya ve duruşu göstermeye bağlanmıştır. İrade varsa, iradeye yön vermek esastır.

 

BEDEL İSTEMEME PEYGAMBER SÜNNETİDİR

Bilhassa beklentisizlik, “Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemîn’dir” (Şuarâ, 26/109) diyen Peygamberliğin şiarı olup, tezahürü de insanları kurtarmak için meşakkatlere katlanma ama bütün bunlara bedel hiçbir ücret istememedir. Efendimizde  “Sizden bu hizmetim için hiçbir ücret istemiyorum, malınız sizin olsun! Benim ücretim yalnız Allah’a aittir ve O, her şeye şahittir” (Sebe’, 34/47) buyurmuş, “Ben size dini öğrettim, haydi siz de bana diyet ödeyin!” manasına gelebilecek en ufak bir imada bulunmama adına ashabından hiçbir dünyevi beklentiye girmediği için bir Yahudiden veresiye yiyecek satın almış ve borcuna mukabil demirden mâmul zırhını rehin bırakmıştır. Bu borcu ödeyemeden âhirete irtihal buyurunca, Hazreti Ebû Bekir (radiyallahu anh) bedelini vererek Nebî yadigârı mübarek zırhı rehin olmaktan kurtarmış ve onu Hazreti Ali’ye (radiyallahu anh) emanet etmiştir.

 

MÜKÂFATI AHİRETE BIRAKAN KAZANIR

Kıldığımız namazdan, tuttuğumuz oruçtan, verdiğimiz zekâttan ve kestiğimiz kurbandan bile ne kadar beklenti içine girdiğimizi, ahirete ne bıraktığımızı düşünmemiz gerekir. Bir Kurban Bayramı sabahında bayram namazından sonra evine gelen Efendimiz (sas), validemize  “Aişe! Kurban etini dağıttınız mı?” sorunca,” Dağıttık ya Resulallah!.. “ cevabını alır. Tekrar “ Ne kadarını dağıttınız? “ diye sorunca “ Hepsini de dağıttık, bir buttan başka bize kalmadı!..” cevabını alır. Bunun üzerine “Desene ey Aişe, bir buttan başkası bize kaldı!.. “ buyurur.

Yarını için hazırlananlar, aldanmama ve kaybetmeme adına hayatlarına yön verenler, her zaman beklentisiz olarak mucizelere kucak açarlar.